Yazık Değil mi?

26.05.2009 15:54

Hasan Cemal

Türkiye yine ilginç dönemlerinden birini yaşıyor

Bazen müthiş geriliyor, bazen kutuplaşmanın çarpıcı örneklerini veriyor.
Hem siyasette, hem toplumda, hem de yargı başta olmak üzere devlet kurumlarının kendi içinde yaşanıyor gerilim ve kutuplaşma, saflaşma...
Kafaları karıştıran bir süreç bu.
Öyle ki, dıştan şöyle bir bakınca neyin ne olduğu kolay anlaşılamıyor. Çünkü çelişkili bir durum ve karmaşık bir yumak söz konusu.
Ama dibini biraz eşelerseniz, bütün bu patırtı gürültünün demokrasi ve hukuk kavgasından kaynaklandığını anlamak o kadar da zor olmuyor.
Örneğin Kürt sorunu ve PKK bu ülkede yıllardır demokrasi ve hukukun üstünlüğü yolunda en büyük engeldir.
Bu engel ya da Kürt sorununun çözümsüzlüğü, Türkiye’de yalnız demokrasi ve hukuk devletini ikinci sınıflığa mahkum etmekle kalmamış, aynı zamanda aş ve iş sorununun doğru dürüst çözülmesini de önlemiştir.
Şimdi Cumhurbaşkanı Gül çıkıyor ve Kürt sorununun çözümü açısından ‘kaçırılmaması gereken bir fırsat’tan söz ediyor.
Ama eş zamanlı olarak bir yargıç çıkıyor, pat diye topa vuruyor:
“Cumhurbaşkanı yargılanmalı!”
Kim bu yargıç?..
Halen Ergenekon davasında tutuklu olarak yargılanan, MHP milliyetçiliğini bile beğenmeyen, Hrant Dink cinayetine açılan yollara özellikle 301 taşlarının döşenmesinde önemli roller üstlenmiş Kemal Kerinçsiz’in “Gelin sizi gözlerinizden öpeyim!” dediği bir yargıçtır, Cumhurbaşkanı Gül’ün yargılanmasını isteyen...
Neden şimdi düğmeye basıyor?
‘Hukuk aşkı’ndan dolayı mı?..
Geçelim.
1990’ları anımsıyorum.
Güneydoğu’daki fiili ateşkes 1993 yılı baharında 33 askerin şehit olduğu Bingöl katliamı ile noktalanmış, Türkiye faili meçhul cinayetlerle birlikte bir hukuksuzluk cehennemi olan Susurluk sürecine kaymaya başlamıştı.
O tarihlerde siyasetin tepelerinde tam bir mutabakat vardı. Devlet, elinin ağır olduğunu, ağzının süt kokmadığını kendi Kürt vatandaşlarına gösterecekti. Kürtler böylece PKK ile, DEP ile kendi aralarına duvar çekeceklerdi.
O günü hatırlıyorum.
Bazı DEP milletvekillerinin TBMM’de dokunulmazlıkları kaldırılmış ve Meclisin önüne çekilmiş polis otolarına ite kaka bindirilip gözaltına alınmışlardı. Ertesi gün Sabah gazetesindeki köşemde, “Meclis demokrasi dersinden çok kötü bir sınav verdi“ diye not düşmüştüm.
DEP’liler uzun yıllar hapis yattı. Bu, hem içte hem dışta Türkiye’yi sıkıştırdı. Kürtler devlete daha çok yabancılaştı. Ve Türkiye’nin ABD ile, AB ilişkileri olumsuz etkilendi.
Bu arada DEP kapatıldı, bir tabela değişikliğiyle HADEP kuruldu; o da kapatılınca, DEHAP çıktı torbadan...
Şimdi sahnede DTP var.
Peki DTP, on küsur yıl önceki DEP’ten daha mı güçsüz?
Hayır, hem oylarını arttırdı, hem de belediye başkanlıklarının sayısını...
PKK da hâlâ dağlarda...
1994’den 2009’a 15 yıl geçti.
Şimdi DTP’ye karşı operasyonlar sürüyor. DTP’li bazı milletvekillerinin 1994’e benzer biçimde yargı önüne sürüklenmeleri isteniyor. Yalnız bu da değil. Gündemde netameli bir konu daha var, tıpkı 1990’lardaki gibi:
DTP’nin kapatılması...
Kapatma davası Anayasa Mahkemesi’nde görülüyor. Karar bir kaç aya kadar çıkabilir.
Bu arada PKK’nın tek taraflı ‘ateşkes’ süresi de haftaya, 1 Haziran’da doluyor.
N’olacak?
Yine aynı filmi mi seyredeceğiz?
DTP’lilere hapis yolu... DTP’nin kapatılması... Güneydoğu’da kan ve ateş... Kürt meselesinde çözüm fırsatından söz eden Cumhurbaşkanı Gül’ü yargılamaya kalkışmak ya da bir başka deyişle, 2007’nin ‘Çankaya savaşları’nı yeniden başlatmak...
Hiç mi ders almayacağız?
Yazık değil mi bu ülkeye?
Oysa, demokrasi ve hukuk mücadelesi çok daha az sancılı olabilir, eğer yaşananlardan ders alabilirsek...

MİLLİYET

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim