Yaseminler Gülümsüyordu Ellerimiz Kavuştuğunda –13

18.01.2012 23:32

İbrahim Sediyani

ﺷﻌﺭ ﺍﺯ ﻁﺒﻴﻌﺖ ٬ ﻫﺭﮔﺰ ﺑﻪ ﭘﺎﻳﺎﻥ ﻣﻰﺭﺳﺪ

(Tabiâtın yazdığı şiir, hiçbir zaman bitmez.)

İran atasözü

 

sediyani-20120118-01.jpgBugün, dopdolu bir gün var önümüzde. Her vakti, her saati bereketli bir gün olacak bugün, b’iznillâh.

Önce Tahran’ın en güzel aile parklarından ve piknik / mesire yerlerinden biri olan Cemşîdiye Parkı’na, daha doğru bir ifadelendirmeyle Cemşîdiye Bahçesi (Fars. ﺟﻤﺸﻴﺪﻳﻪ ﺑﻮﺳﺘﺎﻥ [Bostanê Cemşîdiye])’ne gideceğiz. Orda güzel bir tabiât gezintisi yapacağız; doğa ile birlikte olacağız. Daha sonra râhmetli İmam Humeynî’nin mütevazi evine misafir olacağız. Sevincimizin ve heyecanımızın en büyük sebebi de bu. Ondan sonra da Şâh Rıza Pehlevî’nin muhteşem sarayını gezeceğiz. Daha sonra ise İran’ın en yüksek kulesi, dünyanın ise en yüksek 6. kulesi olan 435 m yüksekliğindeki Doğum Kulesi (Fars. ﻣﻴﻼﺩ ﺑﺮﺝ [Burcê Milâd])’ne çıkacağız, en tepesine.

Akşam ise yine Sanat Enstitüsü (Fars. ﻫﻨﺭﻯ ﺤﻮﺯﻩ [Hozê Hûnerî])’nde etkinlik var. “Uyanış Dalgaları” (Fars. ﺑﻴﺪﺍﺭﻯ ﺍﻣﻮﺝ [Emwacê Bidarî]) adlı “Edebiyât Paneli” (Fars. ﺍﺩﺑﻰ ﻫﻣﺎﻳﺶ [Hûmayîşê Edebî]) yapılacak.

Dolu dolu bir gün, bugün.

Ayetullâh Taleganî Caddesi (Fars. ﺧﻴﺎﺑﺎﻧﻰ ﺍﻳﺖﷲ ﻃﺎﻟﻘﺎﻧﻰ [Xiyabanê Ayetullâh Taleqanî]) üzerinde bulunan Huweyze Oteli (Fars. ﻫﺘﻞ ﻫﻮﻳﺰﻩ [Hotel Huweyze]) önünde başlıyor yolculuğumuz. İlk hedefimiz, Cemşîdiye Bahçesi (Fars. ﺟﻤﺸﻴﺪﻳﻪ ﺑﻮﺳﺘﺎﻥ [Bostanê Cemşîdiye])...

Huweyze Oteli ile Cemşîdiye Bahçesi arasındaki mesafe, 5, 5 km. Park, otelin batısında.

Taksiyle gidiyoruz. Arabanın içinde Âyet Devletşâh (ﺪﻮﻠﺘﺸﺎﻩ ﺁﻴﺖ), Doğan Özlük ve ben.

İran’daki rehberimiz Âyet Devletşâh (ﺪﻮﻠﺘﺸﺎﻩ ﺁﻴﺖ), henüz 29 yaşında; genç ama birikimli ve yetenekli bir kardeşimiz. Sanat Enstitüsü (Fars. ﻫﻨﺭﻯ ﺤﻮﺯﻩ [Hozê Hûnerî])’nde çalışıyor. Aslında asker; acemiliğini er olarak yaptı, normal askerliğini de bu kurumda çalışarak yapıyor şu anda. Şâir ve yazar; “Xişxane” (ﺧﻴﺸﺨﺎﻧﻪ) adlı bir şiir kitabı var.

Bekâr, Âyet... Doğan’la ben, her gün söylüyoruz kendisine, “Gel seni evlendirelim” diye. “Askerliğim bitsin, ondan sonra düşüneceğim” diyor. “Seni Türkiye’den bir kızla evlendirelim. Bizim ülkemize yerleşirsin” diyoruz. Gülüyor; cevap vermiyor. Buna dünden razı olduğunu “susarak” ve “utanarak” ifade ediyor.

Taksi şoförümüz, bu sefer yaşlı bir amca. İsmi, Mûhâmmed.

Ayetullâh Taleganî Caddesi (Fars. ﺧﻴﺎﺑﺎﻧﻰ ﺍﻳﺖﷲ ﻃﺎﻟﻘﺎﻧﻰ [Xiyabanê Ayetullâh Taleqanî]) üzerinde yola verip, hemen Qerenî Caddesi (Fars. ﺧﻴﺎﺑﺎﻧﻰ ﻗﺮﻧﻰ [Xiyabanê Qerenî])’ne giriyoruz. Bu cadde, kuzeye doğru 550 m gittikten sonra bitiyor ve Kerim Xan Zend Otobanı (Fars. ﺑﺰﺭﮔﺮﺍﻩ ﻛﺮﻳﻢ ﺧﺎﻥ ﺯﻧﺪ [Buzurgerahê Kerim Xan Zend])’ne çıkıyoruz. Kuzeye doğru değil, güneybatıya doğru gidiyoruz şimdi.

Veli-yi Asr Meydanı (Fars.  ﻣﻴﺪﺍﻥ ﻭﻟﻴﻌﺼﺮ[Meydanê Weli-yi Asr])’na kadar bu yol üzerinde gidiyoruz. Meydandan sonra da, Keşaverz Bulvarı (Fars.  ﺑﻠﻮﺍﺭﺭﻛﺸﺎﻭﺭﺯ[Bûlvarê Keşaverz]) üzerinden devam ediyoruz yolumuza.

Biz Cemşîdiye Bahçesi’ne gidiyoruz ama, güzel şehir Tahran’ın elbette ki başka doğal parkları ve tabiât bahçeleri de bulunuyor. Hepsini bir seferde görmek, hepsinin çiçeklerini koklamak ve ağaçlarının gölgesi altında serinlemek mümkün değil, ne yazık ki.

İşte onlardan biri. Tahran’ın meşhur tabiât bahçesi Lale Parkı (Fars. ﺑﻮﺳﺘﺎﻥ ﻻﻟﻪ [Bostanê Lale])... Lale Parkı’nın tam önünden direksiyonu sağa kırıp Hicâb Caddesi (Fars. ﺧﻴﺎﺑﺎﻧﻰ ﺣﺠﺎﺏ [Xiyabanê Hicâb])’ne giriyoruz. Lale Parkı’nın önündeki Hicâb Caddesi üzerinde parkı bir baştan bir başa geçtikten sonra, parkın bittiği yerde direksiyonu sola kırıp, parkın kuzey köşesini teğet geçen Dr. Fatımî Caddesi (Fars. ﺧﻴﺎﺑﺎﻧﻰ ﺩﻛﺘﺮﻓﺎﻃﻤﻰ [Xiyabanê Hicâb])’ne çıkıyoruz.

Dr. Fatımî Caddesi (Fars. ﺧﻴﺎﺑﺎﻧﻰ ﺩﻛﺘﺮﻓﺎﻃﻤﻰ [Xiyabanê Hicâb]) üzerinde 900 m kadar gittikten sonra Cemşîdiye Parkı karşımıza çıkıyor. Direksiyonu tekrar sağa kırıp İtimâdzâde Caddesi (Fars. ﺧﻴﺎﺑﺎﻧﻰ ﺍﻋﺘﻤﺎﺩﺯﺍﺩﻩ [Xiyabanê İ’timâdzâde])’ne giriyoruz.

Cemşîdiye Bahçesi’nin girişi, İtimâdzâde Caddesi üzerinde...

Parkın giriş kapısı önünde “park” ediyor bindiğimiz araç. İniyoruz arabadan.

Taksi şoförü Mûhâmmed amca ile rehberimiz Âyet, kendi aralarında bir şeyler konuşuyorlar. Sonra bize dönüyor Âyet ve,

- Şoför ‘Sizi burdan almaya saat kaçta geleyim?” diye soruyor. Parkta ne kadar gezeceğiz? Bunu şimdi söylememiz lazım; Mûhâmmed amca ne zaman gelsin bizi almaya?, diye, o da bize soruyor.

Tabiâtla ne kadar başbaşa kalacağız; ona bir karar vermemiz gerekiyor şimdi...

Doğan bana dönüyor ve aynı soruyu bu kez de O bana soruyor.

Tabiât bir “denge” üzere yaratılmış ne de olsa; her nesne biribirine bağlıdır ve her şey “devir – teslim” döngüsü içinde cereyan eder. Mûhâmmed Amca bu soruyu Âyet’e soruyor, Âyet aynı soruyu dönüp Doğan’a soruyor, Doğan da aynı soruyu dönüp bana soruyor. Ben mi? Benim kimim kimsem mi var ki sorayım? Cemşîdiye Bahçesi’ndeki ağaçlara soruyorum ben, akarsulara, çiçeklere, kuşlara soruyorum. “Size en fazla iki saat tahammül edebiliriz” diyorlar bana...

“İki saat” diyor kuşlar çiçeklere. Çiçekler akarsulara söylüyor; akarsular ağaçlara. Ağaçlar bana söylüyor; ben Doğan’a, Doğan Âyet’e, Âyet şoför Mûhâmmed’e...

İki saat sonra bizi parkın girişinden almak üzere ayrılıyor Mûhâmmed Amca, taksisiyle...

Âyet Devletşâh (ﺪﻮﻠﺘﺸﺎﻩ ﺁﻴﺖ), Doğan Özlük ve ben, içeri girip başlıyoruz Cemşîdiye Bahçesi (Fars. ﺟﻤﺸﻴﺪﻳﻪ ﺑﻮﺳﺘﺎﻥ [Bostanê Cemşîdiye])’nda gezmeye.

Büyüleyici ve göz kamaştırıcı güzellikte bir tabiât parkı, bu bahçe. Giriş kapısından parka adımımızı attığımızda, ilk başta upuzun bir “yürüyüş yolu” çıkıyor karşımıza. Yolun her iki kenarı tamamen ağaçlık, yemyeşil.

Yolun bir başında durup şöyle öbür başına kadar baktığınızda, sanki karşınızda usta bir ressamın yağlı boya tablosu duruyor gibi. Sadece bu yolu bir baştan bir başa yürümek bile, tek başına müthiş bir keyif. Ayrıca çok da sağlıklı; özellikle de sabah namazlarından hemen sonra gelip yürümek.

Tahran’ın kuzeyinde bulunan ve şehrin en güzel aile parklarından / tabiât alanlarından biri olan Cemşîdiye Bahçesi (Fars. ﺟﻤﺸﻴﺪﻳﻪ ﺑﻮﺳﺘﺎﻥ [Bostanê Cemşîdiye]), Tahranlılar’ın, özellikle de kadın ve çocukların en çok sevdikleri ve ziyaret ettikleri mekânların başında geliyor. Buraya en çok gelenler, evlilik hazırlığı yapan nişanlı çiftler ve yeni evliler. Parkın bir adı da, içinde taşlar ve kayalar yontularak çeşitli figürler yapıldığı için, Cemşîdiye Taş Parkı (Fars. ﭘﺎﺭﮎ ﺳﻨﮕﻰﺟﻤﺸﻴﺪﻳﻪ [Park Sengê Cemşîdiye]) şeklindedir.

3350 m yüksekliğindeki Kulek Çal Dağı (Fars. ﻛﻮﻩ ﻛﻠﮏﭼﺎﻝ [Kuhê Kulek Çal])’nın eteğinde bulunan bu güzel tabiât parkı, Tahran’ın Niaveran (ﻧﻴﺎﻭﺭﺍﻥ) mahallesindedir.

69 hektarlık (0, 69 km²) bir alan üzerine kurulu olan Cemşîdiye Bahçesi (Fars. ﺟﻤﺸﻴﺪﻳﻪ ﺑﻮﺳﺘﺎﻥ [Bostanê Cemşîdiye]), etrafını çevreleyen dağlık ve ormanlık alanla birlikte 100 hektarlık bir büyüklüğe ulaşıyor.

Bahçenin iki girişi var. Bunlardan biri deniz seviyesinin 1820 m yükseğinde, diğeri ise deniz seviyesinin 2100 m yükseğindedir.

Bahçe, 1973 yılında, yani İslam Devrimi’nden altı yıl önce, Kacar prensi ve aynı zamanda mühendis olan Cemşîd Davallu Qacar (Kacar) tarafından “özel bir bahçe olarak” yaptırıldığı için O’nun adını taşıyor. Kacar Prensi, burayı siyâh taşlar ve çiçeklerden oluşan bir “san’ât ve tabiât bahçesi” şeklinde düzenler. Bahçenin içindeki büyük taşlar ve kayalar heykeltraşlar tarafından yontularak çeşitli hayvan, özellikle kuş ve balık figürleri yapılır.

Bahçeyi yaptırıp kendi ismini veren Kacar Prensi Cemşîd Davallu, daha sonra bu özel bahçesini İran Şâhı Rıza Pehlevî’nin hânımı Farah Diba’ya hediye eder. Karakter olarak san’âta ve doğaya bağlı bir insan olan Farah Diba, 1977 yılında burayı “halka açık bir park” haline çevirir ve böylece 1973’te “özel bir bahçe” olarak kurulmuş olan bu alan, dört yıl sonra, 1977’de “halka açık bir alan” haline dönüşür. (Bizler bu ülkeye Sanat Enstitüsü’nün dâvetlisi olarak geldiğimiz ve “Seyahâtname”nin 6. cildi olan bu İran gezisini de “san’ât ve edebiyât eksenli” kaleme aldığımız için, dikkat ettiyseniz, İslam Devrimi’nden önceki dönemi anlatırken Şâh Rıza Pehlevî’den daha çok hânımı Farah Diba’dan bahsediyoruz. Önceki bölümlerde de söylediğimiz üzere, Farah Diba’nın – olumsuz olarak nitelenebilecek pekçok özelliğine rağmen – olumlu bir yönü vardı ki, o da san’âta âşık ve doğayla barışık bir insan olmasıydı.)

Farah Diba bu parkı ayrıca “yetimhane” ve “huzurevi” gibi projeler için de düzenlemek istiyordu ancak, bunu hayata geçiremedi. Daha doğrusu, bizzat hayatın kendisi bırakmadı. Hayat, bizzat kendisini böyle bir “sığınma yuvasına” muhtaç duruma düşürdü.

İki yıl sonra İslam Devrimi olur. Allâh ve adalet âşığı İran halkının yüzbinlerce şehîd vererek gerçekleştirdiği kutlu İslam Devrimi, 2 bin 500 yıllık Şâhlık monarşisini tarihe gömer. Yıkılan Şâhlık rejiminin yerine İslam Cumhuriyeti rejimi kurulur.

Bu güzel tabiât bahçesi, asıl değerini 1979 İslam Devrimi’nden sonra kazanır. Devrimden önce bu san’ât ve tabiât bahçesi sadece Farah Diba ve birkaç sanatçı ile doğaseverin çabalarıyla ayakta kalırken, devrimden sonra kurulan İslam Cumhuriyeti nizamının elinde dünyanın sayılı san’ât, tabiât ve kültür hazinelerinden biri haline gelir.

Öyle olmasına öyle de, yani bu güzel tabiât bahçesi asıl değerini İslam Devrimi’nden sonra kazanıyor kazanmasına da, devrimden hemen sonra olmuyor bu ne yazık ki. Hatta, devrimden çoook yıllar sonra oluyor, bu.

Bunun sebebi ise, devrimden sadece bir buçuk yıl sonra, henüz bebeklik döneminde olan İslam Cumhuriyeti nizamını yıkmak için, başını râhmetli İmâm Humeynî’nin çok yerinde bir tesbitle “Şeytanê Buzurg” (= Büyük Şeytan) olarak nitelediği ABD’nin çektiği emperyalist güçlerin Saddam Hüseyn’i teşvik edip cesaretlendirerek başlattıkları ve 8 yıl gibi uzun bir zaman sürecek olan “İran – Irak Savaşı”... 

Savaşın en acımasız haliyle sürdüğü 8 yıl boyunca (1980 – 88), Cemşîdiye Parkı öylece sahipsiz, kendi haline bırakılır. Gelen giden belki var ama, ne bakan var ne ilgilenen. Bu da başka devletlerin saldırısı altında olan ve sıcak savaş yaşayan bir ülke için, anlaşılır bir durumdur, elbette. “Bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur” hesabı, savaşın sürdüğü 8 yıl boyunca Cemşîdiye Parkı öyle bakımsız, kendi halinde bir alan olarak durur.

Ancak 1988 tarihinde sonra eren savaştan sonra devlet ve Tahran Belediyesi, özellikle 90’lı yılların ortalarından başlayarak, bahçeye hiçbir döneminde olmadığı kadar büyük önem verir ve burayı daha da güzelleştirmek için çalışmalar yapar.

İran İslam Cumhuriyeti’nin 4. cumhurbaşkanı olan Ayetullâh Ali Ekber Haşimî Refsencanî (ﺁﻳﺖﷲ ﻋﻠﻰ ﺍﮐﺒﺮﻫﺎﺷﻤﻰ ﺭﻓﺴﻨﺠﺎﻧﻰ) döneminde (1989 – 97), bahçenin içinde “yürüyüş yolları” ve “gezi parkurları” yapılır. Ayrıca parkın her tarafında kanallar açılarak küçük akarsular oluşturulur ve bahçe adetâ her tarafında ırmaklar akan bir alana dönüştürülür. Bahçenin içinde havuz şeklinde bir göl ve san’âtsal bir şelâle yaptırılarak daha göz alıcı bir güzelliğe kavuşturulur. (Havuz ve şelâlenin fotoğraflarını, siz sevgili gönüldaşlarımızla gezinin bir sonraki bölümünde paylaşacağız.)

İslam Devrimi’nin üzerinden sadece 15 yıl geçtikten sonra bahçe, bambaşka bir çehreye kavuşmuştur. Parkın içinde, 1995 yılında Firdevsî Bahçesi (Fars. ﺑﺎﻍ ﻓﺮﺩﻭﺳﻰ [Bağê Ferdovsî]) adında 30 hektarlık bir bahçe yaptırılarak park alanının 16 hektar daha büyütülmesi çalışmalarına başlanılır. Uluslararası çalışan bir çevre düzenleme, mimarlık ve mühendislik kurumu olan ve İran’da kısaca “Baftê Şehr” (ﺑﺎﻓﺖﺷﻬﺮ) olarak anılan Baftê Şehr Mimarlık Danışmanlık, Şehircilik Bilinci ve Şehir Planlayıcıları (Fars. ﺑﺎﻓﺖ ﺷﻬﺮ ﻣﻌﻤﺎﺭﺍﻥ ﻣﺸﺎﻭﺭ ﻭ ﺑﺮﻧﺎﻣﻪ ﺭﻳﺰﺍﻥ ﺷﻬﺮﻯ [Baftê Şehr Mi’mâran Mûşawîr û Bername Rêzanê Şehrî]; İng. Baft-e Shahr Consulting Architects, Urban Planners, Urban & Environment Designers) tarafından yapımına başlanan bu bahçe, 1997 yılında tamamlanır. (“Baftê Şehr”, Farsça’da “Şehir Dokusu” demek)

Firdevsî Bahçesi (Fars. ﺑﺎﻍﻓﺮﺩﻭﺳﻰ [Bağê Ferdovsî])’nin mimarîsini Ğulamrıza Pesban Hazret (ﻏﻼﻡﺭﺿﺎ ﭘﺴﺒﺎﻥ ﺣﻀﺮﺕ), bahçe düzenlemesini ise Ferhad Ebû’l- Ziyâ (ﻓﺮﻫﺎﺩﺍﺑﻮﻟﻀﻴﺎ) yapar.

Bu bahçeye “Bağê Ferdovsî” (= Firdevsî Bahçesi) isminin verilmesinin “sembolik” bir anlamı vardır, elbette ki. Gezimizin daha önceki bölümlerinde siz sevgili gönüldaşlarımızla yaptığımız sohbetten de hatırlayacağınız üzere, İran edebiyatının gelmiş geçmiş en büyük şâiri olarak kabul edilen Firdevs-i Tusî (934 – 1020), bir bahçenin içinde doğmuş, öldüğünde de yine bir bahçeye gömülmüştü. Firdevsî’nin babası Hasan Efendi, Tus Nehri’nin bir yan kolu olan Abrahe Deresi’nin (= Derenin ismi olan “Abrahe”, Farsça’da “Su yolu” demek) kenarında, “Firdevs” isimli bir bahçenin bahçıvanı idi ve gerçek adı “Mansur” olan bu bebek, işte bu sebepten dolayı ismiyle değil, hep “Firdevsî” lakabıyla çağrılırdı. (İran edebiyatının gelmiş geçmiş en büyük şâiri olarak kabul edilen Firdevs-i Tusî hakkında daha ayrıntılı bilgi için bkz. Yaseminler Gülümsüyordu Ellerimiz Kavuştuğunda – 4)

Ancak bunlarla da yetinilmez. İslam Cumhuriyeti devletinin 4. cumhurbaşkanı Ayetullâh Ali Ekber Haşimî Refsencanî (ﺁﻳﺖﷲﻋﻠﻰ ﺍﮐﺒﺮ ﻫﺎﺷﻤﻰ ﺭﻓﺴﻨﺠﺎﻧﻰ) döneminde (1989 – 97) başlatılan bu güzel ve olumlu çalışmalar, 5. cumhurbaşkanı Ayetullâh Seyyîd Mûhâmmed Hatemî (ﺍﻳﺖﷲ ﺳﻴﺪ ﻣﺤﻤﺪﺧﺎﺗﻤﻰ) döneminde (1997 – 2005) çok daha farklı bir renk ve anlam katılarak devam ettirilir.

Uluslararası alanda ve dünya genelinde de saygın bir kişilik olarak görülen, bugün eşbaşkanlığını Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile İspanya (eski) Başbakanı José Luis Rodríguez Zapatero’nun yaptıkları ve “Medeniyetler İttifakı” olarak andığımız oluşumun da aslında fikrî ve teorik nüvelerini atan şahsiyet olan, karakter olarak da gerçek anlamda bir “kültür âşığı” olan 5. cumhurbaşkanı Ayetullâh Seyyîd Mûhâmmed Hatemî (ﺍﻳﺖﷲ ﺳﻴﺪ ﻣﺤﻤﺪ ﺧﺎﺗﻤﻰ) döneminde (1997 – 2005) İslam Cumhuriyeti nizamı, Cemşîdiye Parkı’nın salt bir “SAN’ÂT VE TABİÂT BAHÇESİ” değil, aynı zamanda bir “KÜLTÜR BAHÇESİ” olması yönünde karar alır. İşte bu karar, bu güzel bahçe için adetâ bir dönüm noktası olur. Tahran’ın bu güzide parkı, bambaşka bir çehreye bürünür bu girişimden sonra. İran İslam Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı, Çevre ve Doğayı Koruma Bakanlığı, Tahran Büyükşehir Belediyesi ve çeşitli kültür kurumları ve çevreci dernekler tarafından tam bir işbirliği halinde hayata geçirilen girişim sonucu, bu parkın aynı zamanda bir “kültür bahçesi” olması yönünde farklı ve ilginç çalışmalar başlatılır.

Bu yeni proje çerçevesinde, parkın içinde 4 tane restoran (lokanta) inşâ edilir. Ancak bu restoranların tek özelliği, ziyaretçilerin içeride yemek yiyip karınlarını doyurabilecekleri yerler olması değildir. Bu restoranlar mimarîsiyle, nezih ortamıyla, içerisinde pişirilen yemekleriyle ve en başta da bizzat isimleriyle, buranın İran coğrafyasına ait bir “kültür bahçesi” olduğunu ifade eden etkileyici ve çarpıcı mesajlar vermektedirler. Bu restoranlardan her biri, İran topraklarındaki bir etnik kültürü / coğrafî zenginliği sembolize ederler.

İran devleti tarafından Cemşîdiye Parkı’nın içinde inşâ edilen bu 4 restorandan birinin adı “KURDİSTAN RESTAURANT” (KÜRDİSTAN LOKANTASI), birinin adı “AZERBAYCAN RESTAURANT” (AZERBAYCAN LOKANTASI), birinin adı “TURKMENİSTAN RESTAURANT” (TÜRKMENİSTAN LOKANTASI), birinin adı da “İLAD RESTAURANT” (AŞİRETLER LOKANTASI)’dır.

İran’ın etnik ve kültürel mirası çeşitliliğini temsil eden bu “restoran evler”, mimarî yapılarıyla da her biri İran’ın bir eyaletini, daha doğrusu “coğrafî ülkesi”ni sembolize etmektedir. Kürt mimarîsiyle inşâ edilen “Kürdistan Restaurant”, Kürt halkını ve Kürdistan coğrafyasını temsilen, Azerî mimarîsiyle inşâ edilen “Azerbaycan Restaurant” Azerî halkını ve Azerbaycan coğrafyasını, Türkmen mimarîsiyle inşâ edilen “Türkmenistan Restaurant” Türkmen halkını ve Türkmenler’in yaşadığı toprakları, Beluc mimarîsiyle inşâ edilen “İlad Restaurant” (Aşiretler Restoranı) ise bu üç kavim dışında kalan diğer küçük etnik toplulukları temsilen yapılmıştır.

“Kürdistan Restaurant” sizi Kürdistan topraklarına ve Kürt kültürüne doğru bir yolculuğa, “Azerbaycan Restaurant” sizi Azerbaycan topraklarına ve Azerî kültürüne doğru bir yolculuğa, “Türkmenistan Restaurant” sizi Türkmenistan topraklarına ve Türkmen kültürüne doğru bir yolculuğa, “İlad Restaurant” ise sizi Belucistan topraklarına ve Beluc kültürüne doğru bir yolculuğa götürür.

Bu restoranların tek özelliği, “Kürdistan Restaurant” binasının Kürt mimarî tarzıyla, “Azerbaycan Restaurant” binasının Azerî mimarî tarzıyla, “Türkmenistan Restaurant” binasının Türkmen mimarî tarzıyla ve “İlad Restaurant” binasının da Beluc mimarî tarzıyla yapılmış olması değildir, kuşkusuz. Bu, elbette ki başlıbaşına muazzam bir hadisedir ancak, en az restoranın dışındaki bu güzellik (mimarî / yapı) kadar güzel olan, hatta belki de ondan daha güzel olan, restoranın içindeki güzellik (yemekler / menü)’tir.

“Kürdistan Restaurant”ta karnınızı doyurmaya gittiğiniz zaman size Kürt mutfağının leziz yemeklerini pişirip getirirler, lokantanın “menü”sünde sadece Kürt mutfağına ait lezzetler vardır; “Azerbaycan Restaurant”ta karnınızı doyurmaya gittiğiniz zaman size Azerî mutfağının leziz yemeklerini pişirip getirirler, lokantanın “menü”sünde sadece Azerî mutfağına ait lezzetler vardır; “Türkmenistan Restaurant”ta karnınızı doyurmaya gittiğiniz zaman size Türkmen mutfağının leziz yemeklerini pişirip getirirler, lokantanın “menü”sünde sadece Türkmen mutfağına ait lezzetler vardır; “İlad Restaurant”ta karnınızı doyurmaya gittiğiniz zaman ise size Kürt, Azerî ve Türkmen dışındaki diğer küçük etnik toplulukların mutfağına ait leziz yemekleri pişirip getirirler, lokantanın “menü”sünde sadece bu mutfaklara ait lezzetler vardır. (Ve lakin “Türkiyeli” kardeşlerimiz oraya gittikleri zaman, her türlü ırkçılığa ve kavmiyetçiliğe karşı oldukları için, onlar Tahran şehir merkezindeki Arap lokantalarına götürülüp kendilerine “felafil” yedirilir.)

Her öğün vaktinde bu restoranlardan birinin sofrasını tercih eden insan, dört öğün yemekte tüm İran ülkesini gezmiş olur. Ayrıca bu restoranlarda yemek yerken, size o dillere ait müzikler dinlettirilir. “Kürdistan Restaurant”ta masanızda yemek yerken, aynı anda Kürtçe şarkılar dinlersiniz; “Azerbaycan Restaurant”ta masanızda yemek yerken, aynı anda Azerîce şarkılar dinlersiniz; “Türkmenistan Restaurant”ta masanızda yemek yerken, aynı anda Türkmence şarkılar dinlersiniz; “İlad Restaurant”ta masanızda yemek yerken, aynı anda Belucca ve diğer dillerde şarkılar dinlersiniz.

Bu restoranlar, aynı zamanda “KÜLTÜR EVLERİ” özelliği taşımaktadırlar.

Ülkenin etnik ve kültürel çeşitliliğini temsilen inşâ edilen, sadece restoranlar değildir. Aynı amaç ve felsefeyle “geleneksel kır kahveleri” de yapılmıştır. “Kır kahveleri”, açıkhavada kurulan kahveler; ailelerin doğa ile başbaşa oturup çay ve kahvelerini içtikleri, sohbet ettikleri, hoşça vakit geçirdikleri olağanüstü güzellikte bahçelerdir. Bu “geleneksel kır kahvelerinde” aileler, erkekler, kadınlar, çocuklar, gençler ve yaşlılar, ağaçların ve çiçeklerin kokusu içinde, su ve kuş seslerini dinleyerek, olağanüstü güzellikteki huzurlu bir ortamda sıcak çaylarını ve kahvelerini yudumlar, tatlı tatlı sohbet eder, hoşça vakit geçirirler.

Bu geleneksel kır kahveleri de aynı şekilde 4 tanedir ve her biri İran’ın bir etnik zenginliğini ve kültür mirasını sembolize eder: “KÜRDİSTAN KIR KAHVESİ”, “AZERBAYCAN KIR KAHVESİ”, “TÜRKMENİSTAN KIR KAHVESİ” VE “İLAD (AŞİRETLER) KIR KAHVESİ”.

 “Kürdistan Kır Kahvesi”nin duvarları Kürt halı ve kilimleriyle donatılmış, kahvenin etrafı ve süslemesi Kürt sana’ât ve motifleriyle gerçekleştirilmiştir. Müzik dinlemek isteyenlere Kürtçe halk türküleri dinlettirilir. “Azerbaycan Kır Kahvesi”nin duvarları Azerî halı ve kilimleriyle donatılmış, kahvenin etrafı ve süslemesi Azerî sana’ât ve motifleriyle gerçekleştirilmiştir. Müzik dinlemek isteyenlere Azerî halk türküleri dinlettirilir. “Türkmenistan Kır Kahvesi”nin duvarları Türkmen halı ve kilimleriyle donatılmış, kahvenin etrafı ve süslemesi Türkmen sana’ât ve motifleriyle gerçekleştirilmiştir. Müzik dinlemek isteyenlere Türkmen halk türküleri dinlettirilir. “İlad Kır Kahvesi”nin duvarları da Beluc ve diğer etnik unsurların halı ve kilimleriyle donatılmış, kahvenin etrafı ve süslemesi de bu kavimlerin sana’ât ve motifleriyle gerçekleştirilmiştir. Müzik dinlemek isteyenlere de bu kavimlerin konuştuğu dillere ait halk türküleri dinlettirilir. (Ve lakin “Türkiyeli” kardeşlerimiz oraya gittikleri zaman, her türlü ırkçılığa ve kavmiyetçiliğe karşı oldukları için, onlara “Unadikum” vb. Filistin cihad marşları dinlettirilir.)

İran devleti, parkı aynı zamanda bir “kültür bahçesi” haline dönüştürme çalışmalarının bir sonucu olarak, bu anlamlı restoranların ve kır kahvelerinin yanısıra, parkın içinde ayrıca “klasik tarzda mimarî” olarak tasarlanmış bir açıkhava amfi tiyatro da inşâ eder.

Bununla da yetinilmez. Dedik ya, İslam Devrimi’nden sonra, daha doğrusu 8 yıllık İran – Irak Savaşı bittikten sonra, devlet, bu parkı sadece bir “san’ât ve tabiât bahçesi” olarak bırakmayıp aynı zamanda bir “kültür bahçesi” yapmaya karar vermiştir diye.

İran’da kısaca “Kanunê Pervereş” (= Eğitim Merkezi) olarak anılan Çocukların ve Gençlerin Düşünsel Gelişimlerini Sağlama Eğitim Merkezi (Fars. ﮐﺎﻧﻮﻥ ﭘﺮﻭﺭﺵ ﻓﮑﺮﻯ ﮐﻮﺩﮐﺎﻥ ﻭﻧﻮﺟﻮﺍﻧﺎﻥ [Kanunê Pervereş Fikrê Kudekan û Nûcûwanan]; İng. Institute for the Intellectual Development of Children and Young; Alm. Vereinigung zur Förderung der intellektuellen Fähigkeiten von Kindern und Jugendlichen) tarafından parkın içinde bir “Çocuk ve Gençlik Kütüphanesi” kurulur. Buradaki kitaplar, daha çok ilk ve ortaokul çağındaki çocuklara hitâb etmektedir.

Bütün bu güzel çalışmalar ve ortaya konan anlamlı emekler, tabiî ki “onore edilmeyi” de hak etmektedir. (Herkes bizim gibi kadir – kıymet bilmez değil ya!)

Merkezi İsviçre’nin Cenevre kentinde olup 15 farklı ülkede ağı bulunan Ağa Xan Vakfı (Fars. ﺑﻨﻴﺎﺩ ﺁﻗﺎ ﺧﺎﻥ [Bûnyâd Aqa Xan]; Ar. ﻣﺆﺳﺳﺔ ﺍﻵﻏﺎ ﺧﺎﻥ [Mûesseset’ul- Ağa Xan]; Alm. Aga Khan Stiftung; İng. Aga Khan Foundation) bünyesinde faaliyet gösteren ve kısa adı AKDN olan Aga Khan Development Network (= Ağa Xan Kalkınma Ağı), 2001 yılında Tahran’daki Cemşîdiye Parkı içindeki Firdevsî Bahçesi’ni “Ağa Xan Mimarlık Ödülü”ne layık görür. (“Ağa Xan Mimarlık Ödülü”, her 3 yılda bir, İslam kültürünü başarıyla yansıtan çağdaş tasarım, sosyal konut, toplumsal gelişim, restorasyon, mimarî güzellik, şehircilik anlayışına uygun ve çevre bilincine katkıda bulunan eserlere verilmektedir. İsviçre’nin Cenevre kentinde bulunan ve 15 farklı ülkede ağa sahip olan Ağa Khan Vakfı tarafından, sadece Müslümanlarca yaptırılan eserlere verilmektedir. Pakistan Eski Prensi Ali Ağa Xan’ın oğlu olan ve şu anda Nazırî İsmailîleri’nin dînî rehberliğini yapan IV. Kerim Ağa Xan tarafından kurulan ve kendi adını verdiği Ağa Khan Vakfı, dünyanın en büyük “resmî olmayan” kuruluşlarından biridir.)

Cemşîdiye Parkı içindeki Firdevsî Bahçesi, bu ödülü 2001 yılında kazanır.

 sediyani@gmail.com

 

FOTOĞRAFLAR:

sediyani-20120118-02.jpg

Cemşîdiye Parkı’nın girişi... Bahçenin iki girişi var. Bunlardan biri deniz seviyesinin 1820 m yükseğinde, diğeri ise deniz seviyesinin 2100 m yükseğindedir.

sediyani-20120118-03.jpg

Büyüleyici ve göz kamaştırıcı güzellikte bir tabiât parkı, bu bahçe. Giriş kapısından parka adımımızı attığımızda, ilk başta upuzun bir “yürüyüş yolu” çıkıyor karşımıza. Yolun her iki kenarı tamamen ağaçlık, yemyeşil. Yolun bir başında durup şöyle öbür başına kadar baktığınızda, sanki karşınızda usta bir ressamın yağlı boya tablosu duruyor gibi. Sadece bu yolu bir baştan bir başa yürümek bile, tek başına müthiş bir keyif. Ayrıca çok da sağlıklı; özellikle de sabah namazlarından hemen sonra gelip yürümek.

sediyani-20120118-04.jpg

Tahran’ın kuzeyinde bulunan ve şehrin en güzel aile parklarından / tabiât alanlarından biri olan Cemşîdiye Bahçesi (Fars. ﺟﻤﺸﻴﺪﻳﻪ ﺑﻮﺳﺘﺎﻥ [Bostanê Cemşîdiye]), Tahranlılar’ın, özellikle de kadın ve çocukların en çok sevdikleri ve ziyaret ettikleri mekânların başında geliyor. Buraya en çok gelenler, evlilik hazırlığı yapan nişanlı çiftler ve yeni evliler. Parkın bir adı da, içinde taşlar ve kayalar yontularak çeşitli figürler yapıldığı için, Cemşîdiye Taş Parkı (Fars. ﭘﺎﺭﮎ ﺳﻨﮕﻰﺟﻤﺸﻴﺪﻳﻪ [Park Sengê Cemşîdiye]) şeklindedir.

sediyani-20120118-05.jpg

3350 m yüksekliğindeki Kulek Çal Dağı (Fars. ﻛﻮﻩ ﻛﻠﮏﭼﺎﻝ [Kuhê Kulek Çal])’nın eteğinde bulunan bu güzel tabiât parkı, Tahran’ın Niaveran (ﻧﻴﺎﻭﺭﺍﻥ) mahallesindedir. 69 hektarlık (0, 69 km²) bir alan üzerine kurulu olan Cemşîdiye Bahçesi (Fars. ﺟﻤﺸﻴﺪﻳﻪ ﺑﻮﺳﺘﺎﻥ [Bostanê Cemşîdiye]), etrafını çevreleyen dağlık ve ormanlık alanla birlikte 100 hektarlık bir büyüklüğe ulaşıyor.

sediyani-20120118-06.jpg

İran’da kısaca “Kanunê Pervereş” (= Eğitim Merkezi) olarak anılan Çocukların ve Gençlerin Düşünsel Gelişimlerini Sağlama Eğitim Merkezi (Fars. ﮐﺎﻧﻮﻥ ﭘﺮﻭﺭﺵ ﻓﮑﺮﻯ ﮐﻮﺩﮐﺎﻥ ﻭ ﻧﻮﺟﻮﺍﻧﺎﻥ [Kanunê Pervereş Fikrê Kudekan û Nûcûwanan]; İng. Institute for the Intellectual Development of Children and Young; Alm. Vereinigung zur Förderung der intellektuellen Fähigkeiten von Kindern und Jugendlichen) tarafından parkın içinde bir “Çocuk ve Gençlik Kütüphanesi” kurulur.

sediyani-20120118-07.jpg

Buradaki kitaplar, daha çok ilk ve ortaokul çağındaki çocuklara hitâb etmektedir

sediyani-20120118-08.jpg

Bu parkta çocuklar için herşey var

sediyani-20120118-09.jpg

Bunlar benim en çok ilgimi çeken ve kendime aldığım kitaplar

sediyani-20120118-10.jpg

Bunlar da Doğan’ın

sediyani-20120118-11.jpg

Bu güzel tabiât bahçesi, asıl değerini 1979 İslam Devrimi’nden sonra kazanır. Devrimden önce bu san’ât ve tabiât bahçesi sadece Farah Diba ve birkaç sanatçı ile doğaseverin çabalarıyla ayakta kalırken, devrimden sonra kurulan İslam Cumhuriyeti nizamının elinde dünyanın sayılı san’ât, tabiât ve kültür hazinelerinden biri haline gelir.

sediyani-20120118-12.jpg

Savaşın en acımasız haliyle sürdüğü 8 yıl boyunca (1980 – 88), Cemşîdiye Parkı öylece sahipsiz, kendi haline bırakılır. Gelen giden belki var ama, ne bakan var ne ilgilenen. Bu da başka devletlerin saldırısı altında olan ve sıcak savaş yaşayan bir ülke için, anlaşılır bir durumdur, elbette. “Bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur” hesabı, savaşın sürdüğü 8 yıl boyunca Cemşîdiye Parkı öyle bakımsız, kendi halinde bir alan olarak durur. Ancak 1988 tarihinde sonra eren savaştan sonra devlet ve Tahran Belediyesi, özellikle 90’lı yılların ortalarından başlayarak, bahçeye hiçbir döneminde olmadığı kadar büyük önem verir ve burayı daha da güzelleştirmek için çalışmalar yapar. İran İslam Cumhuriyeti’nin 4. cumhurbaşkanı olan Ayetullâh Ali Ekber Haşimî Refsencanî (ﺁﻳﺖﷲ ﻋﻠﻰ ﺍﮐﺒﺮ ﻫﺎﺷﻤﻰ ﺭﻓﺴﻨﺠﺎﻧﻰ) döneminde (1989 – 97), bahçenin içinde “yürüyüş yolları” ve “gezi parkurları” yapılır. Ayrıca parkın her tarafında kanallar açılarak küçük akarsular oluşturulur ve bahçe adetâ her tarafında ırmaklar akan bir alana dönüştürülür. Bahçenin içinde havuz şeklinde bir göl ve san’âtsal bir şelâle yaptırılarak daha göz alıcı bir güzelliğe kavuşturulur.

