Yasalara ve Bürokrasiye Karşı Toplumsal Siyaset

09.01.2014 04:45

Kenan Alpay

TBB Başkanı Feyzioğlu’yla yaptığı görüşme sonrası Başbakan Erdoğan’ın Adalet Bakanı’na ‘Ergenekon ve Balyoz Davalarına ilişkin ortak çalışma’ yönünde talimat vermesi üzerine oluşan toplumsal sıkıntı ve stres izah edilebilecek gibi değildi. Hemen herkes endişe içinde şu soruyu sordu: “F. Gülen Cemaatinin yargı ve istihbarat üzerinden organize ettiği darbe girişimini savuşturmak için çare Kemalist oligarşiyle ittifak arayışı mı?

TBB Başkanı Metin Feyzioğlu, Sabih Kanadoğlu, Ümit Kocasakal gibi Kemalist hukuk oligarşisinin birkaç gündür koparttığı gürültünün, tutukluların ailelerine verdikleri boş ümitlerin haddi hesabı yok. Bu hukuk abidelerinin görüşlerini manşet yapan Ergenekonsever ve Balyozyalar Kemalist-sol gazetelerin şişirdiği balonlar ne olacak şimdi?

Riskli Siyasi Manevralar

Meclis kürsüsünden “nihayet AK Parti bizimle aynı yere geldi, en başta söylediğimiz gibi Ergenekon ve Balyoz zaten kumpastı” gibi nutuklar atanlar şimdi hangi taktikleri devreye sokra bilemiyoruz. Ancak Başbakan Erdoğan ve Hükümet’in bu sahte ümitlerin yeşermesi için verdiği fırsat da kendi tabanına ve Kemalist oligarşinin tüm mağdurlarına yaşattığı endişe de son derece yanlış bir siyaset olmuştur.

Yanlış hatta zararlı bir siyaset olmuştur çünkü ilk olarak Feyzioğlu’nun teklifinin müzakere edilebilir olduğu yönündeki beyanlar darbecileri tasfiye etmek üzere toplumdan destek almış Hükümet açısından ilkesizlik ve siyaseten meşruiyet zaafı görüntüsünü kuvvetlendirmiştir. İkinci olarak hem FG cephesine hem de Kemalist iktidar sınıflarına “Hükümet her türlü kirli pazarlığa açık” gibi bir karşı propaganda yapma imkânı sağlamıştır. Fakat bunların hepsinden daha önemlisi toplum kesimleri nezdinde bürokratik vesayete karşı teminat olarak görülen siyaset kurumuna duyulan güveni zedelemiştir.

Nihayet dün AK Parti adına Hüseyin Çelik’in yaptığı açıklamalar Ergenekon ve Balyoz davalarının bozulması yönünde Hükümet’in en küçük bir adım atmayacağını beyan etti. AK Parti vekili Ayhan Sefer Üstün’ün “TBB’nin yeniden yargılamadan kast ettiğiyle Başbakan Erdoğan’ın kast ettiği şeylerin birbiriyle hiç alakası yok” açıklamaları da önemliydi elbette. Ancak gerek Ergenekon-Balyoz taraftarlarının gerekse F. Gülen kadrolarının yüksek sesli ve yoğun söylemlerine karşın Hükümet tarafından kesin ve yüksek sesli yalanlamalar gelmeyince “orduya kumpas kurdular” çıkışı yoğun ve boğucu bir sis gibi toplumun üzerine çöktü.

Görüldüğü üzere yargı sistemi ve sınıfında Hükümete ve topluma karşı daha çok gol atmak üzere hırs ve performans mevcut bulunuyor. Bürokratik araç ve kadrolar eliyle toplum ve siyaseti alt etme teamülü son olarak FG kadroları tarafından deruhte edilmiş durumda. Kemalist devletin bürokratik kadrolara tahsis ettiği her türlü kirli, karanlık ve de sabote edici meziyet şimdilerde Başbakan Erdoğan’ı devirmek üzere FG kadroları tarafından tedavüle sokulmuş durumda.

Barikatın Başındaki Yargı Sınıfı

Son dönem alınan mahkeme kararları yargı sınıfının siyaset ve toplumu adeta çift taraflı olarak çökertmek üzere konuşlanmış olduğuna ilişkin önemli bir delil değil midir? Haberal ve Balbay’ı hüküm giydikleri halde jet hızıyla tahliye eden fakat KCK’lı vekilleri tahliye etmemekte inatla direnen yargının şimdi de Uludere’de öldürülen 34 insan için takipsizlik kararı vermesi bahsettiğimiz çift taraflı konuşlanmanın son versiyonudur. Bir taraftan ‘yolsuzlukla mücadele’ maskesi giydirilmiş darbe teşebbüsü eşliğinde en önemli müteaahit firmalarının mal varlıklarına tedbir kararı koyuyorlar diğer taraftan siyaset ve toplumu tuzağa düşürmeye dair düşmanlaştırıcı bir karara imza atarak Uludere’de öldürülen 34 insan için suçlu bulamıyorlar.

İşte böylesi önemli bir kırılma noktasında Başbakan Erdoğan ve AK Parti Hükümeti’ne yakışacak ve fayda sağlayacak siyaset tarzı için fazla bir seçenek yok. KCK tutuklamaları ve Uludere’de yaşanan cinayetinde olduğu gibi Kürt sorununu kanatmaya yönelik her türlü saldırıya karşı net bir söylem ve duruş sergilemek bunlardan ilkidir. Kazayla da olsa 34 insanın öldürülmesiyle sonuçlanan hadisenin ilk ayağı resmi ve içten gelen bir özürdür. İkinci adım ve sonrasında atılacak adımlarla alakalı öldürülen insanların yakınlarıyla meşru örf ve gelenekler çerçevesinde gelen taleplerin karşılanmasıdır.

Ergenekon ve Balyoz’un başaramadığını, 27 Nisan muhtırasıyla elde edilemeyeni, Gezi Ruhu’yla üzerimize tam olarak salınamayan karabasanı şimdi başka bir söylem ve kadroyla mümkün kılmak istiyorlar. Hepsi bürokratik oligarşinin değişen yüzünü, yeni maskeler edinen amacını ikame etmeye endekslenmiş durumda. Mevcut yasalar ve bürokrasiyle bunu mümkün kılmak isteyen FG kadrolarına karşı da Kemalist sınıflarla değil bizzat halkın kendisine yaslanmak hem ahlaki hem de mümkün olan tek yol olarak gözüküyor.

  • Yorumlar 2
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim