1. YAZARLAR

  2. Yasin Aktay

  3. Yeni bir dünyanın haberlerini doğru okumak
Yasin Aktay

Yasin Aktay

Yazarın Tüm Yazıları >

Yeni bir dünyanın haberlerini doğru okumak

A+A-

 

Son yıllarda yeni bir dünya şekillenmekte ve Türkiye bu şekillenen dünyada önemli bir aktör olarak rol oynamaktadır. Bunun anlamını tabii ki abartmayalım, bu Türkiye'nin dünyanın merkezine oturduğu anlamına gelmediği gibi kimsenin böyle bir iddiası da yok. Esasen bugün şekillenmekte olan dünyanın ne bugününde ne geleceğinde tek bir merkez de yok, namütenahi bir etkinlik mücadelesi var.

Türkiye kendi iç sorunlarını hallettikçe gelişmekte, büyümekte ve kendi âleminde gittikçe önemsenen bir çekim merkezi haline gelmektedir. Belki böyle ifade etmek daha gerçekçi olur. Türkiye'nin bu cazibeyi kendi ulusalcı söylemleriyle başaramayacağı da açıktır.

Dolayısıyla bir dünya gücü olmak ile ulusalcı veya etnosentrik bir söyleme sahip olmak arasında ters bir ilişki var. Türkiye ulusalcı söyleminden veya sınırlarından kurtuldukça daha çok büyüyor, daha çok önemseniyor. Başkaları tarafından önemsenmenin yolu başkalarını önemsemekten geçiyor.

Türkiye'nin bölgedeki büyümesi kendi komşularına veya saygı gördüğü ülkelere karşı daha saygılı bir tutum içinde olmasıyla daha fazla mümkün oluyor. Türkiye Mısır, Tunus, Libya, Suriye, Suudi Arabistan halkların nezdinde bugün çok daha saygın ve etkin bir yerde ise bu halklara karşı eski kibirli, etnosentrik, ulusalcı tutumundan vazgeçmiş olmasından dolayı veya vazgeçebildiği ölçüde bu yerdedir. Bugün Gazze'nin acısını yüreğinde hissettiği için, Gazze halkıyla bütünleştiği için Türkiye Gazze'de ve Gazze üzerinden bütün İslam dünyasının gönlünde bir tahta kurulmaktadır. Bu tahttan uluslar arası ilişkilere dair bir etkinlik, bir liderlik veya bir üstünlük hesabı güdülmediği için bu taht sağlamdır. Gazzelilerin gönlünde sahip olduğumuz tahtın karşılığında Gazzelilerin de bizim gönlümüzde bir tahtı vardır. Bu bir iktidar tahtı değil bir gönül tahtıdır.

Bütün bunları niçin söylüyoruz?

Tabii ki, Türkiye'nin son günlerde Ortadoğu'da ve bütün İslam dünyasındaki tarzı siyasetini anlamakta zorlananlara bir hatırlatma, bir tembih için. Türkiye bugün meydan okuyorsa kendi ulusal kimliği adına değil bütün bu gönül coğrafyasında birleştiği halklar adına meydan okuyor. Bir iddiası varsa bu halklar adına vardır. Yoksa kimsenin Türklerin efendiliğine merakı veya rağbeti olmadığını, olamayacağını bilir.

Açıkçası, Türkiye bugün dünya siyasetinde unutulmaya yüz tutmuş insani değerler adına hareket ediyor. Bu değerlerden yola çıkıldığında dünya düzeninin tam bir fecaat içinde olduğu görülüyor. Bu değerleri kimse reel-politiğin tatlı konforundan çıkıp hatırlamıyor, hatırlatmıyor. Başbakan Erdoğan'ın son çıkışlarıyla özellikle BM'in yapılanmasına, NATO'ya, AB ve insan hakları kurumlarına yönelttiği itiraz ve eleştiri birilerinin konforunu, belli ki, bozuyor, ama tam isabet. Bu sayede yeni bir uluslar arası eksen doğuyor.

Bu eleştirileri birilerine liderlik için araçsallaştırmak da mümkün, ama emin olun bu hemen sırıtır. Başbakan Erdoğan Türkiye iç-siyasetinde kitlelere kanıtladığı samimiyet ve sıcaklığını dünya ölçeğinde bu eleştirileri yaparken aynı düzeyde hissettiriyor ve önemseniyor, taraftar buluyor. O yüzden daha önce birçok başka ülke lideri tarafından dile getirilip ıskartaya çıkartılmış eleştirilerden ayrılıyor Erdoğan'ınkiler.

On yıllık iktidarı esnasında adamakıllı bir muhalefet yokluğundan hep şikâyet eden Başbakan aslında Türkiye iç siyasetinde bu on yılın uzunca bir süresini ülkedeki derin ve kayıt dışı iktidara muhalefetle geçirdi. Bir süre sonra Türkiye içinde gerçek anlamda iktidara geldikten sonra bugün küresel ölçekte bir muhalif söylemi ve rolü üstlenmiş durumda. Erdoğan'ın (aslında bir ölçüde de İslamcılığın) asıl gücünü muhalifliğinden aldığı yönündeki analizler için bu yeni söylem karşısında önemli bir gözlem alanı çıkacaktır.

İki gündür, Türkiye'nin Hamas ile İsrail arasındaki arabuluculuğu Mısır'a kaptırmış olduğu yönünde, hayret verici değerlendirmeler duyuyoruz. Ne kadar sığ, ne kadar eski kafa değerlendirmeler! Belli ki Türkiye'nin iddiasını baştan sona yanlış anlayan yaklaşımlar bunlar.

Bir defa Zaman Gazetesi'nden Kerim Balcı'nın da hatırlattığı gibi, Mısır'ın Refah kapısı dolayısıyla Gazze'yle doğrudan ilişkisi; Mursi'nin ve Hamas'ın her ikisinin İhvancılık ortak paydası var.

İkincisi Mavi Marmara sorunu dolayısıyla İsrail ile doğrudan görüşme yapmıyor olması Türkiye'nin kendi tercihi. Burada bir an önce ilişki kurmaya can atan taraf İsrail. Bu durumu 'Türkiye'nin İsrail ile ilişki kuramıyor olması' şeklinde algılamak veya yansıtmak feci bir aşağılık kompleksinin ürünü. Oysa Türkiye orayı geçeli yıllar oldu.

Üçüncüsü, diyelim ki bu meselede değil de başka bir meselede Mısır'ın Türkiye yerine öne çıkıp rol alması Türkiye'yi rahatsız etmez, aksine Türkiye'nin iddialarını güçlendirir. Türkiye'nin iddiası halklarına dayanan yönetimlere her halükarda güvenileceği ve bu yönetimlerin iradelerine saygı duyulacağıdır. Tarih sahnesine bu yolla dönen Mısır'ın öne çıkması Türkiye'nin kaybı değil talebidir. Çünkü kazanan harici güçler değil Mısır halkı olmaktadır. Nitekim hatırlatalım ki, İran, Suudi Arabistan, Türkiye ve Mısır arasında Suriye üzerine düşünülen ve bir süre önce gerçekleşen dörtlü toplantının İstanbul yerine Kahire'de olmasını bizzat Türkiye istedi. Türkiye'nin Mısır'ı kendine rakip olarak gördüğünü kim söylüyor?

Türkiye ile Mısır arasında, Erdoğan ile Mursi arasında gönülden gönüle açılmış bulunan yolu görebilmek için başka bir göz lazım, demek ki.

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT