Yeni dünyaya eski elçi

08.02.2013 00:10

Melih Altınok

Türkiye solunun genişçe bir kesimi, her türlü başarısızlıklarının ya da yenilgilerinin nedeni olarak ABD’yi görüyor.

Bu umacı, onları ideolojilerini ve pratiklerini, geçmişlerini tartışma zahmetinden kurtarıyor. Psikolojide bu durum “aşkın tavır” olarak adlandırılıyor.

Siz “tesisi yok” ya da “eloğlu çok yaman” diye okuyabilirsiniz.

Mesela “kendi ordularının” 12 Mart muhtırasını Devrimci Gençlik dergisinde destekliyorlardı. Ancak Dolmabahçe’de hafta sonu izni için karaya çıkan “gâvur” askerini dövmeyi antimilitaristliklerinin olduğu kadar antiemperyalist olduklarının da göstergesi sayıyorlardı.

Son günlerde ise antiemperyalizmi, halkını katledip demokrat dünyaya kafa tutan Esad gibi diktatörlerin yanında saf tutmaya kadar indirgediler.

Başkentteki Suriye elçiliğinin yanından elini kolunu sallayıp geçen intihar eylemcisini, ABD elçiliğine süren DHKP-C’nin sahiplenme mesajı net değil mi mesela?

Örgüt bu saldırıyla ülkelerini yıllardır faşist diktatörlüklerle yöneten, halkı toplu katliamlarla kıran Esad’a, Mübarek’e ve Kaddafi’ye “sahip çıktım” diyor.

Bu diktatörlere karşı askerî bir operasyona girişmeden sokaktaki halk devrimlerini destekleyen ABD’yi ise cezalandırdığını söylüyor.

Çünkü onlar içinde önemli olan ağızlarından düşürmedikleri gibi halkların kardeşliği, sivillerin canı, özgürlüğü falan değil.

Konjonktür safları ve hedefleri değiştirse de varoluşlarını yıllardır emziren makul düşmanlarını değiştirmek istemiyorlar.

Türkiye’nin üçüncü dünyadan kopmaması için memur edildikleri görevlerine devam ediyorlar.

Kısacası yegâne işlevleri kendilerine “konak” olan içteki ve dıştaki statükoyu devam ettirmek.

Yoldaş Ricciardone

ABD ve emperyalizmi konusundaki tavrımı sorarsanız, “Obama bizde seçimlere girse de gönül rahatlığıyla oy kullansam” diyerek lafı uzatmadan yanıt veririm.

Ancak benim aslında bir “mesafeye” işaret eden bu tavrım, ağızlarından antiemperyalizm sloganlarını düşürmeyenlerde neredeyse yok.

Zira varlıkları birbirlerine bağlı. Tıpkı Althusser’in devletin ideolojik aygıtları (DİA) gibi, muhalefetleriyle bile bugüne değin düşman ilan ettikleri ABD’nin Türkiye’deki etkinliğini meşrulaştırdılar.

Asker onların desteğiyle darbeler yaptı, diğerleri de terör eylemleriyle askerin politikadaki ağırlığının, OHAL’lerin, sıkıyönetimlerinin, MGK’larının varlığına gerekçe oldu.

Ancak, yeni Türkiye’deki malum kesimler süreci okuyamasalar ve tavır değiştirmeseler de, yeni binyılda değişen dengeler ve özellikle Obama ile birlikte yılların paradigmalarının ve özcü yaklaşımlarının konforu sarsılıyor.

Siyahî Başkan’ın demokrat ve ezber bozan tutumu malumunuz.

İçinde zengin mesajlar barından son icraatı neredeyse bir savaş ve sınır ötesi operasyon karşıtı olan Chuck Hagel’i, İsrail’in sert karşı muhalefetine rağmen ülkenin en stratejik makamlarından biri olan Savunma Bakanlığı’na ataması oldu.

Ancak, ABD “iktidarı” da tıpkı bizde olduğu gibi homojen değil.

Ankara büyükelçileri Ricciardone’nin demokratikleşme davalarında Yargıtay aşamasına bile gelindiği hâlde “neyle suçlandıklarını bilmiyorlar” türünden Yazgülü Aldoğan seviyesinde bir ulusalcının bile başvurmayacağı argümanlara sarılmasına bir bakın.

Washington, elçilerinin “eski” alışkanlıklar ve Ankara’da ağırlıklı olarak görüştüğü ulusalcı ve romantik solcuların enformasyonları nedeniyle sahip çıktığı darbecilerle, Ergenekoncularla, dün elçiliklerine yapılan saldırının faillerinin yolunun kesiştiğini aklından çıkartmalı.

Zira Türkiye’nin demokratikleşmesini, sivilleşmesini, dünyaya entegrasyonunu savunan ve çoğunluğu oluşturan demokratlar da son yılarda değişmeye başlayan ABD algısını akıllarından çıkartamaya oldukça müsaitler, hatırlatalım.

melihaltinok@gmail.com

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim