1. YAZARLAR

  2. Melih Altınok

  3. Yeni bir film mi, yine bir film mi
Melih Altınok

Melih Altınok

Yazarın Tüm Yazıları >

Yeni bir film mi, yine bir film mi

A+A-

Kemal Kılıçdaroğlu’nun Önder Sav ve ekibini tasfiye eden darbesini, maziyi hayırla yâd edip “Cinema Paradiso” tadında bulanlar var.

Kılıçdaroğlu’nun henüz netleşmediğini, ancak “içgüdüsel olarak” doğruya meyledeceğini savunanların karakteristiğini en iyi yansıttığını düşündüğüm Milliyet yazarı Aslı Aydıntaşbaş umutlu olanlarımızdan örneğin.

Perşembe günkü yazısına “Dün bir umut doğdu CHP’ye” diye başlayan Aydıntaşbaş, “Türkiye’nin geleceğiyle ilgili iki zıt vizyon arasında kıyasıya bir mücadele bu” diyor. “Aksi CHP’liler yerine, genç, yeni yüzler” göreceğinden ötürü memnuniyetini dile getiriyor.

Evet, umuda sözümüz olmaz. Hele “Daha daha” diyerek CHP’yi evrensel sola ve demokrasiye doğru evriltmesi için genel başkana cesaret vermeye hiç itirazımız olmaz.

Ama demir hakikaten tavında dövülüyor. Eğer Sayın Kılıçdaroğlu, kimilerinin zihninde, 70’lerde Bülent Ecevit’in CHP’nin devlet kuran parti sıfatından fiili kopuşunu anımsatan bir devrime soyunacak cesareti bulduğu izlenimi uyandırmışsa, niçin kalender meşrep davranacağız ki?

Ama alıştık, sözkonusu yerli malı prodüksiyonlar olunca, ecnebilerin politik sinemasını okumak için kullandığımız evrensel kriterlerin yerine, daha büyük gözlü eleği ikame etmeye.

Kendisinden devrim beklemediğiniz sağ muhafazakâr bir partinin, üzerinde konsensüs sağlanan demokrasi adına çıkışları karşısında “Yetmez ama evet” demek makul hatta çoğu zaman da elzem bir tavırdır. Ama sözkonusu, sol bir partinin doğal tabanını oluşturan ancak ehvenişer demek zorunda kalan naçar ezilenlerin “tepkilerini” makul muhalefetin sınırları içerisinde absorbe eden, adeta darbe rejiminin ideolojik bir aygıtı gibi çalışan, özetle solun önünü tıkayan bir partiyse kuşkusuz ki daha agresif davranmak gerekir.

Buna karşın, Kemal Kılıçdaroğlu’nun kameraların karşısına geçip elleri titreyerek yaptığı konuşmanın girizgâhında heyecanlandığımı itiraf etmeliyim. “Hadi” dedim “hadi kop da gel!”

“Bize statükocu yakıştırması yapıyorlar. Partideki korku imparatorluğunu yıktık, bundan sonra Türkiye’deki korku imparatorluğunu da yıkacağız. Adımız belli: Halkın partisiyiz. Halkıma güveniyorum!”

Obara...

Ama auter yönetmenimizin, genel af ve Dersim çıkışlarında olduğu gibi, aksiyon eğrisini zirveye çıkarmadan düşürme gibi bir tarzı olduğunu unutuverdiğimi anladım kısa bir süre sonra:

“Yetki verin, izin verin, CHP’yi Mustafa Kemal’in özgür CHP’si haline getirelim.”

Hayda...

Kılıçdaroğlu yeni CHP’sinin yeni MYK’sını açıkladığındaysa, Antonioni’den, Godard’dan sekans apararak çekilen çakma bir “yeni dalga” filmini izlediğime şüphem kalmamıştı ne yazık ki.

Kısa bir süre önce, askerlerin siyasilere verdiği muhtelif notalardan biri hakkında yorumunu sorduğum Mesut Değer, seçim ve hukuk işlerinden sorumlu genel başkan yardımcısı olmuştu.

Oley...

AKP’nin yoksullara yaptığı sosyal yardım politikalarını eleştiren, ‘özgürlükçü’ türban kreasyonlarıyla Doğramacı ve Evren gibi stilistlerin pabucunu dama atan ‘solcu’ Prof. Sencer Ayata AR-GE BYK Platformundan sorumlu...

Var ol...

Tamam, daha fazla uzatmayacağım. Ve, the end:

“Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Prof. Dr. Süheyl Batum!”

Enternasyonal marşı eşliğinde alkışlar, nümayiş...

Ağayla marabanın “biz bu haltı niye yedik” fıkrası gelmiyor mu sizin de aklınıza?

Gelmiyor mu? Sinemadan anlamadığınız kadar ısrarcısınız da demek kolaycılık olur, kıyamam da zaten. O halde devamı çekilen ‘Viva Gandi’nin dün Ankara’daki platosunda kurulan setine götüreyim sizi. Yönetmen koltuğunda yine Kılıçdaroğlu, giriş de yine serinin ruhuna uygun.

“CHP devrimcilerin partisidir!”

Oh ne âlâ ne âlâ...

“Ama bir şeyden emin olmanızı istiyoruz. Biz yeni CHP gibi derken, geçmişi unuttuk gibi bir anlayışı reddediyoruz. Yeni CHP’den kastımız, CHP’nin yeni yönetimidir.”

Mısırlar elimizde patladı yine, frigolarımız da eridi.

Biliyorum, kızan dostlarımız var aramızda, “Ne kadar acımasızsın, bir şans bir şans” diye söyleniyorlar.

Peki, iktidar mücadelelerinin manifestosunu yazan The Godfather dışında üçlemelerden pek hazzetmeyen solfiller olsak da, istidadına güvendiğimiz yönetmenimiz Kılıçdaroğlu’yu izlemeyi sürdüreceğiz.

Bakalım son filminde, 80 yıllık CHP anlatı geleneğinin dışına çıkıp, öykündüğünü söylediği Ecevit’in ortanın solu çıkışına en azından yakınlaşan politik bir program ortaya koyabilecek mi? Kurguda, kemikleşmiş ulusalcı tabanını huzursuz etmeyi göze alıp, partinin Kemalizm ekseninden azıcık da olsa uzaklaşmayı göze alabilecek mi?      

Boş verin yanınızdaki yeninizdekilerin “makul ol” çağrılarına Sayın Kılıçdaroğlu. Koltukta kim oturuyorsa yönetmen odur. “Kurmaca bir film, gerçeğin hizmetinde saniyede yirmi dört kare yalandır” sözünü aklınızdan çıkartmadan “gerçekçi” olun yeter.

TARAF

YAZIYA YORUM KAT