Yeni anayasa neden zorunlu?

02.04.2009 07:19

Eser Karakaş

Daha sonuçları üzerinde günlerce, aylarca yorum yapılır ama seçimler geride kaldı ve bundan sonra Türkiye'nin kendine daha reel bir gündem saptaması gerekiyor.

Bu gündem oluşturma işinde de temel görev ve sorumluluk hiç kuşkusuz siyasal iktidara düşüyor.

Önümüzde bir erken seçim görünmediğine göre (aslında bu ülkede olmaz olmaz) sandıklar seçmenin önüne bir kez daha 2012 senesinde konulacak demektir.

Oyların 29 Mart'ta coğrafi dağılımına bakıldığında muhtemelen 2012 sonrası da AK Parti tek başına iktidara gelebilir ama 2012 sonrası siyasal iktidar başka parti ya da partiler koalisyonuna geçse dahi 2012 itibarıyla AK Parti on sene kesintisiz ve çok güçlü bir toplumsal destekle iktidar olmuş olacaktır.

On sene kesintisiz iktidar ve güçlü bir toplumsal destek, arkada mutlaka kalıcı bir şeyler bırakmayı gerektirir.

Türkiye siyasetinde ise içinde bulunduğumuz dönemde arkada bırakılabilecek en önemli eser mutlaka yeni bir anayasadır.

Türkiye'nin bu Anayasa'yla daha fazla yönetilmeye gücü yoktur.

Ülkenin içinden bir türlü çıkamadığı temel sorunlarının zihniyet yansıması Anayasa'dadır ve çözüm de Anayasa'yı bu çağdışı zihniyetten kurtarmaktan geçmektedir.

Çok önemsediğim, hatta ülkenin kalıcı zenginlik ve özgürlüğünün olmaz ise olmazı olarak gördüğüm AB tam üyelik süreci bile anayasa meselesinin yanında ikinci plana geçebilmektedir, AB sürecinin iyi işlemesi de yeni bir anayasa yapmaktan geçmektedir; zira nihai analizde Türkiye'nin bu darbe Anayasa'sıyla AB'ye tam üyeliği düşünülemeyecek bir konudur.

Kime ait olduğunu bilmediğim bir söz yarı şaka yarı ciddi şöyle der: "Beni bu halimle kabul edecek kulübe zaten ben üye olmak istemem." Bu Anayasa'yla bizi kabul edecek bir AB de muhtemelen üyesi olmayı çok arzu etmeyeceğimiz bir birlik haline gelmiş demektir diye düşünmek mümkündür.

Siz okurlardan küçük bir istirhamım, son değişiklikleri de içeren bir Anayasa edinmeniz ve arada sırada dibacesinden başlayarak sahifelerini karıştırmanızdır; böyle kötü yazılmış, Türkiye'yi 21. yüzyılın ilk yarısında taşıması olanaksız ve tutarsız başka bir metinle karşılaşmanız mümkün değildir.

29 Mart yerel seçimleri sonrası başta AK Parti yönetimi olmak üzere herkes Güneydoğu bölgemizde ortaya çıkan siyasal tercihe şaşırmış bulunmaktadır ve bendeniz de bu şaşkınlığa çok şaşmaktayım.

Anayasa'nın birinci maddesi "Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir" biçiminde ifade edilmiş ve ikinci maddede de bu Cumhuriyet'in nitelikleri (demokrasi, laiklik, hukuk devleti, sosyal devlet) belirtilmiştir.

Anayasalar her açıdan çok dikkatli ve tutarlı bir biçimde yazılması gereken metinlerdir; üniversitede asistanlık yaptığım yıllarda yeni kurulmuş YÖK'ten üniversite öğretim üyelerinin, ne demekse, "anayasa dilini" kullanması gerektiği yönünde bir yazı aldığımı bile hatırlıyorum.

Aynı Anayasa'nın, yani birinci maddesinde "Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir" ifadesi bulunan Anayasa'nın 66. maddesi yani vatandaşlığı tanımlayan madde ise şöyledir: "Türk Devleti'ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür".

Bugüne dek niye birinci maddede "Türkiye Devleti" denirken 66. maddede aniden "Türk Devleti" formülüne geçilmiştir soruma hukukçulardan, anayasa hukukçularından tatminkâr bir yanıt alamamışımdır ama bence bu naif sorumun yanıtı bellidir ve 66. madde, vatandaşlık sıfatı olarak "Türk" vurgusunu ön plana çıkarırken devletin temel niteliğini de "Türk" olarak belirtmeyi uygun görmüştür.

Yıllardır, vatandaşlık sıfatı olarak majoriter etnik grubun etnisite sıfatının vatandaşlık sıfatı olarak Anayasa'da benimsenmesinin iç barışın sağlanmasının önündeki en büyük engel olduğunu yazıyorum; Özbudun komisyonunun hazırladığı sivil anayasa taslağında vatandaşlık maddesi için farklı çözümler önerildiğini biliyorum ama maalesef bu taslağın rafa kaldırıldığını da hepimiz biliyoruz.

Anayasa ısrarla Kürtlere Türk demeyi sürdürdükçe, adına ister Güneydoğu sorunu, ister Kürt sorunu demeyi tercih edin, bu sorun devam edecektir ve muhtemelen daha da akut hale gelecektir.

Anayasa'nın 66. maddesini gerçek bir anayasal vatandaşlık maddesine dönüştürmeden, ya da vatandaşlığı Anayasa'da tanımlamaktan vazgeçmeden Kürt meselesinin çözümü olanaksızdır; 66. madde daha düzgün formüle edildiği ya da kaldırıldığı zaman da sorun bitmeyebilir ama yapılması gereken ilk iş budur, yani anayasa değişikliğidir.

66. madde sadece küçük bir örnektir, yaklaşık tüm maddelerde benzer vahim sorunlar mevcuttur.

Anayasa'nın ruhu Türkiye'nin 21. yüzyılda karşılaşacağı sorunlara yanıt vermekten, işini kolaylaştırmaktan çok uzaktır ve maddelerle oynayarak bu ruh değişemeyeceği için yapılması gereken, yeni bir anayasa hazırlamak ve referanduma sunmaktır.

Bu süreçte muhalefet partileri, yargı ya da başka güçler büyük engeller çıkarabilirler, hatta süreci tümüyle tıkayabilirler; ama bu durumda her şey herkesin gözünün önünde yaşanmış olur.

Kürt meselesinin, sivil-asker ilişkilerindeki sakatlığın, din-devlet ilişkilerindeki anomalinin mutlaka tarihsel, sosyolojik kökenleri vardır ama anayasalar da tarihsel çarpıklıkları içlerinde barındırmak zorunda olan belgeler olmamalıdırlar.

Yeni bir anayasayla ne Kürt meselesi, ne sivil-asker ilişkilerindeki tuhaflıklar ne de din-devlet ilişkilerindeki çarpıklık bugünden yarına çözülmez.

Ama bildiğimiz çok temel bir gerçek de bu konularda yeni bir anayasal düzenlemeye gidilmediği sürece bu temel sorunların asla çözülmeyeceğidir.

Yeni bir anayasa en azından çözüm yolunda atılmış güçlü bir adım olacaktır.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim