1. YAZARLAR

  2. Faruk Çakır

  3. Yasakçı, başörtülüleri ‘ikna’ etmiş!
Faruk Çakır

Faruk Çakır

Yazarın Tüm Yazıları >

Yasakçı, başörtülüleri ‘ikna’ etmiş!

A+A-

Akdeniz Üniversitesi’nde yaşanan başörtüsü tartışması, yeni bilgiler öğrenmemize de vesile oldu. Hadiseyi biliyorsunuz: Başörtülü bir öğrenci, başörtülü olarak imtihana girince sınıftaki öğretim üyesi önce başını açması istenmiş, öğrenci başını açmayınca da sınıftan çıkarılmış. Bu uygulamaya tepki gösteren 3 erkek öğrenci de sınıfı terk etmiş. Hadise duyulunca, üniversite yönetimi öğrencileri haklı bulmuş ve yeniden imtihan hakkı tanımış.

Tabiî ki hadisenin başı ve sonu var. Öğrencilerin başını açmasını isteyen öğretim üyesi özetle diyor ki, öğrenciler ‘dün’e kadar dersime başlarını açarak geliyorlardı. O gün başları örtülü olarak geldiler. Ben de onlara başlarını açmaları yönünde ‘ikna’ ettim. 4 öğrenci başını açtı, biri açmadı.

Peki, ‘yasak’ uygulanmasa o öğrenciler ‘dün’e kadar başları açık olarak okula gelir miydi? Hem kanunsuz olarak yasak uygulayacaksınız, hem de “öğrenciler başları açık olarak geliyordu” diyeceksiniz. Elbette dışarıda başlarını örten öğrencilerin, içeride de başlarını açmamasını arzu ederiz, ama bu hususta kabahatin bir kısmının da ‘fetvacılar’da olduğunu unutmayalım...

Yasakçı öğretim üyesi şunları da söylemiş: “24 yıllık öğretim üyesi olarak böyle bir sorun hiç yaşamadım, ikna ederek, genç kızlarla konuşarak, bu konuda bilgileri onlara aktararak, anlaşarak bu işi yürüttük şimdiye kadar. Ama bu yıl ‘son dakika golü’ gibi bir şey oldu. Bu organize bir iş gibi algılıyorum maalesef. Ben yasayı uyguladım. Ülkemizde kamu kurumlarında türban yasaktır, yasa budur.’’ (AA, 4 Haziran 2012)

Hayda! Ne zamandan beri keyfi uygulamalar kanun hükmüne geçti? Türkiye’de üniversitede okuyan öğrencilerin başlarını örtmelerini yasaklayan ve yürürlükte olan bir kanun var mı ki “Ben yasayı uyguladım” deniyor? Ayrıca “ikna ettim” tabiri de geçmişte İstanbul Üniversitesinde uygulanan “ikna odaları”nı akla getirdi. O zamanda yasakçılar, başörtülü öğrencileri “ikna odaları”na alıyor, “Başlarınızı açmazsanız kayıtlarınızı yenilemeyeceğiz” diyerek, zorla “ikna” ediyorlardı. Demek ki bu uygulama sadece İstanbul’da değil, diğer yasakçı üniversitelerimizde de kopyalanmış...

Kanuna dayanmayan yasağı uygulamak isteyen öğretim üyesi, ayrıca “Türban genç kızlarımızın özgürlüklerini engelleyen bir şey” de demiş. Başörtüsünün özgürlükleri engellediği ‘sav’ı en temelsiz iddialardan biridir. Özgürlüğü sınırlandırmak asıl, kişilerin inanç ve insan hakkı olarak tercih ettiği başörtüsüne mani olmaya çalışmaktır.

Akdeniz Üniversitesi’nde yaşanan hadise, aynı zamanda haklı olanların inandıkları doğruda ısrarlı olmaları icap ettiğini de gösterdi. Bakınız, bir öğrenci başını açmayı reddetti ve üniversitede devam eden bir yanlış bu vesile ile sona erdi. Mağdur edilen öğrencilere yeniden imtihan hakkı tanıyan yöneticileri ve başörtülü öğrencileri yalnız bırakmayan ‘erkek’ öğrenci arkadaşlarını da tebrik etmek lâzım. Bütün öğrenciler haklı oldukları noktada ısrarcı olsalar ve ‘erkek’ öğrenciler de onlara destek olabilse zaten yasak bu noktaya gelmezdi. Nitekim, yasağın en ağır şekilde uygulandığı günlerde İstanbul’da da böyle bir yardımlaşma görülmüş ve yasakçılar bu kaynaşmadan ürkmüştü. O tarihlerde ‘sol’cu öğrenciler de başörtülü öğrencilere destek vermiş, onların hakkı için yürüyüş yapmıştı. Yasakçılar, ne edip etti, öğrenciler arasındaki kaynaşmayı bitirdi ve ondan sonra yasağı ‘kolayca’ uyguladı.

Antalya’da yaşanan hadise, aynı zamanda kanunsuz yasağın tam olarak sona ermediğini göstermesi bakımından da önemlidir. “Yasak sona erdi” diye sevinirken, bir öğrenci bile başörtüsü sebebiyle mağdur ediliyorsa yasak sona ermiş sayılmaz. Türkiye’yi idare edenlerin görevi, bir kişinin bile haksız yere mağdur olmasına imkân vermemek. Sözkonusu başörtüsü olduğunda, milyonlarca kişinin mağdur edildiği gerçeğiyle karşılaşırız. Önümüzdeki dönemde yasağın mağdurlarının haklarının verilmesi için de yeni adımlar atılması icap eder.

YENİ ASYA 

YAZIYA YORUM KAT