sediyani-20120118-13.jpg

Ancak bunlarla da yetinilmez. İslam Cumhuriyeti devletinin 4. cumhurbaşkanı Ayetullâh Ali Ekber Haşimî Refsencanî (ﺁﻳﺖﷲﻋﻠﻰ ﺍﮐﺒﺮ ﻫﺎﺷﻤﻰ ﺭﻓﺴﻨﺠﺎﻧﻰ) döneminde (1989 – 97) başlatılan bu güzel ve olumlu çalışmalar, 5. cumhurbaşkanı Ayetullâh Seyyîd Mûhâmmed Hatemî (ﺍﻳﺖﷲﺳﻴﺪ ﻣﺤﻤﺪ ﺧﺎﺗﻤﻰ) döneminde (1997 – 2005) çok daha farklı bir renk ve anlam katılarak devam ettirilir. Uluslararası alanda ve dünya genelinde de saygın bir kişilik olarak görülen, bugün eşbaşkanlığını Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile İspanya (eski) Başbakanı José Luis Rodríguez Zapatero’nun yaptıkları ve “Medeniyetler İttifakı” olarak andığımız oluşumun da aslında fikrî ve teorik nüvelerini atan şahsiyet olan, karakter olarak da gerçek anlamda bir “kültür âşığı” olan 5. cumhurbaşkanı Ayetullâh Seyyîd Mûhâmmed Hatemî (ﺍﻳﺖﷲﺳﻴﺪ ﻣﺤﻤﺪ ﺧﺎﺗﻤﻰ) döneminde (1997 – 2005) İslam Cumhuriyeti nizamı, Cemşîdiye Parkı’nın salt bir “SAN’ÂT VE TABİÂT BAHÇESİ” değil, aynı zamanda bir “KÜLTÜR BAHÇESİ” olması yönünde karar alır. İşte bu karar, bu güzel bahçe için adetâ bir dönüm noktası olur. Tahran’ın bu güzide parkı, bambaşka bir çehreye bürünür bu girişimden sonra. İran İslam Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı, Çevre ve Doğayı Koruma Bakanlığı, Tahran Büyükşehir Belediyesi ve çeşitli kültür kurumları ve çevreci dernekler tarafından tam bir işbirliği halinde hayata geçirilen girişim sonucu, bu parkın aynı zamanda bir “kültür bahçesi” olması yönünde farklı ve ilginç çalışmalar başlatılır.

sediyani-20120118-14.jpg

Ananas suyu, İran’da en çok tüketilen içeceklerin başında geliyor. Biz de İran’da bulunduğumuz bir hafta boyunca her susadığımızda ananas suyu içiyorduk.

sediyani-20120118-15.jpg

Bu yeni proje çerçevesinde, parkın içinde 4 tane restoran (lokanta) inşâ edilir. Ancak bu restoranların tek özelliği, ziyaretçilerin içeride yemek yiyip karınlarını doyurabilecekleri yerler olması değildir. Bu restoranlar mimarîsiyle, nezih ortamıyla, içerisinde pişirilen yemekleriyle ve en başta da bizzat isimleriyle, buranın İran coğrafyasına ait bir “kültür bahçesi” olduğunu ifade eden etkileyici ve çarpıcı mesajlar vermektedirler. Bu restoranlardan her biri, İran topraklarındaki bir etnik kültürü / coğrafî zenginliği sembolize ederler.

sediyani-20120118-16.jpg

TÜRKMENİSTAN RESTAURANT

(Cemşîdiye Parkı)

Tahran / İRAN

sediyani-20120118-17.jpg

TÜRKMENİSTAN RESTAURANT

(Cemşîdiye Parkı)

Tahran / İRAN

sediyani-20120118-18.jpg

AZERBAYCAN RESTAURANT

(Cemşîdiye Parkı)

Tahran / İRAN

sediyani-20120118-19.jpg

KÜRDİSTAN RESTAURANT

(Cemşîdiye Parkı)

Tahran / İRAN

sediyani-20120118-20.jpg

KÜRDİSTAN RESTAURANT

(Cemşîdiye Parkı)

Tahran / İRAN

sediyani-20120118-21.jpg

KÜRDİSTAN RESTAURANT

Bu fotoğraf, Cemşîdiye Parkı içindeki Kürdistan Restaurant’ta çekildi...

“Kürdistan Restaurant”ta karnınızı doyurmaya gittiğiniz zaman size Kürt mutfağının leziz yemeklerini pişirip getirirler, lokantanın “menü”sünde sadece Kürt mutfağına ait lezzetler vardır; “Azerbaycan Restaurant”ta karnınızı doyurmaya gittiğiniz zaman size Azerî mutfağının leziz yemeklerini pişirip getirirler, lokantanın “menü”sünde sadece Azerî mutfağına ait lezzetler vardır; “Türkmenistan Restaurant”ta karnınızı doyurmaya gittiğiniz zaman size Türkmen mutfağının leziz yemeklerini pişirip getirirler, lokantanın “menü”sünde sadece Türkmen mutfağına ait lezzetler vardır; “İlad Restaurant”ta karnınızı doyurmaya gittiğiniz zaman ise size Kürt, Azerî ve Türkmen dışındaki diğer küçük etnik toplulukların mutfağına ait leziz yemekleri pişirip getirirler, lokantanın “menü”sünde sadece bu mutfaklara ait lezzetler vardır.

Her öğün vaktinde bu restoranlardan birinin sofrasını tercih eden insan, dört öğün yemekte tüm İran ülkesini gezmiş olur. Ayrıca bu restoranlarda yemek yerken, size o dillere ait müzikler dinlettirilir. “Kürdistan Restaurant”ta masanızda yemek yerken, aynı anda Kürtçe şarkılar dinlersiniz; “Azerbaycan Restaurant”ta masanızda yemek yerken, aynı anda Azerîce şarkılar dinlersiniz; “Türkmenistan Restaurant”ta masanızda yemek yerken, aynı anda Türkmence şarkılar dinlersiniz; “İlad Restaurant”ta masanızda yemek yerken, aynı anda Belucca ve diğer dillerde şarkılar dinlersiniz.

Bu restoranlar, aynı zamanda “KÜLTÜR EVLERİ” özelliği taşımaktadırlar.

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim