Yasama, yürütme yargı ve ordu...

17.06.2009 04:57

Bekir Çınar

Türkiye, 1950 seçimleri ile birlikte, demokrasiyle yönetilmeyi bir siyasal sistem olarak benimsemiştir. Türkiye'yi idare edenlerin çoğunluğu da sanırım ya bu tarihten sonra ya da biraz evvel doğmuşlardır. Dolayısıyla kendi ömürleriyle eşdeğer bir süreci kapsayan 'Türk usulü demokrasi' bir türlü demokrasinin doğup geliştiği yerlere benzeyememiştir.

Bunda sanırız Türkiye'de yaşayan hemen hemen herkesin bir ölçüde sorumluluğu vardır. Eğer bundan sonra bir an evvel Türk usulü demokrasiyi 'Batı usulü demokrasiye' kurum ve kuruluşlarıyla benzetmek istiyorsak, yasama, yürütme ve yargı erkinden birisi olmayan fakat bu erklerin üzerinde olduğunu belli etmeye çalışan ordunun yerinin sistemde neresi olduğunun tanımlanması gerekmektedir.

Nasıl yapılacaktır? Yapılması gerekenler zor değildir. Çünkü onlarca Batı ülkesi hatta Batı sistemi dışında yer alan birçok diğer ülkeler bunu başarmışlardır. Birincisi 'ordu'nun vazifesinin siyasal sistemi denetlemek ya da 'balans ayarı' yapmamak olduğu öğretilmelidir. Balans ayarı demokrasilerde halk, seçmen tarafından yapılır. 'Ordu'nun vazifesinin vatan savunması' olduğu pekiştirilmelidir. Sadece vatan savunmasından sorumlu olmak da şerefli ve onurlu bir görevdir. Milletin ordusuna duyduğu muhabbeti azaltmaz. Sonuncu olarak da bu asli görevini nasıl yerine getirdiği Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafında denetlenmelidir.

İngiltere'ye bakıldığında toplam asker sayısının 191.900 görevde, 191.300 istendiğinde göreve çağrılabilecek ve 42.300 de gönüllü olmak üzere 425.500 olduğunu görüyoruz. Askerî harcamalar gayri safi milli hasılanın %2,2'si. Nüfusu Türkiye'nin nüfusuna yakın ve bununla birlikte dünyanın birçok yerinde de sürekli asker bulundurmak zorunda. Neden onların çok az ve profesyonel askerle yaptıkları işi Türkiye onlardan iki kat fazla askerle yapamaz! İspanya'ya bakıldığında durum çok farklılık arz etmemektedir. 135.000 görevde askerî bulunmaktadır, herhangi bir savaş ya da kuşatma durumunda 80.000 sivil göreve çağrılabilecektir. Askeri harcamaları GSMH'nin %1,2 kadarıdır. 2001 yılından beri de ordu tamamen profesyonelleşmiştir. Örnekleri çoğaltmak mümkündür. Türkiye'nin çok fazla kişiyi asker olarak istihdam ettiği, dolayısıyla ciddi anlamda milli gelirinin yerinde kullanılmadığı olacaktır ki, bu, ordunun ihtiyacı olan modern silahlarla donatılmasının önünde en büyük engel olarak durmaktadır.

Mevcut ordu yapısıyla Türkiye Cumhuriyeti siyasal sistemi verimli olarak çalıştırılamamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da, siyasal iktidarların ve yasamanın etkin olduğu iddia edilemediği gibi, askerî yargı sayesinde de yargı erki de askeriye üzerinde tamamen etkisizdir. Ülkede siyasal sistemin patronları olan, yürütme, yasama ve yargı erkinin denetimi dışında bir varlığın varlığını sürdürmesi çok da imrenilesi bir şey değildir. Bir başka ifadeyle siyasal sisteme hesap vermeyen fakat siyasal sistemin maddi kaynaklarından beslenen (devlet harcamalarının % 20'si ve gayri safi hasılanın %5'i), her Türk vatandaşını bir bakıma 'adam etmek için askerlik' yaptırmaya zorlayan, bir ordu görüntüsü vardır. Vaktini, emeğini ve enerjisini ülke savunması yerine ülke içinde yaşayan insanları 'irticacı', 'terörist', 'şeriatçı' ve daha bilmem neci diye sınıflandıran, onlar hakkında bilgi toplamak için birimler kuran ve 'iç tehdit' algılamasını 'dış tehdit' algılamasından daha önemli gören bir anlayışa sahip bazı ordu mensupları, bazı karar alıcıları vardır. Halkın seçtiği siyasal iktidarı kabul edemeyen, onun görevden uzaklaştırılması için plan ve programlar hazırlayan bazı cunta meraklısı subayların varlığı maalesef tamamen reddedilememektedir.

En son gündemi meşgul eden 'İrticayla Mücadele Eylem Planı'na geçmeden bir şeyi daha ifade etmek lazım; sanki ortada irticaya karşı bir plan hazırlanmış da 'gericiler' ona karşı çıkıyormuş gibi kelime oyunu yapan 'dost' medyamızın hakkını teslim etmek gerekiyor. Ordunun 'irtica' ile mücadele etmek gibi bir görevi mi var? Hem görevi değil hem de kendine göre bir irtica tanımı yaparak, hem mevcut siyasal iktidarı hem de ülke nüfusunun çoğunluğunun sevdiği saydığı ve en azından sempatiyle baktığı bir sivil hareketi düşman olarak tanımlıyor.

Batı demokrasilerinin kamilen uygulandıkları ülkelere bakıldığında, bu tür eylem ve işlemlere bulaşanların görevden azledildikleri ve suç işlediklerinden dolayı mahkemelere sevk edildikleri birer vakıadır. Sonuç olarak ifade etmek gerekir ki, Türkiye'nin normalleşmesinin yolu, ordunun siyasal sistem içindeki konumunu belirlemekten ve bir an önce profesyonel sisteme geçilmesinden geçiyor. Ordu her Türk vatandaşı için kutsal sayılır ve bir kurum olarak yıpratılması her vatandaşın gönlünü yaralar. Fakat ordunun içinde yuvalanmış askerler kadar orduyu yıpratan kimsenin olmadığının altını da çizmek gerekiyor.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim