1. YAZARLAR

  2. İbrahim Sediyani

  3. Yaseminler Gülümsüyordu Ellerimiz Kavuştuğunda –15
İbrahim Sediyani

İbrahim Sediyani

Yazarın Tüm Yazıları >

Yaseminler Gülümsüyordu Ellerimiz Kavuştuğunda –15

A+A-

ﻤﺎ ﺑﻪ ﺤﻔﻈ ﻄﺑﻴﻌﺖ ٬ ﻄﺑﻴﻌﺖ ﺑﻪ ﻤﺎ ﺤﻔﻈ

(Biz doğayı korursak, doğa da bizi korur.)

İran atasözü

 

Tahran’ın kuzeyindeki Niaveran (ﻧﻴﺎﻭﺭﺍﻥ) mahallesinde, 3350 m yüksekliğindeki Kulek Çal Dağı (Fars. ﻛﻮﻩ ﻛﻠﮏﭼﺎﻝ [Kuhê Kulek Çal])’nın eteğinde bulunan ve 69 hektarlık bir alan üzerine kurulu olan Cemşîdiye Bahçesi (Fars. ﺟﻤﺸﻴﺪﻳﻪ ﺑﻮﺳﺘﺎﻥ [Bostanê Cemşîdiye])’nde, çok hoş vakit geçirdik.

İki saatlik bir doğa gezintisi, hele ki sabahın erken saatlerinde ve güçlü bir kahvaltıdan hemen sonra, müthiş bir enerji olmuştu bizler için. Bugün dolu dolu bir gün ama, biz de enerji doluyuz artık ve hazırız günü karşılamaya.

Tahranlılar’ın güzide aile parklarından ve piknik alanlarından biri olan bu tabiât parkında, bilhassa kadınların ve çocukların çokluğu dikkat çekiyordu. Annelerin çocuklarını “hoşça vakit geçirmeleri için” getirdikleri bir tabiât parkı burası, zirâ.

Çocukların neş’esi, mutluluğu, seyredilmeye değerdi doğrusu. Yeşillikler içinde koşarken, suyla oynarken, parktaki küçük evcil hayvanların peşinden koşarken, ne kadar da mutluydular çocuklar.

Keşke çocuklar annelerinin yanından ayrılıp, biraz da bizim yanımıza gelseydiler. Keşke çocuklar gelip bizimle oynasaydılar.

Bildikleri tüm oyunları bize de öğretseydiler.

Birlikte oynasaydık çocuklarla, birlikte gezip koştursaydık parkın içinde. Elele verip ağaçların arasında yürüseydik, ormanda yürüyüşe çıksaydık çocuklarla. Gülseydik, oynasaydık, şakalaşsaydık, bağırıp çağırsaydık ormanın içinde. Şarkılar söyleseydik çocuklarla birlikte:

“Tohumlar fidana,
Fidanlar ağaca,
Ağaçlar ormana,
Dönmeli yurdumda.

Yuvadır kuşlara,
Örtüdür toprağa,
Can verir doğaya,
Ormanlar yurdumda.

Bir tek dal kırmadan,
Ormansız kalmadan,
Her insan bir fidan,
Dikmeli yurdumda.

Yuvadır kuşlara,
Örtüdür toprağa,
Can verir doğaya,
Ormanlar yurdumda.”

Bir şeftali ağacının gölgesi altında oyun oynasaydık çocuklarla. Neşelenseydik, gülseydik, eğlenseydik. En güzel oyunlarımızla arkadaş olsaydık. Sevseydik biribirimizi. Sevgiyle şarkılar söyleseydik sonra hep birlikte:

“Şeftali ağaçları, şeftali ağaçları,
Türlü çiçek başları, türlü çiçek başları,
Ben senin hasretinden, ben senin hasretinden,
Akıttım gözyaşları, akıttım gözyaşları.
Tin tin tinimini hanım, tin tin tinimini hanım,
Seni seviyor canım, seni seviyor canım,
Tin tin tin tin tinimini hanım, tin tin tin tin tinimini hanım,
Seni seviyor canım, seni seviyor canım.

Bahçelerde saz olur, bahçelerde saz olur,
Gül açılır yaz olur, gül açılır yaz olur,
Sevdiğime gül demem, sevdiğime gül demem,
Gülün ömrü az olur, gülün ömrü az olur.

Tin tin tinimini hanım, tin tin tinimini hanım,
Seni seviyor canım, seni seviyor canım,
Tin tin tin tin tinimini hanım, tin tin tin tin tinimini hanım,
Seni seviyor canım, seni seviyor canım.

Bahçelerde idrişah, bahçelerde idrişah,
Boyu uzun kendi şah, boyu uzun kendi şah,
İki gönül bir olsa, iki gönül bir olsa,
Ayıramaz padişah, ayıramaz padişah.

Tin tin tinimini hanım, tin tin tinimini hanım,
Seni seviyor canım, seni seviyor canım,
Tin tin tin tin tinimini hanım, tin tin tin tin tinimini hanım,
Seni seviyor canım, seni seviyor canım.

Bahçelerde kereviz, bahçelerde kereviz,
Biz kereviz yemeyiz, biz kereviz yemeyiz,
Bize Harputlu derler, bize Harputlu derler,
Biz güzeli severiz, biz güzeli severiz.

Tin tin tinimini hanım, tin tin tinimini hanım,
Seni seviyor canım, seni seviyor canım,
Tin tin tin tin tinimini hanım, tin tin tin tin tinimini hanım,
Seni seviyor canım, seni seviyor canım.
Tin tin tinimini hanım, tin tin tinimini hanım,
Mahallenin çiçeği, sanki çırçır böceği,
Tin tin tin tin tinimini hanım, tin tin tin tin tinimini hanım,

Mahallenin çiçeği, sanki çırçır böceği.”

Sonra kuşlar uçsaydı üzerimizde. Minik kanatlarını çırpsaydılar başımızın üstünde. Biz de onlara bakıp bakıp el sallasaydık, seslenseydik. Tıpkı onlar gibi uçmak isteseydik, uçar gibi peşlerinden koşsaydık kuşların. Şarkılar söyleseydik artlarından:

“Mini mini bir kuş donmuştu, pencereme konmuştu,
Mini mini bir kuş donmuştu, pencereme konmuştu,
Aldım onu içeriye, cik cik cik cik ötsün diye,
Pır pır ederken canlandı, ellerim bak boş kaldı,
Pır pır ederken canlandı, ellerim bak boş kaldı.

Mini mini bir kuş donmuştu, pencereme konmuştu,
Mini mini bir kuş donmuştu, pencereme konmuştu,
Aldım onu içeriye, cik cik cik cik ötsün diye,
Pır pır ederken canlandı, ellerim bak boş kaldı,
Pır pır ederken canlandı, ellerim bak boş kaldı,
Pır pır ederken...”

Koşa koşa bir derenin kenarına gelseydik. Dere suyunun içinde yeşil bir kurbağa “vraak vraak” diye korkudan bağırsaydı bizi görünce. Biz de çocuklarla birlikte kurbağanın o şaşkın haline bakıp gülseydik. Gülmekten yerlere yatsaydık kurbağa baka baka. Sonra şarkılar söyleseydik kurbağa ile alay edercesine:

“Küçük kurbağa, küçük kurbağa, kulağın nerede?
- Kulağım yok, kulağım yok, yüzerim derede.
Kuvak vak vak, kuvak vak vak, kuvak vak vak vak vak,
Kuvak vak vak, kuvak vak vak, kuvak vak vak vak vak.

Küçük kurbağa, küçük kurbağa, kuyruğun nerede?
- Kuyruğum yok, kuyruğum yok, yüzerim derede.
Kuvak vak vak, kuvak vak vak, kuvak vak vak vak vak,
Kuvak vak vak, kuvak vak vak, kuvak vak vak vak vak.

Küçük kurbağa, küçük kurbağa, yelkenin nerede?
- Yelkenim yok, yelkenim yok, yüzerim derede.
Kuvak vak vak, kuvak vak vak, kuvak vak vak vak vak,
Kuvak vak vak, kuvak vak vak, kuvak vak vak vak vak.”

Sonra ordan bir yeşil ördek çıkagelseydi yüzerek. Süzüle süzüle yüzseydi bize doğru. Gagasını suya batıra batıra gelseydi. Bakıp bakıp hayran kalsaydık güzelliğine ördeğin. Çocuklarla birlikte şarkılar söyleseydik kendisine:

“Aman ördek, yeşil yeşil ördek, hani senin eşin eşin ördek,
Aman ördek, yeşil yeşil ördek, hani senin eşin eşin ördek.

Aman ördek, yeşil yeşil ördek, kanadını düşür düşür ördek,
Aman ördek, yeşil yeşil ördek, kanadını düşür düşür ördek.

Aman ördek, yeşil yeşil ördek, akşam oldu yatar mısın ördek,
Aman ördek, yeşil yeşil ördek, akşam oldu yatar mısın ördek.

Aman ördek, yeşil yeşil ördek, sabah oldu kalkar mısın ördek,
Aman ördek, yeşil yeşil ördek, sabah oldu kalkar mısın ördek.

Aman ördek, bakar mısın ördek, bize selam çakar mısın ördek,
Aman ördek, bakar mısın ördek, bize selam çakar mısın ördek.”

Sonra derenin kenarından ayrılıp çiçeklerin arasına koşsaydık. Koklasaydık renk renk çiçekleri. Biribirinden güzel çiçekler toplasaydık annelerimiz için. Birden arılar çıkıp vızzz diye uçsaydı çiçeklerin içinden. Biz de korkudan düşürseydik çiçekleri elimizden. Arılar daire çizip uçsaydı başımızın üzerinde. Biz de onlara bakıp şarkılar söyledik:

“Başvuruyor çiceklere, mor kanatlı arılar,
Bal taşıyor peteklere, geldi diye ilkbahar,
Arı vız vız vız, arı vız vız vız,
Arı vız vız vız, geldi ilkbahar...
Arı vız vız vız, arı vız vız vız,
Arı vız vız vız, geldi ilkbahar...

Mor menekşe rüzgârlara kokusunu saçıyor,
Papatyalar arılara kucağını açıyor,
Arı vız vız vız, arı vız vız vız,
Arı vız vız vız, diye kaçıyor...
Arı vız vız vız, arı vız vız vız,
Arı vız vız vız, diye kaçıyor...

Önce menekşeyi koklar, sonra gülü severiz,
Önce menekşeyi koklar, sonra gülü severiz,
Arı vız vız vız, arı vız vız vız,
Arı vız vız vız, diye çalışır...
Arı vız vız vız, arı vız vız vız,
Arı vız vız vız, diye çalışır...

Akşam olur güneş batar, gölge dolar her yana,
Kırlardaki küçük kuşlar, döner artık ormana,
Arı vız vız vız, arı vız vız vız,
Arı vız vız vız, haydi kovana...
Arı vız vız vız, arı vız vız vız,
Arı vız vız vız, haydi kovana...”

Sonra bir kelebek uçup gelseydi süslü kanatlarını çırpa çırpa. Süzüle süzüel uçsaydı üzerimizde; yavaşça konsaydı çiçeklerin üzerine. Bakıp bakıp hayran kalsaydık güzelliğine. Gözlerimizi kamaştırsaydı o güzelliği. Şarkılar söyleseydik ardından kelebeğin:

“Sevimli mi sevimli, uçuyor renkli renkli,
Dört yaprak kanatları, anteni iki telli,
Boncuk boncuk gözleri, ipek tüylü bedeni,
Ürkek şirin halleri, dolaşır çiçekleri.

Güzel renkli kelebek, hoş benekli kelebek,
Boncuk gözlü kelebek, minik yüzlü kelebek,
Gözlerimle severim, ömrü kısa bilirim,
Canım tutmak isterse, hevesimi yenerim.

Pek çoktur çeşitleri, bal özlü içtikleri,
Doğanın harikası, binbir desen renkleri,,
Şirin ürkek kelebek, çift kanatlı kelebek,
Güzel renkli kelebek, hoş benekli kelebek.”

Birden bir karga sesi duyulsaydı ağaç dallarında. Kaldırıp başımızı baksaydık simsiyâh kanatlarına karganın. Bakıp da gülseydik onun o şaşkın haline. Eğlenseydik karganın haline bakıp. Çocuklarla birlikte şarkılar söyleseydik alay edercesine:

“Kargaya bak kargaya,
Yuva yapmış kayaya,
Karga seni tutarım,
Girme bizim tarlaya.

Karga karga gak dedi,
Çık şu dala bak dedi,
Çıktım baktım o dala,
Bu karga ne budala.

Karga karga hopluyor,
Tohumları topluyor,
Fabrikada tarlada,
Avcı seni bekliyor.

Karga karga gak dedi,
Çık şu dala bak dedi,
Çıktım baktım o dala,
Bu karga ne budala.

Karga fındık getirdi,
Fare yedi bitirdi,
Onu tuttu bir kedi,
Miyav dedi mav dedi.

Karga karga gak dedi,
Çık şu dala bak dedi,
Çıktım baktım o dala,
Bu karga ne budala.”

Çiçekleri bırakıp kendimizi yollara atsaydık yeniden. Binaların, evlerin, kulübelerin önünden yürüseydik. Birden bir kedi çıksaydı önümüze. Miyav miyav diye çağırsaydı sevinçle, kuyruğunu sallasaydı. Biz de el sallasaydık onu görünce. Onunla oyun oynasaydık, ip atlasaydık. Sonra şarkılar söyleseydik kedimize:

“Pisi pisi mav dedi, bir kaşıkcık yağ dedi,
Yağ olmazsa bal olsun, veren eller sağ olsun,
Pisi pisi mav dedi, bir kaşıkcık yağ dedi,
Yağ olmazsa bal olsun, veren eller sağ olsun.

Benim kedim ne güzel, bahçelerde hopluyor,
Tüyleri uzun uzun, delikleri yokluyor,

Benim kedim ne güzel, bahçelerde hopluyor,
Tüyleri uzun uzun, delikleri yokluyor.

Miyav miyav miyavlar, yemeğe bir şey arar,
Benim benekli kedim, fareleri kovalar,

Miyav miyav miyavlar, yemeğe bir şey arar,
Benim benekli kedim, fareleri kovalar.

Benim bir kedim var, mırıl mırıl mırıldar,
Sıcağı görünce, kıvrılır yatar,
Evde ne pişerse, benden önce o duyar,
Kedim çok sevinçli, akşama balık var.

Mırıl mırıl mırılda, benim canım kedicim,
Seni çok severim, çok severim
Mırıl mırıl mırılda, benim canım kedicim,
Seni hep yanımda görmek isterim.”

Oyun oynamayı ve gezmeyi bitirip, tekrar dönseydik anne ve babalarımızın yanına. Elele tutuşarak, kardeş ve arkadaş olarak çıksaydık büyüklerimizin huzuruna.

Dostluk ve kardeşliğin mümkün olduğunu ispatlasaydık büyüklerimize.

Barış içinde yaşamanın ne kadar güzel bir şey olduğunu gösterseydik.

Bu kez elele tutuşup, büyüklerimize şarkılar söyleseydik. Şarkılarımızla dostluk ve kardeşlik mesajı verseydik büyüklerimize. Hırs ve ihtiraslarının kurbanı olmuş büyüklerimize şarkılarımızla öğretseydik barış içinde yaşamanın güzelliğini, birarada yaşamanın faziletini, farklılıklara tahammül etmenin erdemini.

Irkçılık ve şovenizm hastalığına tutulmuş büyüklerimizi çocuk şarkılarıyla tedavi etseydik.

İnsanların konuştukları dilleri bile tehlike olarak gören, ülkelerinin isimlerini yasaklayan, şehir ve köylerinin isimlerini zorla değiştiren, ormanlarını yakan, köylerini ateşe veren, ırmaklarının üzerinde barajlar kurup suyun doğal akışına tecavüz eden, çevreyi kirleten, ekolojik dengeyi bozan, insanlara ve halka zûlmeden, sınırlar çizip topraklarını bölen, akrabayı akrabadan ayırmak için dikenliteller ören, anneleri yasa boğan, evlâtlarının üzerine uçaklardan bombalar yağdıran, öldüren öldüren hep öldüren büyüklere söyleseydik şarkılarımızı.

Şarkılarımızla öğretseydik büyüklere insan olmanın onur ve haysiyetini:

“Bir vatan bırakın biz çocuklara,
Islanmış olmasın gözyaşlarıyla,

Bir vatan bırakın biz çocuklara,
Islanmış olmasın gözyaşlarıyla.

Oynaya oynaya gelin çocuklar,
Elele elele verin çocuklar,

Oynaya oynaya gelin çocuklar,
Elele elele verin çocuklar.

Bir bahçe bırakın biz çocuklara,
Göklerde yer açın uçurtmalara,
Bir bahçe bırakın biz çocuklara,
Göklerde yer açın uçurtmalara.

Oynaya oynaya gelin çocuklar,
Elele elele verin çocuklar,
Oynaya oynaya gelin çocuklar,
Elele elele verin çocuklar.

Bir barış bırakın biz çocuklara,
Ulaşsın şarkımız güneşe ve aya,
Bir barış bırakın biz çocuklara,
Ulaşsın şarkımız güneşe ve aya.

Oynaya oynaya gelin çocuklar,
Elele elele verin çocuklar,
Oynaya oynaya gelin çocuklar,
Elele elele verin çocuklar.

Bir dünya bırakın biz çocuklara,
Yazalım üstüne ‘SEVGİLİ DÜNYA’,

Bir dünya bırakın biz çocuklara,
Yazalım üstüne ‘SEVGİLİ DÜNYA’.”

sediyani@gmail.com

 

FOTOĞRAFLAR:

sediyani-2012-12821.jpg

3350 m yüksekliğindeki Kulek Çal Dağı (Fars. ﻛﻮﻩ ﻛﻠﮏﭼﺎﻝ [Kuhê Kulek Çal])’nın eteğinde bulunan bu güzel tabiât parkı, Tahran’ın Niaveran (ﻧﻴﺎﻭﺭﺍﻥ) mahallesindedir. 69 hektarlık bir alan üzerine kurulu olan Cemşîdiye Bahçesi (Fars. ﺟﻤﺸﻴﺪﻳﻪ ﺑﻮﺳﺘﺎﻥ [Bostanê Cemşîdiye]), etrafını çevreleyen dağlık ve ormanlık alanla birlikte 100 hektarlık bir büyüklüğe ulaşıyor. Bahçenin iki girişi var. Bunlardan biri deniz seviyesinin 1820 m yükseğinde, diğeri ise deniz seviyesinin 2100 m yükseğindedir.

sediyani-2012-12822.jpg

Firdevsî Bahçesi’nde kocaman bir satranç masası. Satranç maçını seyirciler bir spor müsabakasını seyreder gibi tribünde oturup seyrediyorlar.

sediyani-2012-12823.jpg

İran İslam Cumhuriyeti’nin 4. cumhurbaşkanı olan Ayetullâh Ali Ekber Haşimî Refsencanî (ﺁﻳﺖﷲ ﻋﻠﻰ ﺍﮐﺒﺮ ﻫﺎﺷﻤﻰ ﺭﻓﺴﻨﺠﺎﻧﻰ) döneminde (1989 – 97), bahçenin içinde “yürüyüş yolları” ve “gezi parkurları” yapılır. Ayrıca parkın her tarafında kanallar açılarak küçük akarsular oluşturulur ve bahçe adetâ her tarafında ırmaklar akan bir alana dönüştürülür. Bahçenin içinde havuz şeklinde bir göl ve san’âtsal bir şelâle yaptırılarak daha göz alıcı bir güzelliğe kavuşturulur.

sediyani-2012-12824.jpg

Savaşın en acımasız haliyle sürdüğü 8 yıl boyunca (1980 – 88), Cemşîdiye Parkı öylece sahipsiz, kendi haline bırakılır. Gelen giden belki var ama, ne bakan var ne ilgilenen. Bu da başka devletlerin saldırısı altında olan ve sıcak savaş yaşayan bir ülke için, anlaşılır bir durumdur, elbette. “Bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur” hesabı, savaşın sürdüğü 8 yıl boyunca Cemşîdiye Parkı öyle bakımsız, kendi halinde bir alan olarak durur. Ancak 1988 tarihinde sonra eren savaştan sonra devlet ve Tahran Belediyesi, özellikle 90’lı yılların ortalarından başlayarak, bahçeye hiçbir döneminde olmadığı kadar büyük önem verir ve burayı daha da güzelleştirmek için çalışmalar yapar.

sediyani-2012-12825.jpg

Cemşîdiye Bahçesi (Fars. ﺟﻤﺸﻴﺪﻳﻪ ﺑﻮﺳﺘﺎﻥ [Bostanê Cemşîdiye])’nde, çok hoş vakit geçirdik. İki saatlik bir doğa gezintisi, hele ki sabahın erken saatlerinde ve güçlü bir kahvaltıdan hemen sonra, müthiş bir enerji olmuştu bizler için. Bugün dolu dolu bir gün ama, biz de enerji doluyuz artık ve hazırız günü karşılamaya.

sediyani-2012-12826.jpg

Tahran’ın kuzeyinde bulunan ve şehrin en güzel aile parklarından / tabiât alanlarından biri olan Cemşîdiye Bahçesi (Fars. ﺟﻤﺸﻴﺪﻳﻪ ﺑﻮﺳﺘﺎﻥ [Bostanê Cemşîdiye]), Tahranlılar’ın, özellikle de kadın ve çocukların en çok sevdikleri ve ziyaret ettikleri mekânların başında geliyor... Çocukların neş’esi, mutluluğu, seyredilmeye değerdi doğrusu. Yeşillikler içinde koşarken, suyla oynarken, parktaki küçük evcil hayvanların peşinden koşarken, ne kadar da mutluydular çocuklar.

sediyani-2012-12827.jpg

Parka gelenler, buradan hatırâ fotoğrafı çektirmeden ayrılmıyor

sediyani-2012-12828.jpg

Tahranlılar’ın güzide aile parklarından ve piknik alanlarından biri olan bu tabiât parkında, bilhassa kadınların ve çocukların çokluğu dikkat çekiyordu. Annelerin çocuklarını “hoşça vakit geçirmeleri için” getirdikleri bir tabiât parkı burası, zirâ.

sediyani-2012-12829.jpg

Şelâle

sediyani-2012-12830.jpg

Su yoksa hayat da yok

sediyani-2012-12831.jpg

Ördek yuvaları

sediyani-2012-12832.jpg

Cemşîdiye Parkı, Elbruz Dağları’na ait olan 3350 m yüksekliğindeki Kulek Çal Dağı’nın eteğinde kurulmuş bir tabiât mekânıdır

sediyani-2012-12833.jpg

Cemşîdiye Parkı tam da bize göre bir yerdi. İkimiz de çocukluğumuzu yaşayamamıştık. Doğan Mardin’de, bense Elâzığ’da, toz toprak içinde büyümüştük. Bir oyuncağımız bile olmamıştı. Bizim çocukluğumuzda Doğî ve Gunêydoğî’da böyle oyun parkları nêrdeee! Cemşîdiye Parkı’nda bu eksikliğimizi de giderme şansı bulduk.

sediyani-2012-12834.jpg

İslam Cumhuriyeti devletinin 4. cumhurbaşkanı Ayetullâh Ali Ekber Haşimî Refsencanî (ﺁﻳﺖﷲ ﻋﻠﻰ ﺍﮐﺒﺮ ﻫﺎﺷﻤﻰ ﺭﻓﺴﻨﺠﺎﻧﻰ) döneminde (1989 – 97) başlatılan bu güzel ve olumlu çalışmalar, 5. cumhurbaşkanı Ayetullâh Seyyîd Mûhâmmed Hatemî (ﺍﻳﺖﷲ ﺳﻴﺪ ﻣﺤﻤﺪ ﺧﺎﺗﻤﻰ) döneminde (1997 – 2005) çok daha farklı bir renk ve anlam katılarak devam ettirilir.

sediyani-2012-12835.jpg

Cemşîdiye Parkı’ndan Tahran şehrine bakış

YAZIYA YORUM KAT

4 Yorum