Yeni Bir Yol Ağzındayız

14.04.2010 10:43

Ahmet Örs

Sistem içinde olmak ya da olmamak, olunacaksa ölçüyü tutturmak Müslümanların eskiden beri kıyasıya tartıştıkları ve onlara kimlik kazandıran meselelerdir.

Tevhidle tanışmış kişi/ler olarak Müslüman birey ya da çevrelerin temel ilkelerle mücehhez olmaları tabii bir gelişim seyri olarak kabul edilmeli. Ancak ilkelerin hayatla buluşması içtihadi bir alanı ifade eden önemli bir durumdur.

Türkiye İslami hareketi artık kendi kabuğunu çatlatıp hayatı çepeçevre kuşatan yakıcı problemlerle ilgili söz söyleyebilme cesaretini göstermeye çalışıyor. Ders halkalarında öğrendiği tevhid ve şirk teorisini içinde yaşadığı hayatta pratize etmeye çalışıyor. Elbette bu hususta geçmişte birtakım tecrübeler var ancak bir bütün halinde ve iddialı bir şekilde bunun yapıldığına pek tanık olunmadı.

Dernekleşme süreci bu bağlamda son derece önemli bir tecrübedir. Sözümüzle kamu önüne çıkmak, kapalı havzalardaki düşünsel ve imanî perspektifi test etme imkânını biz Müslümanlara vermiştir. 28 Şubatın en yakıcı günlerinde Muş’ta çalıştığım okulda başörtülü üç öğretmen kardeşimizin memuriyetlerine son verilmişti. Ben bir asker öğretmen olarak son derece az sayıdaki üyenin çoğunun uğramadığı sendikada -asker olduğum için üyelik hakkım olmayarak- kendi eşi de bu üç hanım arkadaştan biri olan sendika başkanıyla birlikte bu zulmü protesto eden bir basın açıklaması yazmıştım. Çalışma hayatının kuşatması bir yandan, 28 Şubatın pervasız baskısı bir yandan, askerliğin kuşatması bir yandan, sendika açıklaması-İslami kimlik ilişkisini kurmak/ayarlamak problemi bir yandan olmak üzere kamuya dönük siyaset üretmenin güçlükleriyle somut bir biçimde karşı karşıya kalmanın ne demek olduğunu çok daha iyi görmüştüm.     

İlke tartışmalarını kapalı havzalarda steril teorilerle oluşturmak, yönlendirmek yerine çok daha önemli adımlara ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Evlerde yaptığımız tartışmaların ertesinde okullarda çalışan personeller olarak onaylamadığımız hangi uygulamalara maruz kaldığımızı aynı süreçleri yaşayanlar gayet iyi bilir. Akşam tevhid ve şirk dersi yapıp ertesi gün okulda hizaya giren ve sendikalar üzerinden en azından Kemalist tahakkümü geriletmeye dönük çabalara omuz vermeyi İslami mücadeleye aykırı bir tutum, ondan bir sapma olarak kabul edip acımasızca mahkûm eden, bu mücadele aracını demokrat ya da liberal sapma olarak görenlerin hala bir öneride bulunduklarını maalesef göremedim. Hâlbuki bütün zulümler aynen devam ediyor ve Kemalist tahakkümü geriletmeye çalışanlar hatalarıyla birlikte sistemin içinde bir hat oluşturup onu kalınlaştırmaya gayret ediyorlar.

Müslümanlar arasında, inancımızı kurtuluş çağrısı olarak hayata sunma aşamalarındaki çabaları ilkelerden sapma olarak değerlendiren tartışmaları bu perspektiften değerlendirmeli. Fiiliyata tekabül etmeyen, asgari ücretle, özelleştirmelerle, Kürtler, Ermeniler, Aleviler gibi farklı toplumsal kesimlerin sorunlarıyla buluşmayan söylemlerimizi arı duru ilkeler olarak kabul etmek sorgulanması gereken bir yaklaşımdır ve temel çağrımız budur. Bu çağrıda ilkeleri feda etmek içeriğini nasıl algılayabiliriz? Korkularımız kapalı havzalarımızın bir ürünü olabilir ancak ve biz bunu ilkelere sadakat zannedebiliriz. “Adalet nereden gelirse gelsin olur” sözüyle mahkûm edilen gayretlerin acımasızlığa kurban edildiğini düşünüyorum. İslami kimliğimizle dünyanın bütün fert ve halklarına karşı adalet ve kurtuluş çağrısını dillendiren vicdanımız içtihadî açılımlarda bulunabilir ve bu süreçte hatalar da yapabilir. Bir gün içerisinde bile ne hatalar yapıyoruz! Peygamberden sonra Cemel’de, Sıffîn’de adalet mücadelesi vermeye çalışan sahabelerin birbirine girmesi istendik bir şey değildi elbette ama hayat her zaman saf doğrular üzerinden gitmiyor ne yazık ki!       

Türkiye Müslümanları yakın dönemde çok daha geniş ve sarsıcı tartışmalar yapacaklar, öyle görünüyor. Bu tartışmalar yapılmak zorunda. Egemenlik mücadelesinde taraf olan bizler sahaya nasıl ineceğimizle ilgili yeni mücadele biçimleri önermek/öğrenmek zorundayız. Vahyin rehberliğinde nasıl bir toplumsal şahitlik sunacağımız meselesi bizim temel meselemizdir. Bugün televizyonlara çıkıp yakın tarih tartışan ağabeylerimiz, katsayı adaletsizliğine, kafes, balyoz planlarına karşı çıkan arkadaşlarımız; tersane işçilerinin, asgari ücret köleliklerinde hayatları kararan işçilerin öykülerini yazan hikâyecilerimiz; mendil satan çocuklara şarkı yapan müzisyenlerimiz; Kemalist tahakküm altında ezilen çocuklarımız için haykıran sendikacılarımız varsa biz epeyce bir alana farklı araç ve imkânlarla yayılmaya başlayan bir güce dönüşmeye en azından niyet etmişiz demektir. O halde kapalı havzalarımızdan çıkışın doğum sancısı içerisindeyiz, ne olduklarını iyi tespit edeceğimiz ilkelerimizi yeni içtihatlarla hayatın ortasına doğru yürütecek yeni bir yol ağzındayız demektir.

  • Yorumlar 15
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim