1. YAZARLAR

  2. Ayşe Hür

  3. Yeni bir başlangıç ümidi: Türk-Ermeni Teâli Cemiyeti
Ayşe Hür

Ayşe Hür

Yazarın Tüm Yazıları >

Yeni bir başlangıç ümidi: Türk-Ermeni Teâli Cemiyeti

A+A-

SAVAŞ SONRASI . 11 Ekim 1922’de Mudanya Mütarekesi’nin imzalanmasından sonra İstanbul Ermenileri toplu halde yurtdışına göç etmeye başlamışlardı ancak Patriklik Makamı yeni durumla ilgili ne yapacağını henüz kararlaştıramamıştı. Ermenilerin başlarına gelenleri eski dönemin hatası olarak görmeye eğilimli olan Patrik Zaven, Ankara hükümetinin İstanbul’daki temsilcisi Refet (Bele) Paşa’ya ‘hoş geldin’ ziyaretine gitmiş ve Ermenilerin yeni idareye sadık olduklarını bildirerek tebriklerini sunmuştu. 27 Ekim 1922 tarihli Joğovurti Tsaynı gazetesinde, Tavit Der Movsesyan öncülüğünde, amacı milliyetçi Türklerle Ermeniler arasında samimi ilişkiler tesis etmek olan bir oluşumdan bahsediliyor, bu oluşum için Dâhiliye Nezareti’nden de gerekli iznin alındığını belirtiliyordu. Ancak 29 kasımda Anadolu Telgraf Ajansı’ndan gönderilen bir haber, Ermenileri zor durumda bıraktı. Habere göre bazı Ermeniler ileri gelen Kemalistlerden birkaçını öldürtmek amacıyla İngiliz ve İtalyan kimlikleriyle gizlice İstanbul’a gelmişlerdi.

YENİ BİR DÖNEM .
Patrik Zaven aynı gün Refet Paşa’dan randevu alarak, haberin asılsız olduğunu söyleyip tekzibini istedi. Haberin uydurma olduğunu Ankara biliyor olmalıydı çünkü ertesi gün gazetelerde hükümetin tekzibi yayınlandı. Ancak tekzibi güçlendirecek bir açıklama yapılmadığı için, olumsuz hava devam etti. Nitekim 2 Aralık 1922’de Refet Paşa Osmanlı Bankası memurlarından Berç Keresteciyan’ı yanına çağırarak,“Türk Ermeni ilişkileri ve iki unsur arasında dostluğun gerçekleşmesi için Patriğin istifası gerek” demiş ayrıca seçilecek Patrik kaymakamı vasıtasıyla yurtdışında bulunan Boğos Nubar Paşa başkanlığındaki Temsilci Heyet’in ilgasını istemişti. Durumun nezaketini idrak eden Patrik Zaven, 9 Aralık 1922’de İstanbul’dan ayrılarak, cemaatin yeni bir başlangıç yapması için fırsat yarattı. Bu hafta, bu ‘yeni başlangıç’ fırsatının nasıl heba edildiğinin hikâyesini anlatacağım. Umarım, bu hikayeden gerekli kıssaları çıkararak, her 24 Nisan’da ABD Başkanı soykırım diyecek mi demeyecek mi sıkıntısını yaşamamak için, geçmişteki hataları yinelemeyiz ve Ermenistan’la ve diaspora ile yeni bir başlangıç yapabiliriz.

