İbrahim Sediyani

YORUMLAR ( Toplam 34 yorum)
mete
ellerinize sağlık
07 Mart 2012 Çarşamba 15:02
yazınızı okumam bugün nihayete erdi.. bazen tebessüm ettik bazen de göz yaşları içinde okuduk..meğer biz de ortada müslüman diye dolaşıyormuşuz . kendimizi tekrardan gözden geçirmemize vesile olduğunuz için sizlere teşekkürler.allaha emanet.
saıd
allah razı olsun
06 Mart 2012 Salı 17:37
cok guzel ve ayrıntılı yazmıssınız yazılarınız begenerek okuyorum selam ve dua ıle allaha e olun
Adem Saraç
Sabır.metanet
04 Mart 2012 Pazar 16:06
Bazen mutlak haklı olmanız bile sizi haklı kılmıyorsa,bilinki nebevi imtihan gelmiş.İnşallah kemalinize vesile olur.İnsanlar birşeye odaklanınca,ölçü falan kalmıyor dediğim dedik.Adamın biri yıllarca libyada yaşadıktan sonra ankaraya yerleşmiş.kışın doğalğaz faturası yüksek gelince itiraz etmiş.Görevli libyanın sıcak ankaranın soğuk olduğunu izah ediyor.Adam ben anlamam libya sıcaktı diyorda başka bişey demiyor.İbrahim bey sevininki ilahi denetim var,müsterih olun,onlarada dua edin.Sinirlenmeyin demekte size haksızlık olur ama dozunu kaçırmayın.Allah gayretlerinizi bereketli ve ahiret azığı kılsın.Herkese selam....
alaattin hamurcu
ne diyelim
02 Mart 2012 Cuma 16:47
son derece güzel bir üslupla yazılmış ve humeyniyi bu kadar detaylı tanıtmış bir yazı maalesef türkiyeli müslümanların suriye ve esed hassasiyetinin yüksek dozda olduğu bir döneme geldiği için tartışmalara sebeb olduğunu düşünüyorum evet doğrudur yazıyı okumaya yetişemedim şahsen 3 günde ancak okuyabildim çeşitli sebeblerden dolayı ama çok güzeldi ve devamını bekliyorum kim ne derse desin doğru bildiğin yoldan şaşmamanı tavsiye ediyorum acizane olarak bu arada kenya gezisinide takip etmeye devam ediyoruz selametle kalın selamun aleykum
İbrahim Sediyani
“Kerem Sözer”e – 4
01 Mart 2012 Perşembe 14:23
Kürtçe hakkında yazacağım bir tek yazı bile Bülent Arınç’a özür dilettirir! Hatta o bir tek yazı Sayın Arınç’ı pişman edip öyle bir duruma düşürür ki, Kürtçe’yi övmek için fırsat kollamaya, bahane bulmaya çalışır ve “Mem û Zîn”i fırsat bilerek Twitter hesabından Kürtçe hakkında övgü üstüne övgü yapar.
İşte bizim, kendi ülkesindeki sorunları gündemine bile almayıp diğer ülkelerdeki sorunlar karşısında kendisini yiyip parçalayanlara yıllardır anlatmaya çalıştığımız ama bir türlü anlatamadığımız şey budur!
Ayrıca, ben kalkıp Bülent Arınç’ın Kürtçe’ye yaptığı hakarete cevap yazmazsam, İslamî camiâda kim yapacak bunu? Ama Suriye’yi yazmasam bile yazan yüzlerce insan var İslamî camiâda. Ve üstelik, bunların büyük çoğunluğu da Suriye’yi benden çok daha iyi biliyor. Ki ben de onların yazı ve değerlendirmelerini takip ederek olan biteni anlamaya çalışıyorum. Bilmediğim bir konuda yazmaktansa, bilen kişilerin yazılarını okuyup öğrenmeyi daha ahlakî buluyorum.
Siz faydası ve getirisi olacak konuda yazı yazdığım için beni eleştiriyor, ve benden, hiç kimseye bir faydam olmayacak ve sorunun çözümüne hiçbir katkıda bulunamayacağım konularda yazı talep ediyorsunuz. ...
Sıhhat dileklerin için de teşekkür ediyorum. Geçti çok şükür.
Sevgiyle kalın.
İşte bizim, kendi ülkesindeki sorunları gündemine bile almayıp diğer ülkelerdeki sorunlar karşısında kendisini yiyip parçalayanlara yıllardır anlatmaya çalıştığımız ama bir türlü anlatamadığımız şey budur!
Ayrıca, ben kalkıp Bülent Arınç’ın Kürtçe’ye yaptığı hakarete cevap yazmazsam, İslamî camiâda kim yapacak bunu? Ama Suriye’yi yazmasam bile yazan yüzlerce insan var İslamî camiâda. Ve üstelik, bunların büyük çoğunluğu da Suriye’yi benden çok daha iyi biliyor. Ki ben de onların yazı ve değerlendirmelerini takip ederek olan biteni anlamaya çalışıyorum. Bilmediğim bir konuda yazmaktansa, bilen kişilerin yazılarını okuyup öğrenmeyi daha ahlakî buluyorum.
Siz faydası ve getirisi olacak konuda yazı yazdığım için beni eleştiriyor, ve benden, hiç kimseye bir faydam olmayacak ve sorunun çözümüne hiçbir katkıda bulunamayacağım konularda yazı talep ediyorsunuz. ...
Sıhhat dileklerin için de teşekkür ediyorum. Geçti çok şükür.
Sevgiyle kalın.
İbrahim Sediyani
“Kerem Sözer”e – 3
01 Mart 2012 Perşembe 14:20
“Kerem” ağabey;
Yazının adı “Affet Bizi Leylâ” idi.
O günden bu yana da düşüncelerimde ve bakış açımda hiçbir değişiklik olmamış, bilakis aradan geçen zaman beni haklı çıkarmıştır.
Bahsettiğiniz hususlardaki düşüncelerimi o yazımda bulabilirsiniz. Yazı, arşivimde duruyor. Açıp bakabilirsiniz.
Bülent Arınç’ın Kürtçe hakkındaki hakaret sözlerine verdiğim cevap ile Suriye yazısı arasında bağlantı kurmaya çalışmanız ise tek kelimeyle talihsizlik olmuş.
Suriye hakkında 100 tane yazı yazsam, bir tanesini bile Beşar Esad’ın görüp okuma şansı yoktur. Suriye’deki herhangi bir sıradan insanın bile haberi olmaz yazılarımdan. Suriye hakkında yazacağım yazıların, akan kanın durmasına zerre kadar katkıda bulunmaz. Ayrıca, Suriye hakkında her gün onlarca yazı kaleme alınıyor zaten.
Ama Kürtçe hakkında bir tane bile yazı yazsam, o yazıyı bütün Türkiye’nin okuma imkânı vardır. Çankaya’daki Cumhurbaşkanı Gül’den tutun Ağrı’daki garip çobana varıncaya kadar, herkesin o yazıya denk gelip okuma şansı vardır.
Yazının adı “Affet Bizi Leylâ” idi.
O günden bu yana da düşüncelerimde ve bakış açımda hiçbir değişiklik olmamış, bilakis aradan geçen zaman beni haklı çıkarmıştır.
Bahsettiğiniz hususlardaki düşüncelerimi o yazımda bulabilirsiniz. Yazı, arşivimde duruyor. Açıp bakabilirsiniz.
Bülent Arınç’ın Kürtçe hakkındaki hakaret sözlerine verdiğim cevap ile Suriye yazısı arasında bağlantı kurmaya çalışmanız ise tek kelimeyle talihsizlik olmuş.
Suriye hakkında 100 tane yazı yazsam, bir tanesini bile Beşar Esad’ın görüp okuma şansı yoktur. Suriye’deki herhangi bir sıradan insanın bile haberi olmaz yazılarımdan. Suriye hakkında yazacağım yazıların, akan kanın durmasına zerre kadar katkıda bulunmaz. Ayrıca, Suriye hakkında her gün onlarca yazı kaleme alınıyor zaten.
Ama Kürtçe hakkında bir tane bile yazı yazsam, o yazıyı bütün Türkiye’nin okuma imkânı vardır. Çankaya’daki Cumhurbaşkanı Gül’den tutun Ağrı’daki garip çobana varıncaya kadar, herkesin o yazıya denk gelip okuma şansı vardır.
İbrahim Sediyani
“Kerem Sözer”e – 2
01 Mart 2012 Perşembe 14:15
Bunlar hepsi bir kitap serisinin ayrı ayrı ciltleridir ve “İran” ise bu serinin 6. cildidir. Almanya’yı, İsviçre’yi, Liechtenstein’ı, Avusturya’yı, Çek Cumhuriyeti’ni, İtalya’yı, Arnavutluk’u, Makedonya’yı nasıl yazdımsa, İran’ı da öyle yazıyorum. Dolayısıyla, aynı kitap serisinin ciltleri oldukları için üslûbu, çizgisi, tarzı aynı olması gerekiyor.
Bu tarzı genel olarak beğenmediğinizi ifade edebilirsiniz; buna çok büyük saygı duyarım. Bir çalışmayı elbette beğenenler olabileceği gibi, beğenmeyenler de olur. Fakat bu çalışmamı ciddîyetle sürdürdüğüm için bu yöndeki bütün eleştirileri ciddîye alırım ve mutlaka kulak kabartır, anlamaya, eksikliklerimi gidermeye çalışırım.
Madem ki siz bu camiânın bir ferdisiniz “Kerem” ağabey, madem ki siz Haksöz adına konuşacak kadar bu yapının içinde bir insansınız, o zaman 6 senedir bu platformda yayınlanan bu Seyahatname’yi etüd edip değerlendiren, eleştiren, tartan bir yazı yazıp Düşünce Platformu’nda yayınlatsanıza. Ben de eksikliklerimi görmüş ve bunları telafi etme fırsatı yakalamış olurum. Bu yol daha faydalı olmaz mı? (Bak gördünüz mü? Şimdi de ben yazı istedim sizden.)
Suriye konusuna gelince, “Kerem” ağabey;
Suriye ve diğer İslam ülkelerindeki GÜNÜMÜZDE yaşanan olayları değerlendirip analiz ettiğim ve düşüncelerimi belirttiğim yazıyı, ben bundan 6 ay önce yazdım. Başka yerde değil; burada.
Fakat o yazıdan dolayı, “ahlaksız” ve “seviyesiz” laflarından tutun “zihni karışık” ve “BAAS destekçisi”ne varıncaya kadar her türlü iftira, hakaret, küfür gördüm.
Şimdi benden ne istiyorsunuz? Aynı küfür ve hakaretleri tekrar mı işiteyim? Ben mazoşist miyim?
Yazıda BAAS’ın adını bile anmadığım halde beni “BAAS destekçisi” diye yaftalayan, yazının başından sonuna dek İslamcılık düşüncesi yüceltildiği halde beni “İslamcılık eleştirisi” yapmakla suçlayan – sizi tenzih ediyorum – bu insanların bana yaptıkları küfürleri bir daha mı işiteyim istiyorsunuz?
Bu tarzı genel olarak beğenmediğinizi ifade edebilirsiniz; buna çok büyük saygı duyarım. Bir çalışmayı elbette beğenenler olabileceği gibi, beğenmeyenler de olur. Fakat bu çalışmamı ciddîyetle sürdürdüğüm için bu yöndeki bütün eleştirileri ciddîye alırım ve mutlaka kulak kabartır, anlamaya, eksikliklerimi gidermeye çalışırım.
Madem ki siz bu camiânın bir ferdisiniz “Kerem” ağabey, madem ki siz Haksöz adına konuşacak kadar bu yapının içinde bir insansınız, o zaman 6 senedir bu platformda yayınlanan bu Seyahatname’yi etüd edip değerlendiren, eleştiren, tartan bir yazı yazıp Düşünce Platformu’nda yayınlatsanıza. Ben de eksikliklerimi görmüş ve bunları telafi etme fırsatı yakalamış olurum. Bu yol daha faydalı olmaz mı? (Bak gördünüz mü? Şimdi de ben yazı istedim sizden.)
Suriye konusuna gelince, “Kerem” ağabey;
Suriye ve diğer İslam ülkelerindeki GÜNÜMÜZDE yaşanan olayları değerlendirip analiz ettiğim ve düşüncelerimi belirttiğim yazıyı, ben bundan 6 ay önce yazdım. Başka yerde değil; burada.
Fakat o yazıdan dolayı, “ahlaksız” ve “seviyesiz” laflarından tutun “zihni karışık” ve “BAAS destekçisi”ne varıncaya kadar her türlü iftira, hakaret, küfür gördüm.
Şimdi benden ne istiyorsunuz? Aynı küfür ve hakaretleri tekrar mı işiteyim? Ben mazoşist miyim?
Yazıda BAAS’ın adını bile anmadığım halde beni “BAAS destekçisi” diye yaftalayan, yazının başından sonuna dek İslamcılık düşüncesi yüceltildiği halde beni “İslamcılık eleştirisi” yapmakla suçlayan – sizi tenzih ediyorum – bu insanların bana yaptıkları küfürleri bir daha mı işiteyim istiyorsunuz?
İbrahim Sediyani
“Kerem Sözer”e - 1
01 Mart 2012 Perşembe 14:11
“Kerem” ağabey;
Olayı bir kördövüşüne götürmeye gerek yok. “Benim babam senin babanı döver” histerisiyle bir adım bile yol alamayacağımız ortada. Durum gittikçe kemalistlerin “Atatük’ü seviyor musun sevmiyor musun?” baskısına benzemeye başlıyor.
Benden yazı istiyorsun.
Yazının konusunu sen seçiyorsun.
Yazının başlığını sen kendin atıyorsun.
Yazıda kimlerin savunulup kimlerin eleştirileceğini isim isim sen belirliyorsun.
Yazının içinde geçecek cümleleri teeek tek kaleme alıyorsun.
Eee?.. Yazı bitmiş zaten!
Yapılacak tek şey, yazdıklarını “Yorumlar” kısmından alıp yeni köşe yazısı diye yayınlamak. Editörlere rica et yapsınlar; 20 saniyelerini almaz bu “kopyala – yapıştır” işlemi.
Ayrıca güzel kardeşim, neden herkese ve herşeye karşı böyle menfi yaklaşıyorsunuz? Kendinizle barışık olmadığınız için mi herkesle kavga ediyorsunuz? Kendinize güveniniz olmadığı için mi hiç kimseye güvenmiyorsunuz?
Bu dizinin yayınlanmasıyla Suriye’nin şu anda yaşadığı süreç arasında uzaktan yakından bir alaka yoktur! Bu dizi ile Suriye olaylarının aynı zamana denk gelmesi tamamen bir tesadüf ve tamamen benim şansım (!).
İran’ı 5 sene önce gezmiş olsaydım aynı diziyi hazırlayıp aynı şeyleri yazacaktım; 5 sene sonra olsaydı yine aynı şeyleri. Bu gezi yazısının zamanlaması tamamen tesadüf; bunu niye anlamak istemiyorsunuz?
Ben yıllardır burada gezi yazıları yazıyorum. Bu işi yeni yapmaya başlamadım ki. Hangi ülkeyi gezmişsem, haliyle o ülkeyi yazacağım. Eğer müsaade ederseniz, bir Seyahatname hazırlıyorum ve şu anda devam eden bu İran gezisi, hazırladığım Seyahatname’nin 6. cildidir. Bunlara hiçbir çalışmama vermediğim kadar önem veriyorum ve Allâh-û Teâlâ’dan dileğim de, öldükten sonra arkamdan bir Seyahatname bırakmak. Suriye’deki olaylarla hiçbir alakası yoktur bu yaptıklarımın.
Olayı bir kördövüşüne götürmeye gerek yok. “Benim babam senin babanı döver” histerisiyle bir adım bile yol alamayacağımız ortada. Durum gittikçe kemalistlerin “Atatük’ü seviyor musun sevmiyor musun?” baskısına benzemeye başlıyor.
Benden yazı istiyorsun.
Yazının konusunu sen seçiyorsun.
Yazının başlığını sen kendin atıyorsun.
Yazıda kimlerin savunulup kimlerin eleştirileceğini isim isim sen belirliyorsun.
Yazının içinde geçecek cümleleri teeek tek kaleme alıyorsun.
Eee?.. Yazı bitmiş zaten!
Yapılacak tek şey, yazdıklarını “Yorumlar” kısmından alıp yeni köşe yazısı diye yayınlamak. Editörlere rica et yapsınlar; 20 saniyelerini almaz bu “kopyala – yapıştır” işlemi.
Ayrıca güzel kardeşim, neden herkese ve herşeye karşı böyle menfi yaklaşıyorsunuz? Kendinizle barışık olmadığınız için mi herkesle kavga ediyorsunuz? Kendinize güveniniz olmadığı için mi hiç kimseye güvenmiyorsunuz?
Bu dizinin yayınlanmasıyla Suriye’nin şu anda yaşadığı süreç arasında uzaktan yakından bir alaka yoktur! Bu dizi ile Suriye olaylarının aynı zamana denk gelmesi tamamen bir tesadüf ve tamamen benim şansım (!).
İran’ı 5 sene önce gezmiş olsaydım aynı diziyi hazırlayıp aynı şeyleri yazacaktım; 5 sene sonra olsaydı yine aynı şeyleri. Bu gezi yazısının zamanlaması tamamen tesadüf; bunu niye anlamak istemiyorsunuz?
Ben yıllardır burada gezi yazıları yazıyorum. Bu işi yeni yapmaya başlamadım ki. Hangi ülkeyi gezmişsem, haliyle o ülkeyi yazacağım. Eğer müsaade ederseniz, bir Seyahatname hazırlıyorum ve şu anda devam eden bu İran gezisi, hazırladığım Seyahatname’nin 6. cildidir. Bunlara hiçbir çalışmama vermediğim kadar önem veriyorum ve Allâh-û Teâlâ’dan dileğim de, öldükten sonra arkamdan bir Seyahatname bırakmak. Suriye’deki olaylarla hiçbir alakası yoktur bu yaptıklarımın.
Kerem Sözer
Soru Sormak Ne Suç veya Sabotaj Oldu?
29 Şubat 2012 Çarşamba 23:07
Yorumumun bir yerinde şöyle söylemiştim:
"İmam Humeyni'yi bizlere en detaylı ve en edebi bir biçimde anlatan sayın yazarımız İbrahim Sediyani'den bu sorular için cevaplar bekliyorum."
Sediyani kardeşimiz ve kendisine karşı aşırı muhabbet besleyen bazı kardeşlerimiz hemen alındılar.
Doğrusu anlamakta zorlanıyorum.
Soru sormayacaksak, eleştiri yapmayacaksak, talep ve beklentilerimizi dile getiremeyeceksek bu yorum bölümü niçin var?
Yazının içeriğine değil de zamanlamasına ve bağlamına dikkat çekmek bir eleştiri sayılmazsa istikametin doğruluğundan şüphe duyarım.
Normal şartlarda Sediyani kardeşimizin vereceği cevap kısa ve netti bana göre:
"Baas ve Esed çetesinin zulüm ve cinayetlerine tabii ki Suriye halkının yanındayım.
İran ve Hizbullah bir cinayet şebekesine destek olmakla büyük bir günaha giriyorlar.
Sediyani olarak ben hem Baas-Esed cuntasından beriyim hem de Müslüman ve mazlum insanların kanını döken Baas cuntasına destek olan İran ve Hizbullah'ın günahından beriyim."
Sediyani kardeşimize acil şifalar diliyorum. Kırılması ve üzülmesi için değil mevcut soruna parmak basması için eleştirmiştim kendisini.
Umarım durum bu izahlara rağmen yanlış anlaşılmaz.
"İmam Humeyni'yi bizlere en detaylı ve en edebi bir biçimde anlatan sayın yazarımız İbrahim Sediyani'den bu sorular için cevaplar bekliyorum."
Sediyani kardeşimiz ve kendisine karşı aşırı muhabbet besleyen bazı kardeşlerimiz hemen alındılar.
Doğrusu anlamakta zorlanıyorum.
Soru sormayacaksak, eleştiri yapmayacaksak, talep ve beklentilerimizi dile getiremeyeceksek bu yorum bölümü niçin var?
Yazının içeriğine değil de zamanlamasına ve bağlamına dikkat çekmek bir eleştiri sayılmazsa istikametin doğruluğundan şüphe duyarım.
Normal şartlarda Sediyani kardeşimizin vereceği cevap kısa ve netti bana göre:
"Baas ve Esed çetesinin zulüm ve cinayetlerine tabii ki Suriye halkının yanındayım.
İran ve Hizbullah bir cinayet şebekesine destek olmakla büyük bir günaha giriyorlar.
Sediyani olarak ben hem Baas-Esed cuntasından beriyim hem de Müslüman ve mazlum insanların kanını döken Baas cuntasına destek olan İran ve Hizbullah'ın günahından beriyim."
Sediyani kardeşimize acil şifalar diliyorum. Kırılması ve üzülmesi için değil mevcut soruna parmak basması için eleştirmiştim kendisini.
Umarım durum bu izahlara rağmen yanlış anlaşılmaz.
A.said
sediyani beye teşekkürler
28 Şubat 2012 Salı 15:46
eline sağlık beyefendi;
herşeyden evvel imam iyi bir devrimci ve iyi bir aşıkdı.bugünün iranındaki derin mollaların siyasi entrikaları ve mezhebi taasublarıyla yıllarca savaşım vermiş,hatta onlar tarafından defalarca tekfir edilmiş,ehli sünnetin dört ekolünü kum medreselerine sokmuş,kıyam ateşini ilk yakanların yine ehl-i sünnet müntesipleri olduğunu söylemiş,taassubu değil takvayı kucaklayan aziz bir zattı.kıyama kalkmak devamında devrimle sonuçlanmıyorsa hareketler kendilerini sorgulamalı...iran tarihte yalnızdı,müslüman coğrafyanın hemem hemen hepsinin yalnız bırakmasına rağmen , onbinlerce şehit vererek zaferi kucakladı.
herşeyden evvel imam iyi bir devrimci ve iyi bir aşıkdı.bugünün iranındaki derin mollaların siyasi entrikaları ve mezhebi taasublarıyla yıllarca savaşım vermiş,hatta onlar tarafından defalarca tekfir edilmiş,ehli sünnetin dört ekolünü kum medreselerine sokmuş,kıyam ateşini ilk yakanların yine ehl-i sünnet müntesipleri olduğunu söylemiş,taassubu değil takvayı kucaklayan aziz bir zattı.kıyama kalkmak devamında devrimle sonuçlanmıyorsa hareketler kendilerini sorgulamalı...iran tarihte yalnızdı,müslüman coğrafyanın hemem hemen hepsinin yalnız bırakmasına rağmen , onbinlerce şehit vererek zaferi kucakladı.
İbrahim Sediyani
3
28 Şubat 2012 Salı 15:21
Eğer emperyalist güçlere ve Ortadoğu’daki diktatörlere karşı, mazlum halkları katliâmlardan korumak, hamile kadınlara ve kundaktaki bebelere canlı kalkan olmak için herhangi bir gemi, otobüs veya insan seli falan oluşturursanız, beni çağırmayı unutmayın lütfen! En ön sırada ben olacağım ve bize birşey olursa ilk darbeyi ben yiyeceğim.
Yok ama beni İstanbul’da kendi aranızda yaptığınız kavgalara, kendi aranızdaki saldırı ve hakaretlere alet etmeye çağırıyorsanız, boşuna zahmet etmeyin.
İstanbul’daki Müslüman camia ve çevrelerin biribiriyle yaptıkları kavgaları, seviyesiz saldırı, küfür ve hakaretleri ben internetten bile takip etmek istemiyorum. O tür haber ve yazıları gördüğümde sayfayı tıklayıp açmıyorum bile.
Buraya yorum yazanlar yukarıdaki 28 sayfalık emek ürünü yazımı ciddîye alıp yazının konusuyla ilgili hiçbir şey söylemedikleri için, ben de onların yazdıklarını ciddîye alıp yazdıklarıyla ilgili hiçbir şey söylemeyeceğim.
Ancak, burada yaşanan garabetin içinde dikkatimi çeken ve beni hayretlere düşüren başka bir garabet daha var ki, o da, insanların başkasının çok çalışmasıyla ve emek harcamasıyla bile dalga geçebilmesidir. Okuyucularım hızıma yetişmiyormuş! Bunu benimle alay etmek için söylüyorlar. Tembel tembel oturmak ile dalga geçilmesini normal karşılarım da, çalışmak ile dalga geçilmesini hafsalam almıyor doğrusu.
Yazılarımın hızını ve uzunluğunu diline dolayanlara ben sadece şunu söylemek istiyorum:
Ben “bildiklerimi” kaleme aldığım için, haftada iki makale yazıyorum. Eğer “bildiklerimi” değil de “bilmediklerimi” kaleme alıyor olsaydım, haftada iki makale değil, haftada iki kitap yazmam gerekecekti.
Yok ama beni İstanbul’da kendi aranızda yaptığınız kavgalara, kendi aranızdaki saldırı ve hakaretlere alet etmeye çağırıyorsanız, boşuna zahmet etmeyin.
İstanbul’daki Müslüman camia ve çevrelerin biribiriyle yaptıkları kavgaları, seviyesiz saldırı, küfür ve hakaretleri ben internetten bile takip etmek istemiyorum. O tür haber ve yazıları gördüğümde sayfayı tıklayıp açmıyorum bile.
Buraya yorum yazanlar yukarıdaki 28 sayfalık emek ürünü yazımı ciddîye alıp yazının konusuyla ilgili hiçbir şey söylemedikleri için, ben de onların yazdıklarını ciddîye alıp yazdıklarıyla ilgili hiçbir şey söylemeyeceğim.
Ancak, burada yaşanan garabetin içinde dikkatimi çeken ve beni hayretlere düşüren başka bir garabet daha var ki, o da, insanların başkasının çok çalışmasıyla ve emek harcamasıyla bile dalga geçebilmesidir. Okuyucularım hızıma yetişmiyormuş! Bunu benimle alay etmek için söylüyorlar. Tembel tembel oturmak ile dalga geçilmesini normal karşılarım da, çalışmak ile dalga geçilmesini hafsalam almıyor doğrusu.
Yazılarımın hızını ve uzunluğunu diline dolayanlara ben sadece şunu söylemek istiyorum:
Ben “bildiklerimi” kaleme aldığım için, haftada iki makale yazıyorum. Eğer “bildiklerimi” değil de “bilmediklerimi” kaleme alıyor olsaydım, haftada iki makale değil, haftada iki kitap yazmam gerekecekti.
İbrahim Sediyani
2
28 Şubat 2012 Salı 15:20
Bütün bunlar bir yana, dizi yazısına başladığım günden beri, yani aylardır ben sabırsızlıkla bu bölümün gelmesini bekliyordum. Aylarca gelmesini beklediğim ve geldiği için de hasta halime rağmen şevk ve heyecanla yazdığım yazının böyle sabote edilmesi karşısında hakkımı nasıl helâl edebilirim?
Tamamen çocuk şarkılarıyla doldurduğum bölümde bile kimse böyle bir sabotaja yeltenmemişti. O zaman da bu sorunlar yok muydu?
Burada başıma getirilen olayın aynısı yine burada daha önce de başıma gelmişti. İkinci defadır yaşanıyor ve tıpatıp aynı.
2008 sonunda siyonist İsrail rejimi Gazze’ye saldırdı ve “Dökme Kurşun” adını verdiği katliâmlar yapıyordu. O zaman da ben Çek Cumhuriyeti gezisini yazmakla meşguldüm. Gazze’de katliam yaşanıyor, ben ise bölüm bölüm Çek Cumhuriyeti’ni anlatıyordum.
Yine burada birileri bana “Gazze dersi” vermeye kalkışmıştı. Güyâ Gazze umurumda değilmiş ve ben bu yüzden Gazze ile ilgili yazı yazmıyormuşum!
Bir sene sonra Gazze halkına yardım ellerini uzatmak için Mavi Marmara gemisi yola çıktı. Gemiye binmek için dâvet aldığımda, yazdığım cevap mailinde “Gazze mi? Ne demek gelir misin? Böyle bir şey hiç sorulur mu? Hemen geliyorum!” dedim. Ancak o kadar hızlı gittim ki, gönderdiğim mail daha İstanbul’a varmadan ben kendim Antalya’ya varmıştım bile.
İsrail gemiye saldırdı ve denizin ortasında katliâm yaptı. Gözlerimin önünde arkadaşlarım öldürüldü; başımın üzerinden ve kollarımın arasından kurşunlar geçti. 31 Mayıs sabahı tişörtüm ve pantolonum baştan aşağı kan içinde kaldı. İşkence gördük, esir alındık, zindana atıldık.
Ama bir sene önce bana “Gazze dersi” vermeye kalkışan küfürbazların hiçbiri yanımızda değildi. Biz Mavi Marmara’da İsrail’in kurşunlarına ve bombalarına hedef olurken, onlar aynı şekilde evlerinde bilgisayar başında, klavye tuşlarına basarak sağa sola saldırmakla, “Kahrolsun Yaşasın” sloganları atmakla meşguldüler.
Her neyse. Bu yorumlardaki olayı ikinci defa yaşadığımı ve artık bu tipleri çok iyi tanıdığımı belirtmek için anlattım bunu...
Tamamen çocuk şarkılarıyla doldurduğum bölümde bile kimse böyle bir sabotaja yeltenmemişti. O zaman da bu sorunlar yok muydu?
Burada başıma getirilen olayın aynısı yine burada daha önce de başıma gelmişti. İkinci defadır yaşanıyor ve tıpatıp aynı.
2008 sonunda siyonist İsrail rejimi Gazze’ye saldırdı ve “Dökme Kurşun” adını verdiği katliâmlar yapıyordu. O zaman da ben Çek Cumhuriyeti gezisini yazmakla meşguldüm. Gazze’de katliam yaşanıyor, ben ise bölüm bölüm Çek Cumhuriyeti’ni anlatıyordum.
Yine burada birileri bana “Gazze dersi” vermeye kalkışmıştı. Güyâ Gazze umurumda değilmiş ve ben bu yüzden Gazze ile ilgili yazı yazmıyormuşum!
Bir sene sonra Gazze halkına yardım ellerini uzatmak için Mavi Marmara gemisi yola çıktı. Gemiye binmek için dâvet aldığımda, yazdığım cevap mailinde “Gazze mi? Ne demek gelir misin? Böyle bir şey hiç sorulur mu? Hemen geliyorum!” dedim. Ancak o kadar hızlı gittim ki, gönderdiğim mail daha İstanbul’a varmadan ben kendim Antalya’ya varmıştım bile.
İsrail gemiye saldırdı ve denizin ortasında katliâm yaptı. Gözlerimin önünde arkadaşlarım öldürüldü; başımın üzerinden ve kollarımın arasından kurşunlar geçti. 31 Mayıs sabahı tişörtüm ve pantolonum baştan aşağı kan içinde kaldı. İşkence gördük, esir alındık, zindana atıldık.
Ama bir sene önce bana “Gazze dersi” vermeye kalkışan küfürbazların hiçbiri yanımızda değildi. Biz Mavi Marmara’da İsrail’in kurşunlarına ve bombalarına hedef olurken, onlar aynı şekilde evlerinde bilgisayar başında, klavye tuşlarına basarak sağa sola saldırmakla, “Kahrolsun Yaşasın” sloganları atmakla meşguldüler.
Her neyse. Bu yorumlardaki olayı ikinci defa yaşadığımı ve artık bu tipleri çok iyi tanıdığımı belirtmek için anlattım bunu...
İbrahim Sediyani
1
28 Şubat 2012 Salı 15:18
“Kerem Sözer” ismiyle yazan ağabeyime hakkımı helâl etmiyorum.
Kendilerini her türlü ithama ve çirkin saldırıya karşı bugüne kadar hep koruduğum / korumaya çalıştığım, daha bugüne dek onlara en ufak bir zarar gelmemesi için azamî dikkat gösterdiğim, şikâyet ve eleştirilerimi (bazen kırıcı da olsa) sadece ve sadece yüzlerine karşı ve aramızda kalacak şekilde yaptığım, arkalarından ve başkalarının yanında hep olumlayarak ve hayırla yâd ederek andığım, ortaya koydukları güzel çalışmaların ve yaptıkları erdemli işlerin daima göğsümü kabarttığı, hatta başka sitelerde aleyhlerinde herhangi bir hakaret veya çirkin ifade gördüğümde (onların haberi bile olmadan) o sitelere mail gönderip rica ederek sözkonusu olumsuz ifadeleri sildirip kaldırttığım insanların bana bu kötülüğü yapmalarını anlamakta zorluk çekiyorum.
Yıllardır birlikte olduğum ve varlıklarını bir kazanım olarak gördüğüm her çevreden bütün kardeşlerime bir nebze de olsa katkıda bulunmak, hangi Müslüman insanların arasında olursam olayım, onlara layık olmaya çalışmaktan başka bir gaye gütmemişimdir şimdiye kadar.
İslam’ın bana kazandırdığı izzet haricinde de hiçbir artı yönüm ve üstün özelliğim yoktur.
Yukarıdaki yazı benim için çok önemliydi ve manevî değeri çok yüksekti. Bilgisayardaki Word sayfasında Times News Roman ve 12 punto yazıyorum. Böyle olduğu halde bu yazımın uzunluğu tam 28 sayfa tuttu.
28 sayfalık bir yazı ne demektir? Biraz daha çalışıp genişletsen kitap olarak basarsın.
Sadece hacim olarak düşünürsen, bu yazı tek başına;
Selahaddin Eş ağabeyin 3 tane yazısı demek.
Kenan Alpay ağabeyin 14 tane yazısı demek.
(Hacim olarak söylüyorum.)
Yazıya günlerimi ve gecelerimi harcadım. Üstelik yazıyı yazdığım günlerde çok hastaydım ve ateşler içinde kıvranıyordum. Ayakta duracak mecalim dahi yoktu; dizlerim titriyordu. Böyle olduğu halde sabahlara kadar uyumayıp bu çalışmayı bitirmeye çalıştım. Yazıyı bitirip siteye gönderme vaktim de sabah namazından sadece bir saat öncesidir.
Kendilerini her türlü ithama ve çirkin saldırıya karşı bugüne kadar hep koruduğum / korumaya çalıştığım, daha bugüne dek onlara en ufak bir zarar gelmemesi için azamî dikkat gösterdiğim, şikâyet ve eleştirilerimi (bazen kırıcı da olsa) sadece ve sadece yüzlerine karşı ve aramızda kalacak şekilde yaptığım, arkalarından ve başkalarının yanında hep olumlayarak ve hayırla yâd ederek andığım, ortaya koydukları güzel çalışmaların ve yaptıkları erdemli işlerin daima göğsümü kabarttığı, hatta başka sitelerde aleyhlerinde herhangi bir hakaret veya çirkin ifade gördüğümde (onların haberi bile olmadan) o sitelere mail gönderip rica ederek sözkonusu olumsuz ifadeleri sildirip kaldırttığım insanların bana bu kötülüğü yapmalarını anlamakta zorluk çekiyorum.
Yıllardır birlikte olduğum ve varlıklarını bir kazanım olarak gördüğüm her çevreden bütün kardeşlerime bir nebze de olsa katkıda bulunmak, hangi Müslüman insanların arasında olursam olayım, onlara layık olmaya çalışmaktan başka bir gaye gütmemişimdir şimdiye kadar.
İslam’ın bana kazandırdığı izzet haricinde de hiçbir artı yönüm ve üstün özelliğim yoktur.
Yukarıdaki yazı benim için çok önemliydi ve manevî değeri çok yüksekti. Bilgisayardaki Word sayfasında Times News Roman ve 12 punto yazıyorum. Böyle olduğu halde bu yazımın uzunluğu tam 28 sayfa tuttu.
28 sayfalık bir yazı ne demektir? Biraz daha çalışıp genişletsen kitap olarak basarsın.
Sadece hacim olarak düşünürsen, bu yazı tek başına;
Selahaddin Eş ağabeyin 3 tane yazısı demek.
Kenan Alpay ağabeyin 14 tane yazısı demek.
(Hacim olarak söylüyorum.)
Yazıya günlerimi ve gecelerimi harcadım. Üstelik yazıyı yazdığım günlerde çok hastaydım ve ateşler içinde kıvranıyordum. Ayakta duracak mecalim dahi yoktu; dizlerim titriyordu. Böyle olduğu halde sabahlara kadar uyumayıp bu çalışmayı bitirmeye çalıştım. Yazıyı bitirip siteye gönderme vaktim de sabah namazından sadece bir saat öncesidir.
Sadık AYDIN
Marşlar ve ağıtlar
26 Şubat 2012 Pazar 00:18
Pala bıyıklı ihtiyar, berberin beceriksizce kısalttığı bıyıklarına bakmak için aynaya eğildiğinde, berber el çabukluğu ile ikinci bir ayna ile ensesine dikkat çekti.
İhtiyar, fonda çalan “Ceddin deden, neslin baban” marşı ve “Kerbela’ya ağıt” ilahileri eşliğinde berberden çıktı.
İhtiyar, artık mahallesinde şanlı bıyıklar yerine, nizamlı ensesi ile tanınmaktadır.
İhtiyar, fonda çalan “Ceddin deden, neslin baban” marşı ve “Kerbela’ya ağıt” ilahileri eşliğinde berberden çıktı.
İhtiyar, artık mahallesinde şanlı bıyıklar yerine, nizamlı ensesi ile tanınmaktadır.
kerem
sediyani'yi seviyoruz
25 Şubat 2012 Cumartesi 20:14
sediyani'yi günahı büyütenlerin fesada çekme uğraşına rağmen oralı olmadığından seviyoruz. islam adına hareket ettiğini iddia edenlerin kılıçlarında kam damlarken suskunluğu iman edenlerin bugün sediyaniyi eleştirmeye hakları yoktur. sediyani ne bugünü övüyor ne de esat zulmünü onaylıyor. sahi bu feveranı gösterenler bahreyn için nerede idiler. aşağıda yorumda adı geçen kıymetli haksöz'ümüzün yazarı izzettin yıldırıma bahri bir fatiha okuyor mu? giden diğer değerler için şu bereket ayı şubatta bir anılar var mı? hayırdır gidenlere de mi ambargo? esat zalimdir. ve lanetliyoruz tüm zalimleri. bahri zalimleri ve mzlumları kategorikleştirmeyin. suriye ile ilgili inşallah normale döner ve sayın sediyani oraya gidip kalemi şahit tutmadıysa o zaman eleştirin. ötesi yıllardır devam eden bir masal ve malesef dudşunu tek gerçek olarak gören dünün sessiz islamcıları hala masallar ile bizleri büyütüyorlar
cengiz iymazdur
Sediyani kardeş bizleri sevindirmeye devam et!
25 Şubat 2012 Cumartesi 19:48
Canım kardeşim Sediyani! Yüreğindeki aşk ve yıllar içinde bu çizgiden sapıp başka mecralara yelken açan bu kadar çok insanın savrulmalarına karşılık senin o günkü imanını koruman ve sapasağlam kalan itikadın, seni cennete kavuştursun inşallah.
Sana Türkiye halkının gösterdiği sevgiyi sen fazlasıyla hakediyorsun kardeşim. 40 yıla yakın bir geçmişi olan tevhidi bilinçlenme sürecinde bu güne kadar toplumun her kesimi tarafından sevilen, islamcı, laik, liberal, sağcı, solcu, türk, kürt ve karadenizli her insan tarafından sevilip benimsenen bir yazar, Müslümanlar arasından birtek sen çıktın Sediyani.
Senin uluslar arası siyasete gelince Hatt-ı İmam çizgisinden hiç sapmaman, Türkiye’nin iç siyasetine gelince de Kürtçe ve Kürdistan için kimseye aldırış etmeden gözü kara verdiğin mücadele, İslami cemaat ve çevrelere nasıl bir yol ve strateji izlemeleri gerektiğini çok güzel öğretiyor.
Dünyaya gelince ABD emperyalistlerinin karşısında ve İslam Cumhuriyeti nizamının yanındasın, Türkiye’ye gelince de ırkçı TC rejiminin karşısında ve mazlum Kürt halkının yanındasın. İşte devrimcilik budur! Müslüman ahlakı budur!
Alman filozoflar seni Hannah Arendt’e benzetirken yüzde yüz haklılar. Seni en güzel anlayanlar Almanya’nın filozofları olmuş.
Sen değerli bir öğretmenlik yapıyorsun. Dalga geçen, sana küçük kız deyip alay eden, bu kadar emek ve çabana karşı nostalji ve romantizm demekten haya etmeyenlere bakıp boynunu bükme canım kardeşim. Bir kaç kişinin bu gürültüsü seni yanıltmasın. Seni seven ve anlayan binlerce insan var bu ülkede.
Gürültü çıkaran azınlığın hodri meydan çağrılarına değil, sessiz kalabalığın kirlenmemiş vicdanına kulak ver.
Bu çizginden hiç sapma. 17 bölüm emek harcadığın bu güzel dizinin şablonunu sakın ha oyuna gelip de değiştirmeyesin. Seyahatname mükemmel gidiyor ve ilgiyle takip ediyoruz. Bu şekilde devam et Sediyani. Sakın bozma. Bize İmam’ı ve güzel ahlakını, çevre bilincini, İslam’ın ekolojik dengeye verdiği önemi, sanat ve edebiyatı, Kürtçe’nin zenginliğini, köylerimizin eski isimlerini, adını arayan coğrafyaları anlatmaya devam et.
Sana Türkiye halkının gösterdiği sevgiyi sen fazlasıyla hakediyorsun kardeşim. 40 yıla yakın bir geçmişi olan tevhidi bilinçlenme sürecinde bu güne kadar toplumun her kesimi tarafından sevilen, islamcı, laik, liberal, sağcı, solcu, türk, kürt ve karadenizli her insan tarafından sevilip benimsenen bir yazar, Müslümanlar arasından birtek sen çıktın Sediyani.
Senin uluslar arası siyasete gelince Hatt-ı İmam çizgisinden hiç sapmaman, Türkiye’nin iç siyasetine gelince de Kürtçe ve Kürdistan için kimseye aldırış etmeden gözü kara verdiğin mücadele, İslami cemaat ve çevrelere nasıl bir yol ve strateji izlemeleri gerektiğini çok güzel öğretiyor.
Dünyaya gelince ABD emperyalistlerinin karşısında ve İslam Cumhuriyeti nizamının yanındasın, Türkiye’ye gelince de ırkçı TC rejiminin karşısında ve mazlum Kürt halkının yanındasın. İşte devrimcilik budur! Müslüman ahlakı budur!
Alman filozoflar seni Hannah Arendt’e benzetirken yüzde yüz haklılar. Seni en güzel anlayanlar Almanya’nın filozofları olmuş.
Sen değerli bir öğretmenlik yapıyorsun. Dalga geçen, sana küçük kız deyip alay eden, bu kadar emek ve çabana karşı nostalji ve romantizm demekten haya etmeyenlere bakıp boynunu bükme canım kardeşim. Bir kaç kişinin bu gürültüsü seni yanıltmasın. Seni seven ve anlayan binlerce insan var bu ülkede.
Gürültü çıkaran azınlığın hodri meydan çağrılarına değil, sessiz kalabalığın kirlenmemiş vicdanına kulak ver.
Bu çizginden hiç sapma. 17 bölüm emek harcadığın bu güzel dizinin şablonunu sakın ha oyuna gelip de değiştirmeyesin. Seyahatname mükemmel gidiyor ve ilgiyle takip ediyoruz. Bu şekilde devam et Sediyani. Sakın bozma. Bize İmam’ı ve güzel ahlakını, çevre bilincini, İslam’ın ekolojik dengeye verdiği önemi, sanat ve edebiyatı, Kürtçe’nin zenginliğini, köylerimizin eski isimlerini, adını arayan coğrafyaları anlatmaya devam et.
Muhacir E..
Bülent şahin
25 Şubat 2012 Cumartesi 19:16
Sayın Bülent Şahin e.. Beyefendinin Yorumunu okuyunca taşıdığı zihni yapısını merak ettim. Bu adam nerede yaşıyor diye merak ettim. Elbette ki sorun suriyedeki akan kana karşı islamı duyarlilikla ayağa kalkma sorunu değil, bu husus Müslüman olmanın gereği ve gercegidir. Kürdistan'ın bir insanın vatanı toprakları damarlarina kadar turk, Arap ve farsların işgali altında oldugu halde ufak tefek tepkisellik göstermesi kadar insanı ve vicdanı bir durum yoktur. Şahin efendinin yazdığı butun yazılarına bakma gereği hisettim, hakkında suizan beslememe adına, zira islamcasi buydu işin. Ortadoğunun serencamına değinen bu kardeşin kendi topraklarına karşı hiçte islamı bir duyarlilikla yaklasmadigini gördüğümde sadece acıdım. Ve tekrar diyorum ki her karısında kemikler fışkıran bu topraklardai zulme sen nasıl bir duyarlılık gösterdin sevgili ıslam kardeşliği.. Kaç yazın bu zulme karşı oluśturuldu.. Merak ediyorum..
muhalif
Sediyani kardeş bizleri sevindir!
25 Şubat 2012 Cumartesi 09:42
Sayın Sediyani yazılarınızın uzunluğu bir tarafa ama kaleminizi güzel kullandığınızdan, yazılarınızın içeriğin doyuruculuğundan, gözlemlerinizbi bizlerle paylaştığınızdan ve dahası yüreğinizi ortaya koyup gönülden yazdığınızdan dolayı sizlere tebrik ederim, en başta kendi adıma...
Siyasi ve sosyal fikirlerimizin uyuştuğunu söyleyebilirim. İnkılabi bir duruşunuz var, takdire şayan! Ama şu Hama, Humus ve Suriye konusunda da yüreğimizi serinletici bir iki yazı kaleme alır iseniz inannınız ki makbule geçer ve mazlum Suriye halkına bir nebzecik te olsa kucak açmış oluruz!
Eğer esas kaynağımız Kur'an, rehberimiz peygamber(s) ve hayata dair her ilke ve dayanaklarımızı aziz Kur'an'dan alıyorsak bu konuda da birtakım 'dünyevi' olgulara başvurmadan safıumızı şu an açısından mezehepçi, sapık ve katil Esed ve onun bazı 'İslami(!)' bağlaşıklarının yanında konumlandıramayız değilo mi benimk babam...
Bu bir serzeniştir! Selamlar...
Siyasi ve sosyal fikirlerimizin uyuştuğunu söyleyebilirim. İnkılabi bir duruşunuz var, takdire şayan! Ama şu Hama, Humus ve Suriye konusunda da yüreğimizi serinletici bir iki yazı kaleme alır iseniz inannınız ki makbule geçer ve mazlum Suriye halkına bir nebzecik te olsa kucak açmış oluruz!
Eğer esas kaynağımız Kur'an, rehberimiz peygamber(s) ve hayata dair her ilke ve dayanaklarımızı aziz Kur'an'dan alıyorsak bu konuda da birtakım 'dünyevi' olgulara başvurmadan safıumızı şu an açısından mezehepçi, sapık ve katil Esed ve onun bazı 'İslami(!)' bağlaşıklarının yanında konumlandıramayız değilo mi benimk babam...
Bu bir serzeniştir! Selamlar...
Kenan
İki hususta- 3
24 Şubat 2012 Cuma 12:20
Fakat İmam Humeyni’nin evinin avlusunda tabi ki bize İmam’ın aile hayatını anlatacak. Bunu burada talep etmek normal değil. Bunu siz de biliyorsunuz ama sizin derdiniz gördüğüm kadarıyla başka. Siz İmam Humeyni’ye düşman olduğunuz için bu yazıdan rahatsız oldunuz. Fakat İmam’daki güzel ahlakın binde biri keşke sizde ve bende olsaydı.
Sediyani’nin seyahatnamelerine bakarsanız görürsünüz ki bu gezilerin hepsine edebi ve duygu yönüne hitap eden başlıklar atıyor. “Su: Akarsa Nehir, Düşerse Şelale, Durursa Göl Olur” (İsviçre ), “Doğu ile Batı Arasında Sınırlar Kalkınca” (Çek Cumhuriyeti ve Almanya), “Balkanlar’ın En Kilitli Kapısından İçeri” (Arnavutluk ve Makedonya), “Yaseminler Gülümsüyordu Ellerimiz Kavuştuğunda” (İran), “Masai Ülkesinde Mülteci Kamplarına Serdim Seccademi” (Kenya) gibi.
Sediyani’nin şu anda hem bu sitedeki İran gezisine hem de başka bir sitede devam eden Kenya gezisine attığı başlıklar bile onun edebi yönünün ne kadar kuvetli olduğunu gösteriyor.
Kenya’da Masai halkının yaşadığı bölgede Masai Mara Ulusal Parkı var. Bu park, dünyanın en güzel ve en ünlü parkıdır. Her yıl yüzlerce zengin, milyonerler oraya safari için tatile giderler. Dünyanın en pahalı tatilidir. Oradaki otellerde bir hafta kalmak için bizim bir yıllık gelirimizi harcamamız gerekiyor.
Sediyani Kenya gezisinde attığı “Masai Ülkesinde Mülteci Kamplarına Serdim Seccademi” başlıkta şunu demek istiyor: “Ben her sene Avrupa ve diğer yerlerden yüzlerce milyarderin, dünyanın en zengin insanlarının gidip tatil yaptığı Masai ülkesine gittim. Fakat bir fakir olarak gittim ve orada tatil değil, bir lokma yiyecek bulamayan aç insanların bulunduğu mülteci kampında yatıp kalktım.”
Sizin kapasiteniz Sediyani’yi anlamaya yetmiyorsa kabahat onun mu?
Bu güzel çalışmayı sabote eden ve konu dışı yorumlarla kul hakkına giren yorumcuları Sediyani’den özür dilemeye ve helallik almaya davet ediyorum...
Sediyani’nin seyahatnamelerine bakarsanız görürsünüz ki bu gezilerin hepsine edebi ve duygu yönüne hitap eden başlıklar atıyor. “Su: Akarsa Nehir, Düşerse Şelale, Durursa Göl Olur” (İsviçre ), “Doğu ile Batı Arasında Sınırlar Kalkınca” (Çek Cumhuriyeti ve Almanya), “Balkanlar’ın En Kilitli Kapısından İçeri” (Arnavutluk ve Makedonya), “Yaseminler Gülümsüyordu Ellerimiz Kavuştuğunda” (İran), “Masai Ülkesinde Mülteci Kamplarına Serdim Seccademi” (Kenya) gibi.
Sediyani’nin şu anda hem bu sitedeki İran gezisine hem de başka bir sitede devam eden Kenya gezisine attığı başlıklar bile onun edebi yönünün ne kadar kuvetli olduğunu gösteriyor.
Kenya’da Masai halkının yaşadığı bölgede Masai Mara Ulusal Parkı var. Bu park, dünyanın en güzel ve en ünlü parkıdır. Her yıl yüzlerce zengin, milyonerler oraya safari için tatile giderler. Dünyanın en pahalı tatilidir. Oradaki otellerde bir hafta kalmak için bizim bir yıllık gelirimizi harcamamız gerekiyor.
Sediyani Kenya gezisinde attığı “Masai Ülkesinde Mülteci Kamplarına Serdim Seccademi” başlıkta şunu demek istiyor: “Ben her sene Avrupa ve diğer yerlerden yüzlerce milyarderin, dünyanın en zengin insanlarının gidip tatil yaptığı Masai ülkesine gittim. Fakat bir fakir olarak gittim ve orada tatil değil, bir lokma yiyecek bulamayan aç insanların bulunduğu mülteci kampında yatıp kalktım.”
Sizin kapasiteniz Sediyani’yi anlamaya yetmiyorsa kabahat onun mu?
Bu güzel çalışmayı sabote eden ve konu dışı yorumlarla kul hakkına giren yorumcuları Sediyani’den özür dilemeye ve helallik almaya davet ediyorum...
Kenan
İki hususta- 2
24 Şubat 2012 Cuma 12:19
2.
Bazı arkadaşların okuduğu şeyi anlayamama sorunu var. Olabilir, kimseyi zeka seviyesinden dolayı alaya alacak değiliz.
17 bölümdür yayınlanan ve aylardır bu köşede asılı duran bir dizinin daha başlığını bile anlayamışlar. Başlığı bile anlamayan, içeriğinden nasıl istifade edecek? Birinci maddede yazdığım saygısızlığın sebebi galiba bu cehalet.
“Yaseminler Gülümsüyordu Ellerimiz Kavuştuğunda” başlığındaki “Yaseminler”den kasıt İran değil, Tunus’tur. Tunus, Mısır ve Libya’dır. Yani Mağrib coğrafyası, Kuzey Afrika ülkeleri.
Arap Baharı dediğimiz intifadalar Tunus’ta başladı ve oradan diğer Kuzey Afrika ve Arap ülkelerine sıçradı. Tunus’un ve Mağrib ülkelerinin sembolü yasemin çiçeğidir. O coğrafyada yasemin çiçeği en çok açan çiçektir ve zaten Tunus devrimi olduğunda adını “Yasemin Devrimi” koymuşlardı.
“Yaseminler Gülümsüyordu” derken 30 yıl önceki İran devrimini değil, şu andaki Arap devrimlerini kastediyor yazar. “Ellerimiz Kavuştuğunda” kısmı ise kendisinin İran’a ziyaretidir.
Yani şunu demek istiyor Sediyani: “Ben devrime gönül vermiş bir insan olduğum halde şimdiye kadar İran’a gitmek hiç nasip olmadı. Hayatımda ilk defa İran’a gittim. Benim İran’a gitmem, ne ilginçtir ki tam da Arap ülkelerinde ardı ardına devrimlerin yaşandığı bir zamana denk geldi.”
“Yaseminler Gülümsüyordu Ellerimiz Kavuştuğunda” sözünü sizin anlayabileceğiniz basitlikte söylemek gerekirse: “ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMLER OLUYORDU BEN İRAN’A GİTTİĞİMDE.”
Bunu okuyan herkes anlıyor. Üstelik yazar bunu başından kendisi söyledi. Geziye başlarken, yani 1. bölümde kendisi açıkladı manasını.
Bana öyle geliyor ki bu dizi yazısında Arap ülkelerindeki halk ayaklanmaları ile ilgili çok detaylı değerlendirmeler alacağız Sediyani kardeşten. Daha önceki bölümlerde söylediklerinden ve yapılan bazı haberlerden de biliyoruz ki, daha birkaç konferans daha olacak. Sediyani bizzat Ortadoğu ülkelerindeki halk devrimleri ile ilgili İran televizyonunda canlı yayınlara katılıp açıklamalar yapacak. Daha başka etkinlikler de var.
Bazı arkadaşların okuduğu şeyi anlayamama sorunu var. Olabilir, kimseyi zeka seviyesinden dolayı alaya alacak değiliz.
17 bölümdür yayınlanan ve aylardır bu köşede asılı duran bir dizinin daha başlığını bile anlayamışlar. Başlığı bile anlamayan, içeriğinden nasıl istifade edecek? Birinci maddede yazdığım saygısızlığın sebebi galiba bu cehalet.
“Yaseminler Gülümsüyordu Ellerimiz Kavuştuğunda” başlığındaki “Yaseminler”den kasıt İran değil, Tunus’tur. Tunus, Mısır ve Libya’dır. Yani Mağrib coğrafyası, Kuzey Afrika ülkeleri.
Arap Baharı dediğimiz intifadalar Tunus’ta başladı ve oradan diğer Kuzey Afrika ve Arap ülkelerine sıçradı. Tunus’un ve Mağrib ülkelerinin sembolü yasemin çiçeğidir. O coğrafyada yasemin çiçeği en çok açan çiçektir ve zaten Tunus devrimi olduğunda adını “Yasemin Devrimi” koymuşlardı.
“Yaseminler Gülümsüyordu” derken 30 yıl önceki İran devrimini değil, şu andaki Arap devrimlerini kastediyor yazar. “Ellerimiz Kavuştuğunda” kısmı ise kendisinin İran’a ziyaretidir.
Yani şunu demek istiyor Sediyani: “Ben devrime gönül vermiş bir insan olduğum halde şimdiye kadar İran’a gitmek hiç nasip olmadı. Hayatımda ilk defa İran’a gittim. Benim İran’a gitmem, ne ilginçtir ki tam da Arap ülkelerinde ardı ardına devrimlerin yaşandığı bir zamana denk geldi.”
“Yaseminler Gülümsüyordu Ellerimiz Kavuştuğunda” sözünü sizin anlayabileceğiniz basitlikte söylemek gerekirse: “ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMLER OLUYORDU BEN İRAN’A GİTTİĞİMDE.”
Bunu okuyan herkes anlıyor. Üstelik yazar bunu başından kendisi söyledi. Geziye başlarken, yani 1. bölümde kendisi açıkladı manasını.
Bana öyle geliyor ki bu dizi yazısında Arap ülkelerindeki halk ayaklanmaları ile ilgili çok detaylı değerlendirmeler alacağız Sediyani kardeşten. Daha önceki bölümlerde söylediklerinden ve yapılan bazı haberlerden de biliyoruz ki, daha birkaç konferans daha olacak. Sediyani bizzat Ortadoğu ülkelerindeki halk devrimleri ile ilgili İran televizyonunda canlı yayınlara katılıp açıklamalar yapacak. Daha başka etkinlikler de var.
Kenan
İki hususta- 1
24 Şubat 2012 Cuma 12:18
Selamun aleykum
Haddim olmayarak iki uyarıda bulunmak istiyorum. Sürçü lisan edersem affola.
1.
Buraya yorum yazan şahıslar yazarın kul hakkına girdiler ve Sediyani’den helallik dilemeleri gerekiyor. En başta da bunu başlatan Kerem Sözer.
Arkadaşların iyi niyetli kötü niyetli, haklı haksız olması hiçbir şey değiştirmiyor. Sonuçta Müslüman ahlakına yakışmayan iki fiili (isteyerek veya istemeyerek) yaptılar: Sediyani’nin bu uzun ve belli ki üzerinde çok emek harcanmış çalışmasını sabote ettiler. Emeğe büyük saygısızlıktır bu. İkincisi de İmam Humeyni’nin aziz hatırasına saygısızlık ettiler. Böyle bir yazının altında böyle yorumlar hem Sediyani kardeşe hem de İmam’a saygısızlık.
Yazının altında bir sürü yorum var ama yazının konusuyla ilgili bir tane cümle yok!
Yazar yazısının sonunda mail adresini vermiş. Site editörü de yazının altında yorum bölümü açmış. Öyleyse aklı başında ve biraz da “ahlak sahibi” insanın yapması gereken nedir? Yazının konusuyla ilgili düşüncelerini yorum olarak yazmak, ama başka bir konuda yazardan bir beklentisi, isteği, talebi varsa bunu kendisine mail atarak bildirmek.
Haddim olmayarak iki uyarıda bulunmak istiyorum. Sürçü lisan edersem affola.
1.
Buraya yorum yazan şahıslar yazarın kul hakkına girdiler ve Sediyani’den helallik dilemeleri gerekiyor. En başta da bunu başlatan Kerem Sözer.
Arkadaşların iyi niyetli kötü niyetli, haklı haksız olması hiçbir şey değiştirmiyor. Sonuçta Müslüman ahlakına yakışmayan iki fiili (isteyerek veya istemeyerek) yaptılar: Sediyani’nin bu uzun ve belli ki üzerinde çok emek harcanmış çalışmasını sabote ettiler. Emeğe büyük saygısızlıktır bu. İkincisi de İmam Humeyni’nin aziz hatırasına saygısızlık ettiler. Böyle bir yazının altında böyle yorumlar hem Sediyani kardeşe hem de İmam’a saygısızlık.
Yazının altında bir sürü yorum var ama yazının konusuyla ilgili bir tane cümle yok!
Yazar yazısının sonunda mail adresini vermiş. Site editörü de yazının altında yorum bölümü açmış. Öyleyse aklı başında ve biraz da “ahlak sahibi” insanın yapması gereken nedir? Yazının konusuyla ilgili düşüncelerini yorum olarak yazmak, ama başka bir konuda yazardan bir beklentisi, isteği, talebi varsa bunu kendisine mail atarak bildirmek.
M SELMAN KAYA
SEDİYANİ'ye
23 Şubat 2012 Perşembe 21:32
Sevgili dostum, kılıcına öfkenin zulmünü düşürme..!
Meydanlara çağıran o sese sakın ses verme..!
Cemel kokuyor satırlar, sıffine çağırıyorlar..!
Konuşmak şehvettir, şehvet öfkedir, öfke fitnedir..!
Şehvetle konuşmanktansa, fitne azığı olmaktansa..!
Kardeşlerle savaşmaktansa, gaybin ilmine soyunmaktansa,
Bırak, yesinler öfkeden parmaklarını, dileyen, dilediği kadar,
Susmanın günahını kabul et, sus, sakın konuşma..!
Şehvetle konuşanın öfkesi iman olur, imanı öfke..!
Günahın tövbesinde kal, sakın.! sakın konuşma..!,
Kaybolmasın gözlerinden, gözlerimizi kamaştıran nur..!
Sen yaz, yaseminler yeşersın, inan onunla gelecek onur..
Sevgili dostum, aziz yoldaşım, kardeşim Sediyani..!
Meydanlara çağıran o sese sakın ses verme..!
Cemel kokuyor satırlar, sıffine çağırıyorlar..!
Konuşmak şehvettir, şehvet öfkedir, öfke fitnedir..!
Şehvetle konuşmanktansa, fitne azığı olmaktansa..!
Kardeşlerle savaşmaktansa, gaybin ilmine soyunmaktansa,
Bırak, yesinler öfkeden parmaklarını, dileyen, dilediği kadar,
Susmanın günahını kabul et, sus, sakın konuşma..!
Şehvetle konuşanın öfkesi iman olur, imanı öfke..!
Günahın tövbesinde kal, sakın.! sakın konuşma..!,
Kaybolmasın gözlerinden, gözlerimizi kamaştıran nur..!
Sen yaz, yaseminler yeşersın, inan onunla gelecek onur..
Sevgili dostum, aziz yoldaşım, kardeşim Sediyani..!
asç
Merak Etmeyın Rabbimiz Kullara Zulmetmez
23 Şubat 2012 Perşembe 21:10
Rabbimiz yazar kardeşimizin emeğini halis olarak kabul etsin benı ve seyyidim veliyyim Humeynıyı ve onu Muhammed ve Tertemiz Ehlibeytle -as- haşretsin ittirazı olan kardeşlerımızı de sevdiklerı Emevi muaviye ve diğer emevilerle haşretsinler Rabbimiz kimseye zulmetmez her kesı sevgisine kavuşturur başka yazacaktın sansürden korkarım ve anlayan için bu kadarını yeterlı buluyorum
Sadık AYDIN
Suskunluk ikrar mıdır, çıkar mı?
23 Şubat 2012 Perşembe 12:57
Küçük gezgin kız dünyanın dört bir yanından tek sesli korosunu söylemektedir. Ama gökten düşen üç renkli elmalar Kandehar, Felluce ve Hama’ya düşmediği gibi Humus’a da düşmemektedir.
Suriye isminin, Farsça ve Kürtçenin de bulunduğu dil ailesinden olması belki arabulucuyu davete neden olurdu ve arabulucu sayesinde barışın sağlandığı ortamda küçük kız çocuğunun üzerinde patlamalar kırmızı, sarı ve yeşil renkleri ile sevimlileşebilirdi, ama zaten Haksoz okuyucuları da bunu anlamazlardı.
Küçük kız çocuğunun var olması yalnızca algılanmış olmasına, algılama güçlü bir ‘ben’ duygusuna, ‘ben’ ise karşılıklı bir şekilde aidiyet duyduğu çevrelere muhtaç ise; irade kaybolur, göz bakmaz olur, baksa da görmez olur.
Zulme karşı suskunluk ikrar ya da çıkara dayalı siyasette olsa da, zalime doğrudan destekten veya meşrulaştırma çabalarından evladır.
Suriye isminin, Farsça ve Kürtçenin de bulunduğu dil ailesinden olması belki arabulucuyu davete neden olurdu ve arabulucu sayesinde barışın sağlandığı ortamda küçük kız çocuğunun üzerinde patlamalar kırmızı, sarı ve yeşil renkleri ile sevimlileşebilirdi, ama zaten Haksoz okuyucuları da bunu anlamazlardı.
Küçük kız çocuğunun var olması yalnızca algılanmış olmasına, algılama güçlü bir ‘ben’ duygusuna, ‘ben’ ise karşılıklı bir şekilde aidiyet duyduğu çevrelere muhtaç ise; irade kaybolur, göz bakmaz olur, baksa da görmez olur.
Zulme karşı suskunluk ikrar ya da çıkara dayalı siyasette olsa da, zalime doğrudan destekten veya meşrulaştırma çabalarından evladır.
Ahmet Yasin
Teşekkür-2
22 Şubat 2012 Çarşamba 20:43
Bir devrim liderinin özel ve aile hayatını onun aile fertlerinden dinliyoruz bu yazıda. Bundan daha güzel ne olur?
Gördüğüm kadarıyla Humeyni’nin özel hayatında ve kişiliğinde Müslüman bir ahlakın nasıl olması gerektiğine dair çok öğretici yönler var. Mesela biraz da bu hususta düşünüp birbirimizle tartışsak güzel olmaz mı?
Eğer yukarıdaki yazıda okuduğunuz karakter ve şahsiyet sizde de varsa, yani siz de ailenize, komşularınıza, halka, çocuklara, hayvanlara ve bitkilere böyle davranıyorsanız, siz de 15 yaşınızdan bu güne kadar hiçbir gece namazını kaçırmadıysanız, siz de her gün iki cüz Kur’an okuyorsanız, siz de sade ve gösterişten uzak bir hayat yaşıyorsanız, siz de birine söz verdiğiniz zaman mutlaka sözünüzde duruyorsanız, o zaman tabi ki Sediyani yaseminler içinde nostalji yapan, ayakları yere basmayan ve hayal aleminde gezinen romantik bir insandır.
Fakat eğer bu özellikler sizde yoksa (bende yok örneğin), o zaman bence Sediyani en önemli konuları gündeme getiriyor ve aslına bakarsanız en doğru işi yapıyor.
Gördüğüm kadarıyla Humeyni’nin özel hayatında ve kişiliğinde Müslüman bir ahlakın nasıl olması gerektiğine dair çok öğretici yönler var. Mesela biraz da bu hususta düşünüp birbirimizle tartışsak güzel olmaz mı?
Eğer yukarıdaki yazıda okuduğunuz karakter ve şahsiyet sizde de varsa, yani siz de ailenize, komşularınıza, halka, çocuklara, hayvanlara ve bitkilere böyle davranıyorsanız, siz de 15 yaşınızdan bu güne kadar hiçbir gece namazını kaçırmadıysanız, siz de her gün iki cüz Kur’an okuyorsanız, siz de sade ve gösterişten uzak bir hayat yaşıyorsanız, siz de birine söz verdiğiniz zaman mutlaka sözünüzde duruyorsanız, o zaman tabi ki Sediyani yaseminler içinde nostalji yapan, ayakları yere basmayan ve hayal aleminde gezinen romantik bir insandır.
Fakat eğer bu özellikler sizde yoksa (bende yok örneğin), o zaman bence Sediyani en önemli konuları gündeme getiriyor ve aslına bakarsanız en doğru işi yapıyor.
Ahmet Yasin
Teşekkürler bu değerli çalışmalarınız için
22 Şubat 2012 Çarşamba 20:41
Sediyani beye bu güzel çalışmaları için teşekkür ediyorum. Hem büyük emek verdiği için hem de bizimle paylaştığı için. Ben hem İran gezisini hem de Kenya gezisini aynı anda ilgiyle takip ediyorum.
İran hakkında önceden olumsuz yargılara sahiptim. Fakat asla tekfir etmedim, sadece olumsuz bakıyordum. Diziyi takip ettikten sonra İran’a sevgim arttı. Demek ki İran’ı hep düşmanlarının ağzından dinlemişiz ve bize yanlış tanıtmışlar. Şu ana kadar bütün bölümlerini okudum.
Kenya dizisi ise bende Afrika’ya ilgi ve merak doğurdu. Daha önce Afrika’ya doğrusunu söyleyeyim pek ilgim yoktu.
Kalemi güçlü ve birikimli bir yazardan okuyucuların bazı istekleri olur. Bunu da Sediyani beyin anlayabildiğini düşünüyorum. Bir yazarın böyle geniş yelpazede okuyucu kitlesi varsa ve çok okunuyorsa ona karşı bazı talepler meydana çıkar.
Okuyucuların bunu yapması doğaldır ancak bunu yaparken de hassas olmak gerekiyor. Sevdiğiniz bir yazardan bir şey isterken farkında olmadan onun emeklerini ve yazısını sabote edebilirsiniz. İnsan sevdiği kişiye de farkında olmadan zarar verebilir. Yorumlar kısmındaki durum sanki gittikçe o yöne doğru gidiyor.
Böyle özgün bir çalışmanın istemeyerek de olsa sabote edilmesi hoş olmaz. İstemeye ve talep etmeye evet ama sadece biraz dikkat.
Sonuçta yukarıda Sediyani beyin avlusunda oturduğu bina, Suriye konsolosluğu değil, Humeyni’nin ailesiyle yaşadığı ev.
Bu bölümde elbette ki Ayetullah Humeyni’nin aile hayatını anlatacak. Suriye’yi anlatmasını talep etmek normal değil arkadaşlar.
Sediyani nasıl ki tabiat parkında bize Kur’an ışığında İslam’da çevre bilincini anlattı (ve hakikaten çok güzel anlatmıştı), nasıl ki resim atölyesinde resim sanatını sohbet yaptı, Ayetullah Humeyni’nin evinde de onun aile hayatını anlatacak. Olması gereken de bu değil mi?
İran hakkında önceden olumsuz yargılara sahiptim. Fakat asla tekfir etmedim, sadece olumsuz bakıyordum. Diziyi takip ettikten sonra İran’a sevgim arttı. Demek ki İran’ı hep düşmanlarının ağzından dinlemişiz ve bize yanlış tanıtmışlar. Şu ana kadar bütün bölümlerini okudum.
Kenya dizisi ise bende Afrika’ya ilgi ve merak doğurdu. Daha önce Afrika’ya doğrusunu söyleyeyim pek ilgim yoktu.
Kalemi güçlü ve birikimli bir yazardan okuyucuların bazı istekleri olur. Bunu da Sediyani beyin anlayabildiğini düşünüyorum. Bir yazarın böyle geniş yelpazede okuyucu kitlesi varsa ve çok okunuyorsa ona karşı bazı talepler meydana çıkar.
Okuyucuların bunu yapması doğaldır ancak bunu yaparken de hassas olmak gerekiyor. Sevdiğiniz bir yazardan bir şey isterken farkında olmadan onun emeklerini ve yazısını sabote edebilirsiniz. İnsan sevdiği kişiye de farkında olmadan zarar verebilir. Yorumlar kısmındaki durum sanki gittikçe o yöne doğru gidiyor.
Böyle özgün bir çalışmanın istemeyerek de olsa sabote edilmesi hoş olmaz. İstemeye ve talep etmeye evet ama sadece biraz dikkat.
Sonuçta yukarıda Sediyani beyin avlusunda oturduğu bina, Suriye konsolosluğu değil, Humeyni’nin ailesiyle yaşadığı ev.
Bu bölümde elbette ki Ayetullah Humeyni’nin aile hayatını anlatacak. Suriye’yi anlatmasını talep etmek normal değil arkadaşlar.
Sediyani nasıl ki tabiat parkında bize Kur’an ışığında İslam’da çevre bilincini anlattı (ve hakikaten çok güzel anlatmıştı), nasıl ki resim atölyesinde resim sanatını sohbet yaptı, Ayetullah Humeyni’nin evinde de onun aile hayatını anlatacak. Olması gereken de bu değil mi?
Mesud Muallim
Günümüz ne alemde
22 Şubat 2012 Çarşamba 17:12
Sediyani kardeşimiz Avrupa merkezli bir hayat düzlemi olan oradn Asya'ya, Afrika'ya kadar gezen, dolaşan, gezdiğ yerlerle ilgili yazılar kaleme alan seyyah ve velut bir profil çizmektedir. Takdir etmek gerekir, en başta...
Günümüzde gezerken geçmiş duraklarda duran, mola veren, nostaljiyi baz alan, neredeyse hayatını nostalji ve geçmişin kendine özgü şartlarında üretilip klasikleşen eser ve şahısları baştacı eden bir yönü var! Bu da bir tercih meselesidir sonuçta
Sediyani belkide, okuyanı daha okumasını beklemeden diğer yazılarıyla bir hızla geçip giden bir kalem ve gönül adamı olarak yolunu sürdürmektedir. Okuyucuları sanırım onun hızına yetişememektedirler.
Yukarıda "Günümüz ne alemde" dedik haklı olarak. Bir defa on yedincisi yayımlanan "Yasemenler..." başlıklı yazıda da görüleceği üzre nostaljik takılmadan, 'eski' İran'a vurgu yapmadan, imama olan muhabbetini sürdürerek, bizlere kalemininden nostalji, İran ve imam üçgeninden seslenmektedir.
Eski İran, bir parça da olsa nostalji ve imama olgususundan biracık sıyrılıp 'yeni' İran'ın "sesli ya da sessiz" onayı çerçevesinde Suriye'de Esed taifesinin dökmeyi sürdürdüğü 'Müslüman kanı'nın hesabını sorucu, bir sayfalık bile olsa bir yazı, makale kaleme almadı! Burada belirgin bi kasd-ı mahsusa mı var, yoksa işi zamana mı bıraktı? Sormak, yerine göre de o kardeşimizi belli bir hak, hukuk içerisinde sorgulamak isteriz...
Yasemelerin gülümsemesi(!) Suiye'de masum Müslümanların kanlarından daha mı değerli ve edebi?!
Sediyani ve ahfadı bu işe kızabilirler, ama bu soruyu sormak, sorgulamak ve tatmin edici cevaplar beklemek te hakkımız olsa gerek!
Hem birde yasemenleri gülümseten yazılar kendimin olarak gördüğün bu sitede yayımlanıyor ise, Sediyani'nin dökülen kanlarla ilgili de her yerden ziyade bu sitede yazması gerekir! İmkanın ölçüsünde onu destekleyen ilk yorumu ben yazmak isterim, Allah'ın izniyle...
Haydi Sediyani kardeş gün bugündür, yaz ve akan kana dur de... Allah seni korusun, inşaalah!
Günümüzde gezerken geçmiş duraklarda duran, mola veren, nostaljiyi baz alan, neredeyse hayatını nostalji ve geçmişin kendine özgü şartlarında üretilip klasikleşen eser ve şahısları baştacı eden bir yönü var! Bu da bir tercih meselesidir sonuçta
Sediyani belkide, okuyanı daha okumasını beklemeden diğer yazılarıyla bir hızla geçip giden bir kalem ve gönül adamı olarak yolunu sürdürmektedir. Okuyucuları sanırım onun hızına yetişememektedirler.
Yukarıda "Günümüz ne alemde" dedik haklı olarak. Bir defa on yedincisi yayımlanan "Yasemenler..." başlıklı yazıda da görüleceği üzre nostaljik takılmadan, 'eski' İran'a vurgu yapmadan, imama olan muhabbetini sürdürerek, bizlere kalemininden nostalji, İran ve imam üçgeninden seslenmektedir.
Eski İran, bir parça da olsa nostalji ve imama olgususundan biracık sıyrılıp 'yeni' İran'ın "sesli ya da sessiz" onayı çerçevesinde Suriye'de Esed taifesinin dökmeyi sürdürdüğü 'Müslüman kanı'nın hesabını sorucu, bir sayfalık bile olsa bir yazı, makale kaleme almadı! Burada belirgin bi kasd-ı mahsusa mı var, yoksa işi zamana mı bıraktı? Sormak, yerine göre de o kardeşimizi belli bir hak, hukuk içerisinde sorgulamak isteriz...
Yasemelerin gülümsemesi(!) Suiye'de masum Müslümanların kanlarından daha mı değerli ve edebi?!
Sediyani ve ahfadı bu işe kızabilirler, ama bu soruyu sormak, sorgulamak ve tatmin edici cevaplar beklemek te hakkımız olsa gerek!
Hem birde yasemenleri gülümseten yazılar kendimin olarak gördüğün bu sitede yayımlanıyor ise, Sediyani'nin dökülen kanlarla ilgili de her yerden ziyade bu sitede yazması gerekir! İmkanın ölçüsünde onu destekleyen ilk yorumu ben yazmak isterim, Allah'ın izniyle...
Haydi Sediyani kardeş gün bugündür, yaz ve akan kana dur de... Allah seni korusun, inşaalah!
Bülent Şahin Erdeğer
Aklî ve Dengeli Duygular
22 Şubat 2012 Çarşamba 16:26
Toplum psikolojisi diye bir şey var. Bağlam diye de bir şey var. Suriye kan gölü olmuşken bu tip bir yazının yayınlanması elbette tepki toplar. Bu yazının içeriğinin günahı değil. Oturduğu bağlamın getirisi...
Yazarın tarzı olan gerçeklerden kopuk romantizm ise bu bağlama tuz biber ekiyor...
İmam Humeyni elbette anlatılmalı ama bu kadar "rüya" tadında değil de artısı eksisiyle çözümleme ve değerlendirmeyle... Bu konuda Rıdvan Kaya'nın bir çalışmasıyla yukarıdaki yazıyı mukayese edebilirsiniz.
Humeyni'yi "Ulu Önder" romantizmiyle uçurdukça uçuran sonunda onu bir kartona dönüştürdüler. Uçaktan indirilen arabaya bindirilen selam durulup önünde marşlar söylenen bir kartona...
Bugün en çok ihtiyacımız olan şey akliyatını kaybetmeyen dengeli bir duygusallık. Suriye'de yaşananlara lehte ya da aleyhte tavır alan kitlelerin dengeyi ve adaleti kaybetmemeleri için gereken şey bu...
Sediyani'den Humuslu bebeler, Hamalı tecavüz mağduru kadınlar için de makaleler bekliyoruz... Kürtlük ve İran hamasetinden daha önemli hassasiyet noktaları çünkü bunlar...
Yazarın tarzı olan gerçeklerden kopuk romantizm ise bu bağlama tuz biber ekiyor...
İmam Humeyni elbette anlatılmalı ama bu kadar "rüya" tadında değil de artısı eksisiyle çözümleme ve değerlendirmeyle... Bu konuda Rıdvan Kaya'nın bir çalışmasıyla yukarıdaki yazıyı mukayese edebilirsiniz.
Humeyni'yi "Ulu Önder" romantizmiyle uçurdukça uçuran sonunda onu bir kartona dönüştürdüler. Uçaktan indirilen arabaya bindirilen selam durulup önünde marşlar söylenen bir kartona...
Bugün en çok ihtiyacımız olan şey akliyatını kaybetmeyen dengeli bir duygusallık. Suriye'de yaşananlara lehte ya da aleyhte tavır alan kitlelerin dengeyi ve adaleti kaybetmemeleri için gereken şey bu...
Sediyani'den Humuslu bebeler, Hamalı tecavüz mağduru kadınlar için de makaleler bekliyoruz... Kürtlük ve İran hamasetinden daha önemli hassasiyet noktaları çünkü bunlar...
Cevad Yıldız
Bugün ne olurdu?
22 Şubat 2012 Çarşamba 12:55
Bu yorumları okuduktan sonra şöyle dşündüm:Bugün imam yaşasaydı,pak imamlar yaşasaydı,hatta rasulu ekrem yaşasaydı,onlara itaat edip gözümüz kulağımız onlardamı olacaktı?Yoksa bugün yaptığımız gibi aleme nizam verme görevini kimseye kaptırmamaya devammı edecektik?İster biz onların döneminde,ister onlar bizim dönemimizde yaşasaydı;bizler bu kafa da oldukça bir şey değişmiyecekti.Nitekim Hameneneyi Nasrallahı bir celsede silişimiz de her şeyi anlatıyor zaten.Papa ve ona itaat eden katolikler gibi bile olamadık.Sıffın de kuran suhufunu kılıçlara takan çokbilmişlerden ve takipçilerinden ilham alan günümüz oyun kurucuları,aynı yiyatroyu sahnelerken bukadar seyirci vede taraftar bulacaklarını,tahmin etmişlermiydi acaba? Herkesin uzman,herkesin muctehid olduğu dönemler ne yazıkki gücümüzün dağılıp örümcek evli'leri güçlendirdiğimiz dönemler olmuştur.İnananların kardeşliğinin tez zamanda tahakkuku temennisiyle;basir gözlü furkan ehline selam olsun.Selam ve dua ile...
M SELMAN KAYA
SAKINCALI YORUMCU
22 Şubat 2012 Çarşamba 11:46
Sevgili kardeşim sediyani..! Bazen kelimeler yavan, anlamsız, kifyatsiz kalır kalbin idrak ettiğini ifade edemez... Kerem Sözer'in yazdığı yoruma cevap vermemeni, bu konuya girmemeni haddim olmayarak tavsiye ederim. Bırak bu suskunluk bizlerin sizlerin günahı olsun..! Zaman güzel bir müfessirdir... Bende artık susmanın konuşmaktan daha hayırlı olduğuna inanıyorum. Gönül isterdi ki müslümanlar bu süreçte yorum sayfalarını kaldırsınlar. Canım gibi sevdiğim müminlere karşı kalbimde soğukluk hissettiğim günden beri islami sitelere bakmayı azaltım. Bazı kardeşlerimizin bağcıyı dövmeğe odaklandıkları bir sis ortamında susmak, zaman'ın hakikat mührüne fırsat vermek, zamanın şahitliğine güvenmektir. İnsan mutlak hakikat elindeymiş gibi öylesine iddali ki.. Oysa Allah cc en doğrusunu bilir. Biz seni anlıyoruz.. Allah cc yüreğindeki aşkı cennetle taçlandırsın. Allah'a emanet ol..
Halil
nostalji
22 Şubat 2012 Çarşamba 11:09
Kerem Bey'in sorularına sadece yazar değil, site de muhataptır. Bu kan banyosunun ortasında bu İran güzellemeleri hiç şık değil, hiç adil değil!
Kendimizi kandırmayalım. Efsane de üretmeyelim. Hama katliamı İmam Humeyni yaşarken oldu. Çeşitli yönleriyle seversiniz, sevmezsiniz sizin bileceğiniz iş ama lütfen "o yaşasaydı" türünden cümlelerle konuyu içinden çıkılmaz hale getirmeyelim. Konu çok açık.
Mezhebini din edinenler ve ulusal çıkar mantığını Ümmete önceleyenler bizlere daha çok şaşkınlık yaşatacaklar!
Kendimizi kandırmayalım. Efsane de üretmeyelim. Hama katliamı İmam Humeyni yaşarken oldu. Çeşitli yönleriyle seversiniz, sevmezsiniz sizin bileceğiniz iş ama lütfen "o yaşasaydı" türünden cümlelerle konuyu içinden çıkılmaz hale getirmeyelim. Konu çok açık.
Mezhebini din edinenler ve ulusal çıkar mantığını Ümmete önceleyenler bizlere daha çok şaşkınlık yaşatacaklar!
Sadık AYDIN
Nostalji
22 Şubat 2012 Çarşamba 08:44
Kişilerin hayatı nostaljiye dönüştüğü anlarda onlar ölürler.
Yerlerine masallar kalır.
Yanıbaşında kan çiçekleri açarken, gözler ufuktaki yaseminlerle avunur.
Merhamet çocuğun gözyaşlarındadır, ama tarihte kalmıştır.
Yerlerine masallar kalır.
Yanıbaşında kan çiçekleri açarken, gözler ufuktaki yaseminlerle avunur.
Merhamet çocuğun gözyaşlarındadır, ama tarihte kalmıştır.
derya çakır
tercüman oldunuz...
21 Şubat 2012 Salı 21:56
Sayın Kerem Sözer, aklımızdaki pek çok soruya tercüman oldunuz. Sediyani bey'den bu kadar ayrıntılı bir yazı dizisi üzerine, aklımızdaki bu sorulara da ayrıntılı cevaplar bekliyoruz... Bence yaseminler ağlıyor İran'ın bugünkü haline...
Kerem Sözer
Suriye'deki Katliamlara İmam da Destek Verir miydi?
21 Şubat 2012 Salı 16:59
Onbir aydır Suriye'de oluk oluk kan akıyor. Fakat İbrahim sediyani kardeşimiz bize ısrarla "Yaseminler" anlatmaya devam ediyor.
İran seyahatini Marko Polo, İbn Batuta Seyahatnamesi gibi anlatıyor. Kahvaltı tabahındaki detaylı anlatınlar, resimlerle destekleniyor. Bahçeler, havuzlar, resim atölyeleri hepsi harika.
Maşallah İran davetinde karşılaştığı tüm güzellikleri bizimle paylaşıyor. Hem de hiç bir güzelliği bizlerden kıskanmadan.
Ancak benim aklıma bir soru geliyor: Neden İran ve Hizbullah'ın Kur'ani ilkelere rağmen ve Hattı İmam'ın mirasına rağmen katil Baas cuntasına verdiği desteğe ilişkin hiç bir değerlendirme yapılmıyor?
Sayın Sediyani'nin kendisi "Kürtçe medeniyet dili değildir" diyen Bülent Arınç'a anında cevap yetiştiriyor. Hassasiyeti gözyaşartacak kadar yüksek. Çok duyarlı.
İyi ama Sediyani gibi her tarafından ümmet hassasiyeti akan bir kardeşimizden Suriye'de öldürülen kardeşlerimiz için iki cümle okuyamayacak mıyız?
Bu anlamlı cümlelerden neden biz okuyucularını mahrum etmektedir?
İmam Humeyni, gerçekten adaletli bir rehberdi.
Kafir zalimlerle asla yan yana gelmez hatta onları açıkça telin ederdi.
Bugün İmam Humeyni yaşasaydı acaba katil Esed ve katil Baas cuntası için ne söyler ve ne yapardı?
Suriye'de bütün şehirler tanklarla kuşatılıp bombalanırken, Baas ve Şebbiha çeteleri sistematik işkence ve katliam organize ederken İmam Humeyni ne yapardı?
Müslüman katili, kafir bir çeteye destek verir miydi?
Baas çetesi Nusayri temellidir, Nusayriler zalim ve katil olsa da İhvan-ı Müslimin ve Sünnilere göre daha evladır, der miydi?
İmam Humeyni'yi bizlere en detaylı ve en edebi bir biçimde anlatan sayın yazarımız İbrahim Sediyani'den bu sorular için cevaplar bekliyorum.
İran ve Hizbullah'ın ve tabii ki Türkiye'deki Hattı İmamların durduğu yerin sıhhati hakkında bizleri bilgilendirip aydınlatırsa kendisine müteşekkir olurum.
Eminim benim gibi kafası karışık pek çok kardeşimiz sayın Sediyani'den gelecek görüş ve önerileri bekliyordur.
Yaseminler Gülümsüyordu Ellerimiz Kavuştuğunda dizisi 17. b
İran seyahatini Marko Polo, İbn Batuta Seyahatnamesi gibi anlatıyor. Kahvaltı tabahındaki detaylı anlatınlar, resimlerle destekleniyor. Bahçeler, havuzlar, resim atölyeleri hepsi harika.
Maşallah İran davetinde karşılaştığı tüm güzellikleri bizimle paylaşıyor. Hem de hiç bir güzelliği bizlerden kıskanmadan.
Ancak benim aklıma bir soru geliyor: Neden İran ve Hizbullah'ın Kur'ani ilkelere rağmen ve Hattı İmam'ın mirasına rağmen katil Baas cuntasına verdiği desteğe ilişkin hiç bir değerlendirme yapılmıyor?
Sayın Sediyani'nin kendisi "Kürtçe medeniyet dili değildir" diyen Bülent Arınç'a anında cevap yetiştiriyor. Hassasiyeti gözyaşartacak kadar yüksek. Çok duyarlı.
İyi ama Sediyani gibi her tarafından ümmet hassasiyeti akan bir kardeşimizden Suriye'de öldürülen kardeşlerimiz için iki cümle okuyamayacak mıyız?
Bu anlamlı cümlelerden neden biz okuyucularını mahrum etmektedir?
İmam Humeyni, gerçekten adaletli bir rehberdi.
Kafir zalimlerle asla yan yana gelmez hatta onları açıkça telin ederdi.
Bugün İmam Humeyni yaşasaydı acaba katil Esed ve katil Baas cuntası için ne söyler ve ne yapardı?
Suriye'de bütün şehirler tanklarla kuşatılıp bombalanırken, Baas ve Şebbiha çeteleri sistematik işkence ve katliam organize ederken İmam Humeyni ne yapardı?
Müslüman katili, kafir bir çeteye destek verir miydi?
Baas çetesi Nusayri temellidir, Nusayriler zalim ve katil olsa da İhvan-ı Müslimin ve Sünnilere göre daha evladır, der miydi?
İmam Humeyni'yi bizlere en detaylı ve en edebi bir biçimde anlatan sayın yazarımız İbrahim Sediyani'den bu sorular için cevaplar bekliyorum.
İran ve Hizbullah'ın ve tabii ki Türkiye'deki Hattı İmamların durduğu yerin sıhhati hakkında bizleri bilgilendirip aydınlatırsa kendisine müteşekkir olurum.
Eminim benim gibi kafası karışık pek çok kardeşimiz sayın Sediyani'den gelecek görüş ve önerileri bekliyordur.
Yaseminler Gülümsüyordu Ellerimiz Kavuştuğunda dizisi 17. b

KARİKATÜR


İran İslam Devrimi’nin ilk tohumları, 5 Haziran 1963’te başlayan ve tarihe “15 Xordad Qıyâmı” olarak geçen hadiseyle atılır. O güne dek sadece ulemâ kesimince tanınan ve ülkede halkın hiç tanımadığı bir mollâ, câmiîde verdiği vaazda Şâhlık rejimini “küfür rejimi”, Şâh Rıza Pehlewî’yi ise “kâfir” olarak niteleyip, halka, bu rejimin yıkılması gerektiğini teblîğ eder. Şâhlık rejimi hemen harekete geçer ve Ayetullâh Rûhullâh Humeynî adındaki bu zât, verdiği vaazdan dolayı tutuklanır ve cezaevine götürülür.
İmam (rh. a.), Qûr’ân-ı Kerîm’e karşı gösterdiği ilgi ve hassasiyetin aynısını Sünnet-i Nebi (saw)’ye karşı da gösterirdi.
İmam Humeynî’nin belki de en ilginç özelliklerinden biri, inaılması hakikaten güç olan bir şekilde düzenli ve programlı bir insan oluşuydu. O’nun sabah kalktıktan gece yatana dek her şeyi programlıydı; yaptığı her şeyin bir saati vardı.
İmam’ın Paris’e hîcreti büyük bir değişim ve etki yarattı. Öyle ki Avrupalılar’ın İslam’a ve Müslümanlar’a bakış açısını önemli ölçüde değiştirdi. İmam’ın ahlâk ve davranışı öyle etkili oldu ki, o günleri yaşayan âlimlerden birinin deyimine göre, “Eğer bütün bir yıl bütçeyi İslamî kitap ve tercümelere harcayıp Avrupa’ya gönderseydik, bu tebliğimiz, İmam’ın orda kaldığı o dört ay kadar etkili olmazdı.”
İmam Humeyni, vefât etmeden kısa bir süre önce Müslüman gençlere 20 maddelik bir nasihat yayınladı. İmam’ın Allâh ve adalet âşığı gençlere öğütleri şunlardı:
İmam Humeynî çocukları çok severdi. Onlara çok şefkat gösterirdi ve onları sevindirmek için çaba harcardı.
İmam Humeynî’nin çocuklarla ve özellikle torunu Ali ile ilişkisi arkadaşça idi. Ali küçüktü. Çok tatlı ama bir o kadar da yaramazdı. Bazen İmam’a rahatsızlık verecek derecede yaramazlık yapardı. Ama İmam güler yüzle “Önemli değil, çocuğu serbest bırakın” derdi. Çünkü İmam bütün gün evdeydi ve Ali de O’nun yanındaydı. İmam Ali’ye, Ali de İmam’a alışmıştı.
İran İslâm Cumhuriyeti’nin kurucusu İmam Humeynî (rh. a.)
İmam’ın aile hayatı tam anlamıyla İslamî bir çerçeve içerisindeydi. Biz İmam’ın aile anlayışını, örneğin çocuklarına ettiği nasihat ve öğütlerden ve ailesine karşı olan davranışlarından anlayabiliriz.
İmam Humeyni (rh. a.)’nin hicrî / şemsî 1312 (miladî 1933 veya 1934) yılında Hacc yolculuğu sırasında Lübnan’ın başkenti Beyrut’tan eşi Hatice Saqafî Hânım Annemiz (rh. a.)’e yazdığı mektup, her satırı duygu yüklü yazılmış, ibret vesikâsı hükmünde bir mektuptur.
İmam Humeynî, hastanedeki son günlerinde dahi ibadetlerini terk etmedi; aksine daha fazla ibadet ediyordu.






