1. YAZARLAR

  2. İbrahim Sediyani

  3. Yaseminler Gülümsüyordu Ellerimiz Kavuştuğunda –9
İbrahim Sediyani

İbrahim Sediyani

Yazarın Tüm Yazıları >

Yaseminler Gülümsüyordu Ellerimiz Kavuştuğunda –9

A+A-

Sümeyye Caddesi (Fars. ﺴﻤﻴ۔ﻪ ﺨﻴﺎﺒﺎﻨ۔ﻰ [Xiyabanê Sûmeyye]) adresinde bulunan Sanat Enstitüsü (Fars. ﻫﻨﺭﻯ ﺤﻮﺯﻩ [Hozê Hûnerî]) önüne geldiğimizde, arabayı kullanan Nadir Muradiyan (ﻤﻮﺭﺍﺪﻴﺎﻦ ﻨﺎﺪﺭ) bizi enstitünün bahçesinin önünde indiriyor ve kendisi aracı park etmek üzere binanın garajına doğru sürüyor.

Sanat Enstitüsü (Fars. ﻫﻨﺭﻯ ﺤﻮﺯﻩ [Hozê Hûnerî]) binasından içeri girince, İslamî Uyanış Edebiyatı (Fars. ﺍﺴﻼﻤﻰ ﺒﻴﺩﺍﺮﻯ ﻮﻴﮊﮦ [Wêje Bidarê İslamî]) Birimi Sorumlusu Nasır Zerrabî (ﺯﺮﺍﺒﻰ ﻨﺎﺼﺮ) karşılıyor bizi. 

Nasır Zerrabî (ﺯﺮﺍﺒﻰ ﻨﺎﺼﺮ) Bey oldukça mutlu oluyor, yüzü gülümsüyor; program başlamadan geldiğimiz için. Etkinliğin başlamasına daha yarım saat var.

Bu süreyi entitünün mescîdinde namazlarımızı kılarak değerlendiriyoruz.

Tahran Sanat Enstitüsü bugün resmen ana – baba günü! Çünkü etkinliklerin açılışı dün akşam yapıldı ve etkinlik haftası bugün başlıyor.

Bu kalabalığın tamamı bizim katılacağımız program için orada değiller, elbette. Enstitü bünyesinde aynı vakitlerde birçok program birden yapılıyor. Kimi konferans dinleyecek, kimi tiyatro seyredecek, kimi müzik konseri dinleyecek. Etkinlik programları (ve tabiî bu etkinlikleri izlemeye gelen insan sayısı) o kadar çok ki, hiç abartmasız, 7 – 8 ayrı programın vakitleri biribiriyle çakışmak zorunda kalıyor.

Bugün her ne kadar Pazar ise de tatil günü değildir. İran’da haftasonu tatilleri Perşembe ve Cuma günleridir. Diğer hemen hemen tüm İslam ülkelerinde olduğu gibi (“muasır medeniyetler seviyesine çıkanlar” hariç), haftanın ilk günü Cumartesi’dir, İran’da.

Bizim şu anda bu ülkedeki Pazar günümüz, İslam dünyasına “ağabeylik” yapan siz sevgili kardeşlerimin Salı günleri ile aynıdır. İran’daki uygulama doğru olandır; zirâ Müslüman toplumlarda Cuma günleri tatildir ve haftanın ilk günü Cumartesi’dir.

Aslında, size birşey diyeyim mi, konuya sadece “dilbilgisi” açısından yaklaştığımızda bile, haftanın günlerinin Cumartesi ile başlayıp Cuma ile bitmesi gerektiğini ve Cuma günlerinin tatil olduğunu anlarız. Müslüman kavimlerin konuştuğu dillerde haftanın günleri Cumartesi ile başlayıp Cuma ile biter; Cuma günleri tatildir.

Örneğin; dünyanın en zengin ve en güzel iki dili olan Kürtçe’de ve Farsça’da böyledir:

Kürtçe

(ﮐﯙﺮﺩﻯ)

Farsça

(ﻔﺎﺮﺴﻰ)

 

Şemî

(ﺸﻤﻰ)

Şenbe

(ﺸﻨﺒﻪ)

Cumartesi

Yêkşemî

(ﻴﻴﮑﺸﻤﻰ)

Yêkşenbe

(ﻴﮑﺸﻨﺒﻪ)

Pazar

Dûşemî

(ﺪﯙﺸﻤﻰ)

Dûşenbe

(ﺩﻭﺸﻨﺒﻪ)

Pazartesi

Sêşemî

(ﺴﻴﺸﻤﻰ)

Sêhşenbe

(ﺴﻬﺸﻨﺒﻪ)

Salı

Çarşemî

(ﭽﺎﺭﺸﻤﻰ)

Çeharşenbe

(ﭽﻬﺎﺮﺸﻨﺒﻪ)

Çarşamba 

Pêncşemî

(ﭙﻴﻨﺠﺸﻤﻰ)

Pêncşenbe

(ﭙﻨﺞﺸﻨﺒﻪ)

Perşembe

Ín

(ﺇﻴﻦ)

Cuma

(ﺠﻤﻌﻪ)

Cuma

NOT – 1: Kürtçe’de ve Farsça’da haftanın günleri Cumartesi ile başlar, Cuma ile biter. Cuma günleri tatil günleridir.

NOT – 2: Kürtçe’de ve Farsça’da günler “Gün, Birinci Gün, İkinci Gün, Üçüncü Gün, Dördüncü Gün” anlamında da okunabilecek “Şemî / Şenbe, Yêkşemî / Yêkşenbe, Dûşemî / Dûşenbe, Sêşemî / Sêşenbe, Çarşemî / Çarşenbe, Pêncşemî / Pêncşenbe” şeklinde adlandırılmışlardır. Türkçe’de kullanılan “Çarşamba” ve “Perşembe” isimleri Kürtçe’den / Farsça’dan alınmadır.

NOT – 3: Türkçe’de de kullanılan “hafta” kelimesi, Kürtçe’deki / Farsça’daki “hefte” kelimesinden alınmadır. Bu kelime Kürtçe’den / Farsça’dan Türkçe’ye geçmiştir. “Hafta” (hefte) kelimesi, Kürtçe’de / Farsça’da 7 rakamının ismi olan “heft” sözcüğünden türemiş bir kelimedir. Bir haftada 7 gün vardır.

NOT – 4: Cuma gününün Türkçe’si ve Farsça’sı yoktur. Türkler ve Farslar Arapça’daki “Cuma” ismini olduğu gibi kullanırlar. Fakat Kürtçe’de Cuma gününün de özgün ismi vardır: “Ín”.

NOT – 5: Tacikistan’ın başkenti Duşanbe’nin ismi, yukarıdaki tabloda gördüğünüz “Dûşenbe” kelimesinden başkası değildir. Yani “Pazartesi” demektir. Şehir, küçük bir köy olarak ilk kurulduğunda, köyde her Pazartesi günü pazar kurulurdu ve çevre köylerden insanlar bu pazara alışveriş yapmak amacıyla gelirdi. O dönemler çok meşhur olmuştu köyün bu pazarı. Köyün her ne kadar başka bir ismi olsa da, çevre köylüler – oraya Pazartesi’den Pazartesi’ye gittikleri için – köyden bahsederken “Pazartesi” (Dûşenbe) diye bahsediyorlardı. Bu isim böylece kalıcı hale geldi ve köyün ismi olarak kaldı. Sonra büyüdü ve kocaman şehir oldu. Şu anda Tacikistan’ın başkentidir, ismi halen “Dûşanbe” (Pazartesi) şeklindedir.

NOT – 6: “Salı sallanır”, “Çarşamba çarşafa dolanır”, “Perşembe perişanlıktır” gibi bâtıl inançların şu anki konumuzla bir alakası yoktur.

Evet...

Günler böyle. Peki ya aylar?

İsterseniz şimdi de, dünyanın en zengin ve en güzel iki dili olan Kürtçe ve Farsça’daki ay isimlerine bakalım:

Kürtçe

(ﮐﯙﺮﺩﻯ

Farsça

(ﻔﺎﺮﺴﻰ

 

Adar

(ﺌﺎﺪﺍﺭ

Ferverdin

(ﻔﺭﻭﺭﺪﻴﻦ

21 Mart – 20 Nisan 

Nisan

(ﻨﻴﺴﺎﻦ

Urdibeheşt

(ﺍﺭﺪﻴﺒﻬﺸﺖ

21 Nisan – 21 Mayıs 

Cewzerdan

(ﺠﻪﻮﺯﺮﺪﺍﻦ

Xordad

(ﺧﺭﺪﺍﺪ

22 Mayıs – 21 Haziran 

Puşber

(ﭙﻭﺸﺑﺭ

Tîr

(ﺘﻴﺭ

22 Haziran – 22 Temmuz 

Tîrmeh

(ﺘﻴﺭﻤﺢ

Murdad

(ﻤﺭﺪﺍﺪ

23 Temmuz – 22 Ağustos 

Gelawêj

(ﮔﻼﻭﻴﮊ

Şehrivar

(ﺸﻬﺭﻴﻭﺭ

23 Ağustos – 22 Eylül 

Rêzber

(ﺭﻴﺯﺒﺮ

Mehr

(ﻤﻬﺭ

23 Eylül – 22 Ekim 

Kewçêr

(ﮐﻪﻮﭽﻴﺭ

Âbân

(ﺁﺑﺎﻦ

 23 Ekim – 21 Kasım  

Sermawez

(ﺴﺮﻤﺎﻭﺯ

Azer

(ﺁﺫﺭ

22 Kasım – 21 Aralık 

Berfanber

(ﺒﺭﻔﺎﻨﺒﺭ

Daî

(ﺪﻱ

22 Aralık – 20 Ocak 

Rêbendan

(ﺮﻴﺒﻨﺪﺍﻦ

Behmen

(ﺑﻬﻤﻦ

21 Ocak – 19 Şubat 

Reşemî

(ﺮﺸﻤﻰ

İsfend

(ﺍﺴﻔﻨﺪ

20 Şubat – 20 Mart 

NOT – 1: Kürtçe’de ve Farsça’da ay isimleri Mart ile başlar, Şubat ile biter. Yani yılın ilk ayı Mart (Adar / Ferverdin), son ayı ise Şubat (Reşemî / İsfend)’tır.

NOT – 2: İran ve Kürdistan takvimlerinde ay hesabı, Miladî takvimle aynı değildir. İran ve Kürdistan takvimlerinde aynı 1. günü genelde Miladî takvimdeki 21. güne denk gelmektedir. Bu da tabiât bilimine ve astrolojiye en uygun hesaplama yöntemidir.

NOT – 3: İran ve Kürdistan takviminde, “Nevruz” olarak adlandırılan 1 Adar / 1 Ferverdin günü, “yılbaşı”dır, yılın ilk günüdür. Ve Miladî takvimde, 21 Mart gününe tekabül etmektedir. Bizim, Türk Dil Kurumu’nun uydurduğu çağdaş Türkçe ile konuşmayı “Kürtçülüğün Esasları” arasında sayan Kürt ulusal kardeşlerimiz, Nevruz günü için “21 Adar” demektedirler ancak yanlıştır. Çünkü 21 Mart günü 21 Adar’a değil, 1 Adar’a denk gelmektedir. Fakat yazdıkları her iki cümleden birinde “gerçeklik” ifadesini kullanan (ne demekse!) bu kardeşlerimiz, yurtseverliği sadece “Nevruz”u “Newroz” yazmaktan ibaret bir şey zannettikleri için, bu konu üzerinde oturup düşünme gereği bile duymazlar. (Ayrıca niçin “yurtsever”? Niye “vatansever” değil? TDK’nın Türkçesi’ni yaşatma konusunda Türk ulusal kardeşlerimiz bile Kürt ulusal kardeşlerimiz kadar hassas değil, çitlembik çarpsın ki.)

Evet...

Aylar da böyle. Peki ya mevsimler?

İsterseniz şimdi de, dünyanın en zengin ve en güzel iki dili olan Kürtçe ve Farsça’daki mevsim isimlerine bakalım:

Kürtçe

(ﮐﯙﺮﺩﻯ

Farsça

(ﻔﺎﺮﺴﻰ

 

Bhar

(ﺒﻬﺎﺮ

Behar

(ﺒﻬﺎﺮ

İlkbahar 

Havîn

(ﻫﺎﭭﭙﻦ

Tabıstan

(ﺘﺎﺒﺴﺘﺎﻦ

Yaz 

Payiz

(ﭙﺎﻴﻴﺯ

Payiz

(ﭙﺎﻴﻴﺯ

Sonbahar 

Zvıstan

(ﺯﭭﺴﺘﺎﻦ

Zemıstan

(ﺯﻤﺴﺘﺎﻦ

Kış 

NOT – 1: Mevsimler içinde İlkbahar ve Sonbahar çok güzeldir.

NOT – 2: Yaz ve Kış’ın da kendine özgü güzellikleri vardır.

NOT – 3: Aslında bütün mevsimler güzeldir. Kısacası hayat güzeldir arkadaşlar. Herşeye rağmen yine de yaşamaya değer. Bu dünya imtihan dünyası! Ben parasızlıkla, siz de benimle imtihan olunuyorsunuz.

Namazlarımızı kıldıktan sonra, programın yapılacağı salona dönüyoruz tekrar.

Programın başlamasına sayılı dakikalar var. Nasır Zerrabî (ﺯﺮﺍﺒﻰ ﻨﺎﺼﺮ), bizi bugünkü etkinliğin moderatörlüğünü yapacak olan Cemile Mûnzewî (ﻤﻨﺯﻮﻯ ﺠﻤﻴﻠﻪ) ile tanıştırıyor.

Cemile Mûnzewî (ﻤﻨﺯﻮﻯ ﺠﻤﻴﻠﻪ) Hanım, aslı mesleği danışmanlık olan Azerî bir ablamız. Bizimle Azerîce konuştuğu için, tercümana ihtiyacımız yok.

Bu Azerîce zaten çok tatlı bir dil; bir de böyle ablalar konuştuğunda hayran kalıyorsunuz. Azerîce sanki yürek dili, kalp dili. Hani “gönül dili” diyoruz ya; işte en çok da Azerîce’ye yakışıyor bu ifade.

Çok ilginç bir dil hakikaten, Azerî Türkçesi. Bir Azerî karşınıza geçip size Azerîce küfür veya hakaret dahi etse, size öyle gelir ki, sanki sizi ne kadar çok sevdiğini anlatıyor. Her kelimesi, her hecesi sanki kalbin en derin yerinden gelip öyle çıkıyor ağızdan.

Müthiş tatlı bir dil, Azerî Türkçesi.

Sanat Enstitüsü çalışanlarıyla, dünyanın en zengin ve en güzel üç dili olan Kürtçe, Farsça ve Azerîce yaptığımız sohbetlerden sonra, programın başlama saatinin geldiği duyuruldu.

Artık herkes yerine geçti. “Biz omuzlarına güneş yüklemiş kahramanlar”, yani Doğan, Mikal ve ben, en önde, “protokol sırası”nda oturtulmuşuz. Nasır Zerrabî (ﺯﺮﺍﺒﻰ ﻨﺎﺼﺮ) ve Sanat Enstitüsü’nün diğer yetkilileri de yanımıza oturuyor.

Televizyoncular kameralarını, gazeteciler fotoğraf makinâlarını hazırlamış, tetikte bekliyorlar (onları orada en iyi anlayan benim herhalde).

Direk olarak İslam İnqılâbı Rehberi Seyyîd Ali Hûseynî Hamaneî’ye bağlı bir kurum olan İslamî Teblîğler Kurumu (Fars. ﺍﺴﻼﻤﻰ ﺗﺒﻠﻴﻐﺎﺗﻰ ﺴﺎﺯﻤﺎﻨﻰ [Sazman-ı Teblîğat-ı İslamî]) çatısı altında çalışma yürüten Sanat Enstitüsü (Fars. ﻫﻨﺭﻯ ﺤﻮﺯﻩ [Hozê Hûnerî]) bünyesindeki İslamî Uyanış Edebiyatı (Fars. ﺍﺴﻼﻤﻰ ﺒﻴﺩﺍﺮﻯ ﻮﻴﮊﮦ [Wêje Bidarê İslamî]) tarafından organize edilen etkinliğin konuşmacısı, bu fâkir kardeşiniz.

Tahran Sanat Enstitüsü Konferans Salonu’nda düzenlenen ve İran medyasının yoğun ilgi gösterdiği programın moderatörlüğünü Azerî danışman Cemile Mûnzewî (ﻤﻨﺯﻮﻯ ﺠﻤﻴﻠﻪ) Hanım yapıyor.

Sahneye ilk olarak 14 yaşında bir çocuk çıkıyor. Program Qûrân-ı Kerîm tilavetiyle başlayacak ve bu Qûr’ân ziyafetini, bize 14 yaşındaki küçük hâfız Mûhâmmed Hûseyn Behmenî (ﺒﻬﻤﻨﻰ ﺤﺴﻴﻦ ﻤﺤﻤﺪ) çekecek.

14 yaşındaki İranlı hâfız Mûhâmmed Hûseyn Behmenî (ﺒﻬﻤﻨﻰ ﺤﺴﻴﻦ ﻤﺤﻤﺪ), “Kalem Sûresi”ni o kadar tatlı bir kıraatle okuyor ki:

sediyani-20111225-a.jpg

sediyani-20111225-b.jpgsediyani-20111225-c.jpgsediyani-20111225-d.jpg

sediyani-20111225-e.jpg

Genç hâfızın “Kalem Sûresi”ni okuyuşu, dinleyiciler tarafından hûşû içinde dinleniyor.

Daha sonra sahneye çıkan sunucu Cemile Mûnzewî (ﻤﻨﺯﻮﻯ ﺠﻤﻴﻠﻪ), kısa bir selamlama konuşması yapıyor. Ondan sonra Ortadoğu ve Mağrib coğrafyalarında yaşanan ve önceleri “Yasemin Devrimleri” denen, şimdi ise daha çok “Arap Baharı” diye nitelenen halk ayaklanmalarını konu alan bir sinevizyon gösterisi sunuluyor.

Sinevizyon gösterisinde, Tunus’tan Bahreyn’e, Mısır’dan Yemen’e tüm halk devrimleri selamlanıyor ve Arap dünyasındaki diktatörlüklerin birer birer yıkıldığına vurgu yapılarak bunun küresel bir İslamî uyanış ve direniş dalgasının başlangıcı olduğu tezi işleniyor.

Sinevizyon gösterisinden sonra sunucu Cemile Mûnzewî (ﻤﻨﺯﻮﻯ ﺠﻤﻴﻠﻪ) tekrar kürsüye çıkıyor ve az önce gösterilen sinevizyon gösterisinde konu edilen halk devrimlerini selamlayan birkaç cümle söylüyor.

Daha sonra programın konuşmacısını takdim ediyor, Cemile Mûnzewî (ﻤﻨﺯﻮﻯ ﺠﻤﻴﻠﻪ):

- ( ... ) İşte bu çok değerli konuğumuz, bizi kırmayıp tâ Almanya’dan dâvetimize icabet eden Ağa-yê İbrahim Sediyani’yi huzurlarınıza çağırıyorum...

İçimde tarifsiz bir heyecanla kalktım yerimden ve sahneye doğru yürüdüm. Bana tercümanlık yapacak, yanımda durup Türkçe yapacağım konuşmayı cümle cümle Farsça’ya tercüme edecek olan Doğan Özlük de benimle birlikte kalktı.

Kürsüye çıkınca önce Cemile Hanım’a selam verip beni takdim ederken söylediği nazik ve hiç hak etmediğim güzel sözlerinden dolayı teşekkür ettikten sonra, salona, dinleyicilere döndüm.

Hafifçe mikrofona eğildim ve bizi dinlemek için oraya gelmiş olan o güzel insanlara ilk sözümü söyledim:

- Selamun aleykum.

sediyani@gmail.com

 

FOTOĞRAFLAR:

sediyani-20111225-1.jpg

Sahneye ilk olarak 14 yaşında bir çocuk çıkıyor. Program Qûrân-ı Kerîm tilavetiyle başlayacak ve bu Qûr’ân ziyafetini, bize 14 yaşındaki küçük hâfız Mûhâmmed Hûseyn Behmenî (ﺒﻬﻤﻨﻰ ﺤﺴﻴﻦ ﻤﺤﻤﺪ) çekecek.

 

sediyani-20111225-2.jpg

14 yaşındaki İranlı hâfız Mûhâmmed Hûseyn Behmenî (ﺒﻬﻤﻨﻰ ﺤﺴﻴﻦ ﻤﺤﻤﺪ), “Kalem Sûresi”ni o kadar tatlı bir kıraatle okuyor ki... Genç hâfızın “Kalem Sûresi”ni okuyuşu, dinleyiciler tarafından hûşû içinde dinleniyor.

 

sediyani-20111225-3.jpg

İslamî Teblîğler Kurumu (Fars. ﺍﺴﻼﻤﻰ ﺗﺒﻠﻴﻐﺎﺗﻰ ﺴﺎﺯﻤﺎﻨﻰ [Sazman-ı Teblîğat-ı İslamî]) çatısı altında çalışma yürüten Sanat Enstitüsü (Fars. ﻫﻨﺭﻯ ﺤﻮﺯﻩ [Hozê Hûnerî]) bünyesindeki İslamî Uyanış Edebiyatı (Fars. ﺍﺴﻼﻤﻰ ﺒﻴﺩﺍﺮﻯ ﻮﻴﮊﮦ [Wêje Bidarê İslamî]) tarafından organize edilen etkinlik, oldukça verimli geçiyor

 

sediyani-20111225-4.jpg

Tahran Sanat Enstitüsü Konferans Salonu’nda düzenlenen ve İran medyasının yoğun ilgi gösterdiği programın moderatörlüğünü Azerî danışman Cemile Mûnzewî (ﻤﻨﺯﻮﻯ ﺠﻤﻴﻠﻪ) Hanım yapıyor

 

sediyani-20111225-5.jpg

Cemile Mûnzewî (ﻤﻨﺯﻮﻯ ﺠﻤﻴﻠﻪ), kısa bir selamlama konuşması yapıyor. Ondan sonra Ortadoğu ve Mağrib coğrafyalarında yaşanan ve önceleri “Yasemin Devrimleri” denen, şimdi ise daha çok “Arap Baharı” diye nitelenen halk ayaklanmalarını konu alan bir sinevizyon gösterisi sunuluyor. Sinevizyon gösterisinde, Tunus’tan Bahreyn’e, Mısır’dan Yemen’e tüm halk devrimleri selamlanıyor ve Arap dünyasındaki diktatörlüklerin birer birer yıkıldığına vurgu yapılarak bunun küresel bir İslamî uyanış ve direniş dalgasının başlangıcı olduğu tezi işleniyor.

 

sediyani-20111225-6.jpg

Sinevizyon gösterisinden sonra sunucu Cemile Mûnzewî (ﻤﻨﺯﻮﻯ ﺠﻤﻴﻠﻪ) tekrar kürsüye çıkıyor ve az önce gösterilen sinevizyon gösterisinde konu edilen halk devrimlerini selamlayan birkaç cümle söylüyor. Daha sonra programın konuşmacısını takdim ediyor, Cemile Mûnzewî (ﻤﻨﺯﻮﻯ ﺠﻤﻴﻠﻪ)...

 

sediyani-20111225-7.jpg

Etkinliğin konuşmacısı, programa Almanya’dan davet edilen İbrahim Sediyani. Sediyani’nin Türkçe yaptığı konuşma, mütercim Doğan Özlük tarafından cümle cümle Farsça’ya tercüme ediliyor

 

sediyani-20111225-8.jpg

Emperyalizmin ve Beyaz Adam’ın dünyaya hakimiyetinin 1492 tarihinde bir gemiyle başladığını hatırlatan yazar İbrahim Sediyani, “Önce Endülüs yıkıldı. Yerküresinin ilim ve kültür havzası olan Endülüs İslam Medeniyeti, Hristiyan barbarlar tarafından tamamen ortadan kaldırıldı. Milyonlarca Müslüman ve binlerce Yahudî kılıçtan geçirildi, bir o kadarı da İberya topraklarından sürgün edildi. Oldum olası, 12 Ekim 1492 tarihini, insanlık tarihinin en uğursuz günü olarak nitelerim. 12 Ekim 1492, İberya sahillerinden kalkan ve elebaşları Cenovalı Cristoforo Colombo olan bir avuç korsanı taşıyan ‘Santa Maria’ adlı geminin, Karibik Adaları’ndaki San Salvador adlı adaya yanaştığı ve içindeki yolcuların karaya ayak bastıkları tarihtir. Emperyalizmin ve Beyaz Adam’ın dünyaya hakimiyeti, böyle başladı” tesbitinde bulundu.  Avrupalı beyazların, gemilerle ayak bastıkları Yeni Dünya topraklarında, tarihin en büyük soykırım ve vahşetini gerçekleştirdiğine işaret eden Sediyani, taraflı tarafsız herkesin, Kızılderili katliamının, insanlık tarihinin en büyük soykırımı olduğu noktasında hemfikir olduğunu savundu. Kızılderili reislerinin sözlerini de aktararak konuşmasını sürdüren Sediyani, Yeni Dünya topraklarına gemilerle ulaşan ve işgal eden Beyaz Adam’ın, dünya hakimiyetini kan, vahşet ve gözyaşı üzerine bina ettiğine vurgu yaptı.

 

sediyani-20111225-9.jpg

Gemilerle ayak bastıkları topraklarda yaşayan yerli halkları kadın, erkek, çocuk demeden katleden, ekinlerini tahrib eden, hayvanlarını öldüren, evlerini ateşe veren, göllerini ve ırmaklarını zehirleyen Beyaz Adam’ın, milyonlarca masum insanın kan ve gözyaşı üzerinde kendi barbar medeniyetini kurabilmek için, yeni topraklara köle getirme uygulamasına başladığına ve gözünü Afrika’ya çevirdiğine özellikle değinmeden geçemeyen İbrahim Sediyani, “Afrika’dan Yeni Dünya’ya milyonlarca köle götürüldü; zincirlere bağlanarak, kırbaçlanarak, zorla götürüldü bu köleler. Bunu da, yine ‘gemilerle’ yaptı. Kunta Kinte’nin hikâyesi burada başlıyor” şeklinde konuştu. Köle ticaretinin sürdürüldüğü 400 yıl boyunca Afrika’nın 75 ila 90 milyon arasında genç erkeğini yitirdiğini, bu dönemde Amerika’ya 15 milyon köle götürüldüğünü açıklayan İbrahim Sediyani, “Aradaki fark, köleleştirilen Afrikalılar’ın yolda (okyanus üzerinde) ya da Afrika’daki bekleme depolarında ölmesinden kaynaklanmaktadır. Yani köle olarak götürülen 75 – 90 milyon kadar Afrikalı’nın 60 – 75 milyonu ölmüş / öldürülmüş, Yeni Dünya’ya yalnızca 15 milyonu sağ salim gidebilmiştir. 1502’de İspanya ve Portekiz, 1517’de Hollanda, Fransa ve İngiltere, insanlık tarihinin en yüzkızartıcı suçlarından olan ‘zencî ticareti’ni resmen tanıdılar. Yerli halk, köle tüccarlarının eline düşmemek için Afrika’nın iç bölgelerine kaçıyorlardı. ‘Zencî ticareti’ uğruna yüz milyon kadar insan ölüme sürüklendi ve bu ‘zencî ticareti’, Afrika’nın gelişmesini BİRKAÇ YÜZYIL geciktirdi” değerlendirmesinde bulundu.  

YAZIYA YORUM KAT