***

24 Aralık’ta Pera-Asmalı Mescit’teki Diana Oteli’nde toplanan 40 kadar kişi, tarihî bir adım atmışlardı. Toplantıda, 28 Eylül 1919’da kurulmuş olan Garabetyan Mezunlar Cemiyeti, ‘Ermeni-Türk Teâli Cemiyeti’ne dönüştürülmüştü. İlk cemiyetin kurucuları Garabetyan Sultanisi’nin Müdürü Bedros Zeki Karabetyan ile okulun mezunlarından Ömer Aziz ve Eczacı Nubar Tozan beylerdi. Üyeler arasında, Osmanlı Bankası müdürlerinden Berç Keresteciyan, Türkçe, Farsça ve Arapça çalışmaları ile dikkati çekmiş Prof. İstepan Gurdikyan, Mutasarrıf Mihran Boyacıyan, Doktor Garabet Yağubyan, Darülfünun hocası Istepan Karayan, Eczacı Armenak Çubukçuyan, Tüccar A. Acemyan, Doktor Şınork Berberyan, Pera Genel Savcı Yardımcısı Kevork Fıtin (Fatin) ile Suriye Mali Müfettişi Mesut Bey, Eczacı Feyzullah Vasi, Doktor Cemal Bey, Doktor Mehmet Cemil Bey, Doktor Burhan Bey, Doktor Rüştü Bey, Son Osmanlı Vak’anüvisi ve Devlet Adamı Abdurrahman Şeref Bey, Yazar Mustafa Reşit Bey, Vilayet Müfettişi Cemal Bey, Aksaray Menbail İrfan Okulu Müdürü Nuri Bey ve Niğde Mebusu Haşim Bey vardı.

Üyelerden Abdurrahman Şeref Bey çeşitli okullarda öğretmenlik, yöneticilik, Ayan Meclisi üyeliği, Maarif ve Evkaf Nazırlığı, 1922’ye kadar Osmanlı Devleti’nin son resmî vak’anüvistliğini, Cumhuriyet’ten sonra ise milletvekilliği yapmıştı. Berç Keresteciyan, değerli Araştırmacı Kevork Pamukciyan’a göre, 16 Mayıs 1919’da Bandırma Vapuru ile Samsun’a hareket edecek olan Mustafa Kemal’in gemisinin İngilizler tarafından Karadeniz’de torpilleneceğini avukat Saadeddin Ferid (Talay) Bey vasıtasıyla Mustafa Kemal’e bildiren kişiydi. Berç Keresteciyan, Mustafa Kemal’in isteği ile 21 Haziran 1934’te çıkan Soyadı Kanunu ile ‘Türker’ soyadını aldı. Mihran Boyacıyan, Shakespeare’in Romeo ve Juliyet, Yanlışlıklar Komedyası, Verona’nın İki Asilzadesi ve Otello adlı eserlerini Türkçeye kazandırmıştı. Boyacıyar, gazete yazılarıyla 1912-1913 Balkan Savaşı sırasında Yunanistan tarafından işgal edilen Meis Adası ile ilgili Türk tezlerine güçlü destek vermişti.

Cemiyetin ilk eylemi Lozan Barış Konferansı’ndaki Türk delegasyonu başkanı İsmet Bey’e bir tebrik telgrafı çekmek oldu. Ancak Türk gazetesi Tevhid-i Efkar bu habere “Üç yıldan beri Ermenilerin aklı nerdeydi acaba? Ermenilerin yaptıklarını unuttuk mu sanıyorlar yoksa?” diye cevap verdi. Gazete, Ermenilerin içtenliğine inanmadığını, eski (yaşlı) Ermenilerin amacının genç Ermenilerin yaptıklarını unutturarak, Türklerin zaferinden sonra onların yüzüne gülmek olduğunu vurgulayıp, tek bir Türk’ün ve İslam’ın buna kanmayacağını söylüyordu. Yani, cemiyet üyeleri daha ilk adımlarında, sürekli bir samimiyet testine tabi tutulacakları konusunda uyarılmışlardı.


Bitmeyen samimiyet testi


Benzer bir tepkiyi 28 Aralık 1922 tarihli Akşam gazetesi gösterdi. “Lozan’da Ermeni Ocağı, burada Dostluk Ocağı” başlıklı yazıda, Ermenilerin ‘dostluğumuzu bozmak isteyen insan Patrik de olsa kurban ederiz’ şeklindeki söylemlerinin inandırıcı olmadığı, eğer Ermeniler samimi iseler, Lozan’daki temsilcileri Noradunkyan ve arkadaşları ile mücadele etmeleri gerektiği belirtiliyordu.

Nizamnamesi Ankara tarafından şubat ayında onaylanan Cemiyet, nisan ayında, Mustafa Kemal’e bir telgraf göndererek ziyaretine gelmek istediklerini belirtti. Mustafa Kemal, 3 Mayıs 1923 tarihli şifre telgrafla İstanbul’da bulunan Adnan Adıvar’dan cemiyetin amacı, cemiyeti kuranların kimlikleri konusunda araştırma yapıp kendisine bildirmesini istedi, ancak Adnan Adıvar’ın, heyetin Mustafa Kemal’i ziyaretinde bir mahsur olmadığını belirtmesine rağmen 14 mayısta, yoğun çalışmaları nedeniyle heyetle görüşemeyeceğini bildirdi. Böylece, Ankara’nın İstanbul’daki Ermeni cemaatinin ilişkileri geliştirme çabalarına destek vermeyeceği anlaşılmış oluyordu.


Çay partisi


Türk-Ermeni Teâli Cemiyeti’nin basına yansıyan etkinliklerinden biri 21 Temmuz 1923 Cumartesi günü İstanbul mebusları şerefine verdiği çay partisi oldu. Tokatlıyan Hanı’nda yapılan partiye aralarında Türk Ocağı Başkanı Hamdullah Suphi (Tanrıöver) Bey ve Ocağın İdare Heyeti’nden Ruşen Eşref (Ünaydın) Bey, Aziz Sadi Bey, Nureddin Bey gibi yeni rejimin ağır toplarının olduğu bir Türk heyeti katıldı. İlk konuşmayı yapan Hukukçu İstepan Karayan, Türklerle Ermeniler arasında 600 yıldan beri süregelen ilişkilere değinmiş, son otuz yılda yaşananların ise Türkler ve Ermeniler değil, dış güçlerin eseri olduğunu belirtmişti. Karayan, Türk ordusu ve milleti için iyi dileklerde bulunduktan sonra, Türk mebuslardan Ermenilerin durumunu da dikkate almalarını ve birkaç kişinin yaptığı hatayı tüm bir millete yüklememelerini rica etmişti. Karayan’dan sonra söz alan Hamdullah Suphi Bey, Karayan’ın tüm Ermenilerin sözcüsü olmaya hakkı olmadığını belirtikten sonra “... Anadolu’nun her bir tarafında Ermeni damgası vardır. Her millette olduğu gibi Türkler de tek basına yaşayamazlar. Dolayısıyla bu topraklar üstünde tekrar birlikte yaşayacağız. Geçmiş unutulamaz, ancak emin olun biz beraber yaşayacağız, yeni ve güzel günler içinde geçmişi unutacağız...” demişti. Daha sonra söz alan Ruşen Eşref ise şöyle demişti: “Lozan’da ve Tiflis’te Ermenileri kurtardığımız bana söylendi, ancak bu genelin inancı değil. Türklerin sizi koruduğu, sizin onlarla beraber yaşadığınız, Ermenilerin Türkleri geliştirdiği, Türklerin de Ermenilere para kazandırdığı doğrudur. Bugün Türkiye’deki binaların çoğu Ermeniler tarafından inşa edilmiştir, Türkler bunun için sizi kıskanmadılar, ancak sizin yazarlarınız yazdıklarıyla eski olayları tazelediler, aramıza kin ve nefret tohumları ektiler. Eğer onlar yabancıların etkisinde iseler onlara söyleyin, sizin zor günlerinizde dostunuz yine Türklerdir. Yazarlarınız daima sevgi ve kardeşlik aşılayan yazılar yazmalıdırlar. Simdi yeniden yalnız ve birlikteyiz ve gelecekte de birlikte olacağımız açıktır. Geçmişin üzücü olaylarını yok etmek mümkün değildir. Cemiyet üzücü olayların etkilerini yok etmede en yararlı etken olacaktır. Bu sebeple Cemiyete başarı diliyoruz.”

Toplantı, “Yaşasın Türk milleti, yaşasın Mustafa Kemal Paşa” nidaları ve alkışlar arasında kapanmıştı.

23 Temmuz 1923’de, Türk-Ermeni Teâli Cemiyeti üyelerinden Istepan Gurdikyan, Mustafa Reşit ve Dr. Burhaneddin beyler bayram tebriki için gittikleri vilayette samimi bir kabul göirmüşler, Ertesi gün cemiyetin bir temsilci heyeti Dolmabahçe Sarayı’nda Halife Abdülmecit Efendi’yi ziyaret etmiş, gerek bayram, gerekse Lozan’da imzalanan barış anlaşması vesilesiyle Mustafa Kemal’e ve Refet Paşa’ya birer tebrik telgrafı çekmişti. Mustafa Kemal’in kısa cevabi telgrafından sonra uzun süre cemiyetten ses çıkmadı.


Rehine psikolojisi


Temmuz 1924’te, Türk-Ermeni Teâli Cemiyeti’nin Lozan Barış Antlaşması uyarınca, yurt dışındaki Ermenilerin ülkeye dönüşünü sağlamak için Ankara Hükümeti’ne bir başvuru yaptığı haberleri Adana’daki yerel gazeteler tarafından sert şekilde eleştirildi. Ağustos’ta gazetelerde, Cemiyet’ten Ömer Aziz Bey’in Türkiye Ermenileri adına İsmet Paşa’ya bir dilekçe sunduğuna dair haberler çıktı. Habere göre Ermenilerin dinî, sosyal ve cemaat örgütleri bir anlaşmaya vararak Lozan Anlaşması’nın azınlıklara tanıdığı hakları reddetmeye ve bundan böyle Türklüğü kabul için atılımlar atmaya karar vermişlerdi. Bu haberleri fırsat bilen Tevhid-i Efkar gazetesi bir muhabirini Patrikhane’ye göndererek Ermenilerin sadakatini sorgulamaya kalkıştı. Gazeteye göre eğer Ermeniler sadakatlerini ispat etmek istiyorlarsa ‘Ermeniler Türk Oğlu Türk’üz’ demeliydiler. Patrikhane Maslahatgüzarının baskılara dayanamayıp “Ermeniler Türk Oğlu Türk’tür” demesi ise gazetenin muhabiri tarafından “Efendi beş yıl önce neredeydiniz?” diye alaya alınacaktı.

Eylül ayında Ermeni Teali Cemiyeti ‘bitmeyen samimiyet testi’ kapsamında İstanbul gazetelerine “Türkiye’nin saygın Ermenileri ve her tabakadan Ermeniyi temsil eden Türk-Ermeni Teâli Cemiyeti’nin Açıklaması” başlıklı bir bülten gönderdiler. Bültende “Türkiye Ermenileri kendi haklarının korunması için Fransız Senatosu’nda Mr. Leig ve M. Philip’in konuşmalarını bıkkınlıkla okudular. Bu saygıdeğer kişiler Türkiye Ermenilerinin haklarını korumaya kalkarak ne yapmak istiyorlar? Her zaman zararla sonuçlanan yabancı müdahaleler sebebiyle namusları dışında her şeylerini kaybeden Ermenilere dayanarak kendi menfaatlerini mi korumaya çalışıyorlar acaba? Hayır Beyler! Sizin aracılığınıza ihtiyacımız yok. Biz Türkiye’de ve Türkiye Cumhuriyeti’nin görkemli bayrağı altında yasamaktan gurur duyuyoruz. Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı İdaresi gibi Ermenileri üvey evlat saymayacaktır. Dünyaya örnek olacak bir adaletle bize gerçek evlatları gibi muamele etmektedir. Cumhuriyet hükümetimiz bundan sonra yabancıların içişlerimize müdahale etmesine izin vermeyecektir. Türkiye Ermenilerinin, bütün tebaalarına eşit haklar bahseden Türkiye Cumhuriyeti’nden hiçbir şikâyeti yoktur. Bizi rahat bırakmanızı rica ediyoruz...” deniliyordu. Metnin satır aralarında, Türkiye Ermenilerinin içinde bulundukları rehine psikolojisini gözlemlemek mümkündü. Ancak Vatan gazetesi bu biat belgesini de yeterli görmeyecek, bültenin altında sadece Mustafa Reşit Bey’in imzasınınbulunmasını “Eğer bu cemiyet tüm Ermenileri temsil ediyorsa, acaba Ermeniler adına imza atacak tek bir Ermeni yok mu?” diye eleştirecekti.

Kasım ayında Son Haber gazetesinde, Ermeni intikamcıların Adana’ya zehirli şeker yolladığı, İstanbul’u yakacakları, Türk köylerinin talan edildiği, Kilikya Katalikosu’nun silahlı grupları örgütlediği, bir suikast timinin Ankara’ya gittiği gibi dedikoduların ortaya atılması, Ermeni cemaatini çok tedirgin etmişti. İstanbul Vali Vekili Hüsnü Bey haberleri kesin bir dille yalanladı ancak kuşkuları gideremedi.


Cemaat bölünüyor


28 Ocak 1925 tarihli Son Telgraf gazetesi son günlerde Ermeni Patrikhanesi ile Türk-Ermeni Teâli Cemiyet’i arasında bir gerginlikten söz ediliyordu. Habere göre Patrikhane, Cemiyete daha önce maddi yardımda bulunmuş, ancak bu Cemiyetin Ermenilere herhangi bir fayda sağlamadığını görünce yardımları kesme kararı almıştı. Bu sorun Cemiyetin üyeleri arasında pek çok tartışmaya sebep olmuş, hatta bazı üyeler istifa kararı almışlardı. Patrik Vekili Episkopos Simpat (Kazazyan) da Patrikhane ile ‘adı geçen Cemiyet’ arasında bir ilişki bulunmadığını, Cemiyet üyelerinin kendi kendilerini temsil etmekten başka herhangi bir işi olmadığını beyan etmişti.

Anlaşılan verilen tüm tavizlere karşı Türk tarafının bir türlü tatmin olmaması, habire daha fazlasını istemesi, Ermeni Patrikhanesi’nin cemaatinin gururunu incitmiş, fatura, iki toplum arasındaki ilişkileri düzeltme hayali ile yola çıkan bir avuç iyimsere kesilmişti. Son Telgraf iyimserliğe yer olmadığını şu satırlarla gösteriyordu: “Türk-Ermeni Teâli Cemiyeti’ni kuranlar ve özellikle onların yanında bulunan Türk gençleri yaptıklarından habersizdirler. Ne diyelim, Allah yoldan çıkmışları hizaya getirsin, iş temelinden çürük. Cemiyetlerle, toplantılarla Ermeniler ile Türkleri birbirine yaklaştırmaya çalışanları şaşırmış insanlar olarak niteliyoruz ve bizim sözlerimizin doğruluğu konusunda ısrarlıyız.” Avedis gazetesi Son Telgraf’ın sözlerine şöyle cevap vermişti: “Son Telgraf’ın bu satırlarından anlaşılmaktadır ki bu sözler sadece Türk Ermeni Cemiyetine değil Ermeni ve Türk dostluğunadır. Eğer bir Ermeni gazetesi bu sözleri yazsaydı, kim bilir Son Telgraf ne tarzda cevap verecekti?”

Ağustos ayında Ermenilerin Lozan Barış Antlaşması ile kendilerine tanınan azınlık haklarından vazgeçip, yeni Medeni Kanun’a tabi olmak istediklerini bildirmek için Ankara’ya bir heyet gönderme kararı aldıkları haberleri çıktı. Bir de imza kampanyası açılmıştı. Kısa sürede 900 imza toplanmıştı. Ancak heyet nedense bir türlü Ankara’ya gidemiyordu. Eylül ayında, Millet gazetesinde eğer Ermeniler azınlık haklarından vazgeçeceklerse “... O zaman Türkiye’de bir Ermeni Patriğine de gerek yok. O zaman Ermeniler her şeyden önce Patriklerine yol vermelidirler. İkincisi de cemaat okullarını kapatmalılar, üçüncüsü dini işlerini Diyanet İşleri’ne devretmelidirler. Aksi takdirde, Türk-Ermeni Teâli Cemiyeti var olamaz. Teâli Türklere ve devlete aittir” şeklinde bir haber çıktı.

Bu atmosfer içinde, 1926 yılının mart ayında Patrikhane’de ‘feragat mazbatası’ için imza toplanmaya başladı. Bu arada Ermeni Cismani Meclisi’nin feragat olayına karşı olduğu haberleri etrafta dolaşıyordu. (Cismani Meclis, Ermeni cemaatinin sivil üyelerinden oluşuyordu) Sonunda Ankara’ya altı yüzden fazla imza ile gitmeyi başaran Türk-Ermeni Teâli Cemiyeti temsilcisi Dr. Garabet Yağubyan, 13 Nisan 1926 tarihinde Marmara Gazetesi’ne gönderdiği telgrafta “Gerçekleştirdiğimiz imza kampanyası Cumhuriyet Hükümeti tarafından memnuniyetle karşılandı. Olağanüstü bir kabul gördük. İçişleri Bakanlığı Ermenilerin şimdilik Bursa, Yalova ve Yakacık, Alemdağ gibi kaplıcaların bulunduğu yerlere serbestçe yolculuk edebilmesi için vilayete gereken emirleri verdi. Ermenilerin elde ettiği bu haktan Rumlar ve Yahudiler de yararlanabilecektir. Ayrıca Ermenilerin iyi niyetlerini göstermeye devam ettikleri sürece daha pek çok izinlere mazhar olacağına söz vermişlerdir” diyordu. Cemiyetin çabalarını küçümseyenlere daha önce Ermenilerin Bostancı’ya kadar bile seyahat etme izni olmadığını hatırlatan Dr. Yağubyan, en büyük dileklerinin ‘bir Türk gibi Türk olmak’, diğerinin ise basında artık ‘hain Ermeni’ ifadesinin kullanılmamasını sağlamak olduğunu eklemişti.


Ve kaçınılmaz son


Ancak, Dr. Yağubyan’ın hayalleri gerçekleşmedi. 1926 yılının sonlarında gazetelerde Türk-Ermeni Teâli Cemiyeti İdare Kurulu’nun istifa ettiği haberleri çıktı. İstifa sebebi olarak, Cemiyet içinde bulunan bir takım insanların Cemiyetin oluşum fikrine karşı oluşları gösteriliyordu. 29 Mart 1927 tarihli Aztarar gazetesinde, Türk-Ermeni Teâli Cemiyeti tarafından gönderilmiş bir yazı çıktı. Yazıda Patriklik Kaymakamı Başpiskopos Arslanyan’ın ve bazı eski Cemiyet üyelerinin Cemiyete son vermek istedikleri, bu amaçla faaliyette bulundukları dile getirildikten sonra, Cemiyet üyelerinden bu insanlara kanmamaları istenmekteydi. Ancak, 1927 yılının ortalarından sonra Türk-Ermeni Teâli Cemiyeti’nin faaliyetlerine ilişkin haberlere artık rastlanmadı. Anlaşılan, bir avuç iyi niyetli insan, hem kendi cemaatleri tarafından hem de hükümet ve basın tarafından en sonunda pes ettirilmişti.

Kaynakça: Silvart Malhasyan, “İstanbul\'da 1922 yılında kurulan Türk-Ermeni Teâli Cemiyeti ve Faaliyetleri” İstanbul Üniversitesi, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü’nde 2005 yılında kabul edilen yüksek lisans tezi (M. Boyacıyan, İ. Gürdikyan ve G. Yağubyan’ın fotoğrafları bu tezden alınmıştır); Kürşat Cengiz, “Türk-Ermeni Teali (Dostluk) Cemiyeti”, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, Cilt XIII. Sayı: 77-78, s. 17-20; Mim Kemal Öke, Ermeni Sorunu 1914-1923, TTK Yayınları, Ankara 1991.

TARAF

YAZIYA YORUM KAT