Yeni başlayanlar için: ‘Derin devlet’

17.07.2008 06:20

Nuray Mert

Ben ‘Ergenekon davası’ için mecazi anlamda ‘efsane’ tabiri kullanıp yadırganmıştım, gelinen noktada mecaz anlamını yitirdi, iş sahiden efsaneye dönüştü. Ortalığa dökülen 600 yıllık efsanevi bağlara girmeyeceğim, mecazi yoldan ne demek istediğimi, biraz daha açık anlatmaya çalışacağım.

Bu arada, bu işler adına kalem sivrilten arkadaşlara bir kez daha itidal tavsiye etmek istiyorum. Hepimiz analizlerimizde, olaylara bakışlarımızda hata yapabiliriz, yetersiz kalabiliriz, insanız, hatadan masun değiliz. Ama, bir büyük siyasi mücadeleye girdiği hayaline kapılıp, ağzını açıp gözünü yummaktan sakınmayan, bu istikâmette kalem sivriltenler önce gözlerini, sonra ağızlarını açsınlar demek isterim. Sonra bir şekilde gözleri açıldığında çok mahçup olabilirler, Allah kimseyi öyle mahçup etmesin.

Ergenekon davası çerçevesinde, iş geldi, ‘derin devlet’i çökertme iddiasına dayandı. Hadi, 600 yıllık örgütlenmeler bir yana, bilen bilmeyen, konuyu İttihad ve Terakki’ye dayandırmaya falan başladı. Kimisi Soğuk Savaş döneminin karanlık işlerini, kendi söylemini teyit edecek biçimde devreye sokmaya girişti. Dün, Birgün gazetesinde Ahmet Çakmak’ın da dediği gibi, benim de, anlamakta en çok zorlandığım, sol siyasi gelenekten gelenlerin de bu değirmene su taşımakta herkesten çok hevesli olması.

Derin devlet dediğimiz şey, her dönemde ve her ülkede var. Ben değil ‘derin’i, devletin varlığından rahatsız olmamız, onu sorgulamamız, gücünü asgariye indirmek ne kadar mümkünse, o yönde o kadar çaba göstermek gerektiğine inanan biriyim. Ama, insanlık tarihi o yönde ilerlemedi. Dahası, Soğuk Savaş bitiminde düze çıkılacak denmişken, Batı demokrasileri dediğimiz yapılar da, 11 Eylül’den sonra, derinlik, karanlık açısından, keskin bir virajla geriye dönüş yaptılar.

Hal böyleyken, Türkiye’nin, zaman ve mekândan bağımsız, yani bu tarihsel dönem ve onun dünya siyasi tablosundaki yerinden kopuk bir ‘temizlenme’, ‘şeffaflaşma’ süreci geçirmesini beklemek nasıl bir akıldır anlamıyorum. Bu yaşadıklarımız, Türkiye’de bir büyük dönüşümün işareti ve sonuçları ise, bu dönüşüm derin devletle hesaplaşma, ondan kurtuluş değil, olsa olsa derin devletin tema ve şekil değiştirmesi olabilir. O halde dikkatlerimizi bu noktada yoğunlaştırmakta fayda var. Bunu yapabilmek için de, her şeyden önce, kısa devre tarih yazma hevesinden uzak durmak gerekiyor.

Osmanlı’nın İttihad ve Terakki döneminin derin devleti ile, mesela Türkiye’nin Soğuk Savaş döneminin derin devletinin alakası yok. Devletlerin karanlık yüzünün her tarihsel dönemde, dünya siyasetinin akışıyla da ilişkili olarak değiştiği ve kalıptan kalıba girdiğini akılda tutmakta yarar var. Evet, Sabancı cinayetinde de, Sivas katliamında da derin bağlantılar olabilir. Ama hangi dönemin, neye karşı kurguladığı ve kiminle iş tuttuğu hangi derin bağlantılar? Bunların topuna Ergenekon adı verip, üstelik bunu Rodos şövalyeleri gibi esrarengiz bir çevre olarak takdim etmek derin devleti, karanlık işleri aydınlatmaz, tam tersine büsbütün karartır.

Halihazırda eski derin devlet mantığı ile, karanlık birtakım işler için girişimler içine girmiş bir çevre kıstırılmış olabilir. ‘Oh olsun’ diyebiliriz, o başka, bu olayın ardına her şeyi takıp, bir büyük karartmaya zemin teşkil etmek başka. Belli ki, Türkiye’de sistem yeni dünya düzeninin kavgaları içinde yerini tayin edebilmiş değil ve sadece iç siyasi kavgalar değil, bu genel tablonun yansımaları çerçevesinde de bir büyük çalkantı içinde. Yerini tayin edebilse de sorun bitmeyecek, görünen o ki, o koşullar için de, yine bir derin devleti olacak, ama onun teması, ‘tehdit algısı’ ve örgütlenmesi farklı olacak. Bu sürecin neresindeyiz henüz bilmiyoruz.

Yok, tabii ki, muhalefet partisinin yaptığı gibi, olan biten her şeye çok karanlık işler olarak bakıp, ne koşul altında olursa olsun suçlayanı zanlı, zanlıyı masum ilan etmeyelim. Ama kimse de bu olan bitene, sorunsuz bir ‘temiz eller’ harekâtı süsü vermeye kalkıp, gözünün üstünde kaşın var diyeni, yeni ‘tehdit’ teması içinde olan ‘ulusalcı’ falan diye karalamaya kalkmasın.

Sıklıkla örnek olarak verilen İtalya örneğine de, biraz daha yakından bakılmasını tavsiye ederim. Orada olan da, masal kahramanı haline getirilen bir savcısının cesareti ile değil, Soğuk Savaş dönemi yapısının tasfiye süreciyle anlaşılabilir. Nitekim, bu temizlenme sonrası, üç kez ve halihazırda yolsuzluk batağındaki medya imparatoru Berlusconi iktidarına mahkûm olan İtalya’nın nasıl bir düze çıktığı da tartışılır.

Son olarak, derin devleti tarihsel açıdan sorgulama demişken, Mete Çubukçu’nun Birgün’de çıkan dünkü yazısını okumadıysanız, mutlaka geri dönüp bakmanızı tavsiye ederim.

RADİKAL

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim