Yehova’dan Tanrıya

20.10.2013 06:50

Mustafa Özcan

İslam’ın tanrı anlayışı evrenseldir. İslam Araplara has milli bir din olmadığından milli bir tanrı telakkisi de yoktur. Kureyş’in veya Arap kabilelerinin totemleri ve kavmi veya milli tanrıları ve putları vardı. İslam’da tek tanrı Allah adıyla anılan yüce ve aşkın varlıktır. Bundan dolayı tanrı bilgisi ve bilinci anlamında marifetullah bilinci en fazla Müslümanlarda gelişmiştir. Bunun merkezinde de lafza-i celal ve cemal yani Allah kelimesi vardır. Bu nedenle de günümüzde Hollanda ve Malezya gibi ülkelerde Hıristiyanlar ortak tanım ve kelime için Allah lafzının benimsenmesini ve kullanılmasını teklif etmekte ve uygun görmektedir. Bir kısım Müslümanlar ise bu ifadenin ve kalıbın Müslümanlara ait ve ağyara yabancı olduğunu söylemektedirler. Elbette God/Lord veya tanrı yerine Allah lafzını benimseme bir gelişme ve tekamül işaretidir. Bunu anlayışla karşılamamız hatta telkin etmemiz gerekir. Lakin içinin de aynen İslam inancıyla doldurulmasının da şart olduğunu söyleyerek. Aksi takdirde, eklektik anlayışın veya dinleri birbirlerine harmanlamanın bir anlamı ve faydası yoktur. Dinlerin kurmaca gayretlerle birbirine geçmesi hiçbirisini düzeltmeyeceği gibi hepsini de bozar. Dinlerde eski inançlarla yeni inançların karışımı ve kaynaşması bozulmayı da beraberinde getirir. Bu tekamül değil, dinlerin dejenerasyonudur. Tadil, tashih ve tekmil ancak vahiy süzgecinden geçerse makbul ve anlamlı olabilir. Aksi takdirde tekamül değil sapma ve gerileme olur.

Hıristiyanlık Teslisle birlikte tahrife uğramıştır. Yahudilikte ise Yehova genelde Yahudi milli tanrısı olarak bilinir veya algılanır. Onların dini de tanrıları da millidir. Yahudi anlayışında yabancılar veya goyimler İslam’daki gayri Müslim tabirine denk gelmez veya tekabül etmez. Arap olmayana Acem denilir ama İslami ıstılahta Müslüman olmayan gayri Müslimdir. Yahudilikte milli din olduğundan bu ikisi vasıf ve tabir birbirine karışmıştır. Yahudilikle Musevilik ayrılmayacak derecede birbirine geçmiştir. Bundan dolayı da Yahudilik misyonerlik dini(davet dini) olarak kabul görmemiştir. Elbette bu bir sapmadır.

‘Her Türk Okusun’ klişesiyle takdim edilen ‘Milli Din Duygusu ve Öz Türk Dini’ kitabında ise milli tanrı konusunda Yahudiliği taklit arayışı vardır. Allah’ın yerine, Türklerin geçmişte kullandıkları tanrı ifadesi yaygınlaştırılmaya çalışılmıştır. Zaten Türkçe ezanda da Allahu Ekber yerine Tanrı Uludur nidası benimsenmiştir. Dolayısıyla dinler tabii olarak İslamiyete doğru evrilirken veya tekamül ederken Türkiye’de inkilaplar veya reformlarla vasıtasıyla süreç tersine çevrilmeye veya tersyüz edilmeye çalışılmıştır. Yahudilik ve Yahudi tanrısı Yehova gibi kurmaca ile milli bir Türk dini ve Türk tanrısı tesis ve ikame edilmeye çalışılmıştır. Hamdolsun o günler geride kaldı ve alevi söndü. Sadece kısmi tortuları kaldı.

Milli din projesinin mürevviçlerinden olan kafatasçı Dr. Reşit Galip ve kimliğiyle alakalı tartışmalar devam ediyor. Torunu da ortaya çıktı. Baskın Oran’ın eşi olan Feyhan Oran hem Can Dündar’ın makalesine konu oldu hem de Mirgün Cabas’a konuştu ve bu münasebetle merak edilen ailesini anlattı. İyi de oldu! Bu vesile ile Reşit Galip’e daha yakından bakma fırsatı bulduk. Torunu dedesinin dönme olup olmadığını pek önemsemiyor ve o hususu boşlukta bırakıyor. Daha doğrusu pek umursamıyor. Lakin dedesinin icraatlarıyla alakalı olarak söylenenlerden alındığı belli. Bence alınması doğru değil. Zira dedesinin yaptıkları kendisini bağlamaz. Ancak kişi kendi yaptıklarından sorumludur. Özellikle manevi zararlarını miras yoluyla kimseye devretmez. İslam’da bu anlamda ilk günah (original sin) anlayışı bulamazsınız. Lakin kim olursa olsun; yapılanları fiilen ve manen onaylamak (iltihaken), taraftar olmak yani başkalarının yaptığını benimsemek mesuliyeti gerektirir. Zaten torun Feyhan Oran hanım dedesinin yaptıklarını pek sahiplenir gözükmüyor lakin mirasını eleştirenlerden de gocunuyor. Alındığı ifadelerinden ortaya çıkıyor. Halbuki tarih bir biçimde yargılanacak ve herkes kendi zaviyesinden lehte ve aleyhte değerlendirmeler yapacaktır. İslam’da yönetim meselesi amme meselesi olduğundan yöneticileri eleştirmek veya gıyaplarında konuşmak (isyana çağırmadıkça), gıybetlerini yapmak sakındırılan dedikodu mahiyetine girmez. Atalarının yaptığı iyiliğe sahip çıkan elbette onların iyiliklerinden hissedar olur. Kötülüklerine sahip çıkanlar da öyle. Öyleyse müspet yönlerine sahip çıkmalı ve menfi yönlerini de benimsemekten kaçınmalıyız. Ataların dönemleriyle ilgili mazeretler olabilir. Her kişi çağının çocuğudur ve çağının zindanında yaşar. Bununla birlikte, atalarımızı bu kadar kolay da sorumluluktan azat edemeyiz. Mazlumların da tarih önünde elbet hakları olacaktır. Hadislerde ‘iki farklı milletten olanlar birbirine varis olamaz’ denmiştir. Bu nedenle Feyhan Oran dedesinin maddi mirasına varis olsa bile sahiplenmedikçe manevi varisi değildir. İslam tarihinde zorunlu olmadığı halde babası Kaderci olduğundan Gazali’nin öncülerinden ve ilham kaynaklarından Hâris el-Muhâsibî ondan intikal eden mirası reddetmiştir. Oğlu olduğu halde merhum Sadreddin Yüksel Hoca da Edip Yüksel’den teberi etmiştir. Böyle bakarsak isabet ederiz.

YENİ AKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim