1. HABERLER

  2. EYLEM

  3. ANTALYA

  4. Yasak Devam Ediyor, (D)uyuyor musunuz?
Yasak Devam Ediyor, (D)uyuyor musunuz?

Yasak Devam Ediyor, (D)uyuyor musunuz?

Özgür-Der Antalya Temsilciliği 5 Eylül 2010 tarihinde bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Antalya Kapalı Yol Havuz yanında, 11.00'da gerçekleştirilen basın açıklaması Gülendam Pektaş tarafından okundu.

A+A-

Basın açıklamasında "Başörtüsüne özgürlük", "TRT'de bir programa alınmayan başörtülü konuk", "Özgür-Der Genel Başkanı Rıdvan Kaya'ya açılan davalar", "Pakistan'a yardım çağrısı"  konuları üzerinde duruldu.

BAŞÖRTÜSÜ ZULMÜNE SON VERİN

Gülendam Pektaş konuşmasına başörtüsü yasaklarının halen devam ettiğini hatırlatarak başladı. Başörtüsü yasaklarının zulüm, işkence, insanlık dışı bir uygulama olduğunu ve yasağın devam ettirilmesini kınadığını, yasakların bir an önce sonlandırılması gerektiğini söyledi.

Basın açıklamasında CHP'nin başörtüsü yasağını ortadan kaldıracak 'Kadınların saçlarının tamamını örtmeleri şart değilmiş, bir kısmını açıkta bırakabilirlermiş! Böylece uzlaşma sağlanabilirmiş' formülü hakkında şu açıklamada bulunuldu:

"Vesayetçi ve dayatmacı zihniyetin Mü'min kadınlara yaptığı bu çözüm önerisini, kısaca  şöyle ifade etmek mümkündür: 'İslami tesettüre riayet etme ısrarından  ve Allah'a itaat etme ilkesinden  vazgeçin, bizim istediğimiz gibi giyinin, mesele böylece çözülmüş olsun!'  

Önce CHP Sözcülerinden Sencer Ayata'ya şu soruyu soralım:' Militarist değerleri 'modern din' gibi benimseyen  CHP, insanların kıyafetlerini tesbit etme hakkını kimden almaktadır? Kendi hayat tarzlarına 'müdahele edileceği korkusunu taşıdıklarını' söyleyen CHP'li aydınlar,  yıllardır Müslümanların hayat  tarzlarına müdahale ettiklerini niçin unutmaktadırlar?"

TRT'DE YASAKÇILAR ARASINDA

Geçtiğimiz günlerde TRT'de bir programa başörtülü olduğu için alınmayan Zeynep Yıldız'a yapılanların hangi zihniyetin eseri olduğu soruldu: "TRT bir iftar programında başörtülü bir yazarı davet edebiliyorken normal yayın akışında başörtüsünden dolayı Zeynep Yıldız'ı yayına kabul etmemesi acaba hangi zihniyetin eseridir?"

YARGI KEYFİLİKTEN UZAK OLMALI

Daha sonra Özgür-Der Genel Başkanı Rıdvan Kaya'ya açılan dava hakkında şu ifadelere yer verildi: "Her fırsatta yargının kuşatılmak istendiğini, ellerinin kollarının bağlanmaya çalışıldığını iddia edenlerin icraatlarına baktığımızda net biçimde karşımıza keyfilik tablosu çıkmakta. Asla hesap vermeyen, çelişkili icraatlarını izah etme gereği bile duymayan ama toplumun tüm kesimlerini ve her kurumu kendi egemenliği altında tutma eğilimi taşıyan bir işleyiş görüyoruz. Akıl almaz işlem ve eylemlerinin dahi tartışılmasına, eleştirilmesine asla tahammülü olmayan bir ruh hali ile karşı karşıyayız."

PAKİSTAN'A YARDIM ELİNİMİZİ UZATALIM

Basın açıklamasının sonunda ise Pakistan'daki sel felaketi için yardım çağrısında bulunuldu: "Bölgede baş gösteren salgın hastalıklardan korunmak için gereken ilaç ve tedaviye yönelik tıbbi malzeme eksikliklerinin giderilmesi gerekmektedir. Bu konuda tüm halkımızı bir kez daha kardeş ülke Pakistan için yardımda bulunmaya çağırıyoruz. Yardımlarımızı düzenli bir şekilde sürdürmeye devam edelim."

 

Basın Açıklamasının Tam Metni:

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,

"Biz o (Kur'an)'ı Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen nereden bileceksin? Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ve ruh, o gece Rab'lerinin izniyle her iş için iner de iner. Esenliktir o, tâ tan yeri ağarıncaya kadar." (Kadir Suresi)

Sayın basın mensupları, hak ve özgürlükler konusunda desteklerini esirgemeyen sevgili dostlarımız. Özgür-Der Antalya Temsilciliği adına hepinize hoş geldiniz diyorum.

Biz Müslümanlar, zulüm devam ettiği müddetçe, zalimin karşısında yılmadan, yıkılmadan, eğilmeden her seferinde "hakkı" söylemeye devam edeceğiz. "Hakkın" olduğu yerde sinmenin, korkmanın ve yorulmanın olmayacağını çok iyi biliyoruz.

"Haksızlıklar" karşısındaki hak arama mücadelemiz için bu gün yine burada toplanmış bulunuyoruz. Başörtüsüne karşı yasak ve baskılar halen devam ediyor. "Başörtülü kadınların her alandaki bütün haklarını elde etmesi gerektiği" talebimizi açık ve net bir şekilde tekrar ortaya koyuyoruz. On milyonlarca insanın Müslüman kimliğinin inkârı anlamına gelen başörtüsü yasağı zulümdür, işkencedir, insanlık dışı bir uygulamadır. Yasağın her alanda devam ettirilmesini şiddetle kınıyoruz.

Başta, başörtüsü olmak üzere, ülkemizde inanca ve özgürlüklere yönelik baskılar, dayatmalar ve engellemeler devam etmektedir. Hal böyleyken, insanların mesailerinin neredeyse tamamını birincil dereceden bu baskı ve dayatmaları ortadan kaldırmaya yönelik, net, açık, hiçbir çözüm önerisinde bulunmayan bir siyasal argümanın gerçekleşmesi için harcamaları, hayallerinin büyüklüğüne delalet etmektedir. Acaba, ne zaman kurgulanmış bu hayallerin çözüme ciddi bir katkı sağlamayacağını fark edecekler? Mesailerini ve imkânlarını ne zaman özgürlük mücadelesi hususunda sağlıklı bir şekilde kullanacaklar?

Tarih boyunca insanlar; ya kendi nefislerine zulmetmiş, ya da müstekbirlerin zulümlerine muhatap olmuşlardır. Peygamberlerin tebliğine karşı direnen kavimlerin ilk sloganları şudur: "Biz atalarımızın yolundan ayrılmayız." Zulme ve şirke dayanan sistemlerini, bu slogan ile korumaya çalışmışlardır. Atalar dini, geçmişe karşı beslenen ölçüsüz saygı ve sevgi üzerine kurulan batıl bir dindir.  Türkiye'de resmi ideolojiyi ve jakoben lâiklik anlayışını  ön plana çıkaran bazı bürokratların; keyiflerine göre tanzim ettikleri yönetmeliklerini öne sürerek, mü'min kadınlara zulmettikleri sabittir. Bu zulüm, hafife alınabilecek bir cinayet değildir. Terörün ta kendisidir. Mü'min kadınların tesettürüne müdahale etmek , aynı zamanda İslâm'a karşı açılan bir savaştır. İslam'a olan bağlılıklarının zaruri bir neticesi olarak  başını örten genç kızlara; yıllardır zulmedilmesini savunan  CHP sözcüleri,   geçtiğimiz hafta 'Başörtüsü yasağını biz kaldırırız' demeye başlamışlardır. CHP Bilim Yönetim ve Kültür Platformu Başkanı Sencer Ayata'nın açıkladığı türban formülüne göre 'Kadınların saçlarının tamamını örtmeleri şart değilmiş, bir kısmını açıkta bırakabilirlermiş! Böylece uzlaşma sağlanabilirmiş'

Vesayetçi ve dayatmacı zihniyetin Mü'min kadınlara yaptığı bu çözüm önerisini, kısaca  şöyle ifade etmek mümkündür: 'İslami tesettüre riayet etme ısrarından  ve Allah'a itaat etme ilkesinden  vazgeçin, bizim istediğimiz gibi giyinin, mesele böylece çözülmüş olsun!'  

Önce CHP Sözcülerinden Sencer Ayata'ya şu soruyu soralım:' Militarist değerleri 'modern din' gibi benimseyen  CHP, insanların kıyafetlerini tesbit etme hakkını kimden almaktadır? Kendi hayat tarzlarına 'müdahele edileceği korkusunu taşıdıklarını' söyleyen CHP'li aydınlar,  yıllardır Müslümanların hayat  tarzlarına müdahale ettiklerini niçin unutmaktadırlar?'

Dün, çarşaflı parti üyelerine rozetler takan, daha sonra da meydanlarda çarşaf yırtıp üzerinde horon tepen; yine daha dün başörtüsü ile alakalı Diyanetten fetva sorulmalı diyenlere tepki gösterip, "LAİK DEVLET FETVALARLA YÖNETİLEMEZ" diyenlerin, bugün Diyanetin bu konudaki yayınladığı fetvalardan habersiz, konuyu Diyanet İşleri Başkanlığına götürmeye kalkmaları "BAŞÖRTÜSÜ SORUNUNU BİZ ÇÖZERİZ" demelerindeki samimiyetsizliklerini ortaya koymaktadır.

Başörtüsü sorununu çözmek için birilerinden medet ummak yerine önce çözümün bizden başladığını görmek gerekiyor. Bildiğimiz üzere Diyarbakır'da 2009-2010 eğitim-öğretim yılında okula başörtülü giden Ece Nur Özel,  okul yönetimince mevcut okulundan uzakta başka bir okula sürgün edilmişti. Yeni okuluna da başörtüsüyle giden Ece Nur'un 12 Haziran'da yapılan Seviye Belirleme Sınavı'na başörtülü bir şekilde girmişti. Sınavın geçerli sayılıp sayılmayacağı konusundaki meraklı bekleyiş, sınav sonuçlarının açıklamasıyla son buldu. Başörtülü Ece Nur'un SBS sınavının geçerli sayıldığını öğrenen Murat Özel, konunun emsal teşkil ettiğini söyleyerek, velilere çocuklarına sahip çıkmaları çağrısı yaptı. "Yasağa boyun eğmek yerine hakkımızı aramamız gerekiyor. Başörtülü olmak suç değil. Asıl suç işleyenler yasakçılar. Şayet bu konuda duyarlı davranıp çocuklarımızın haklarını daha yüksek sesle savunursak, geri adım atmazsak böyle sonuçlar alabiliyoruz. Bu sebeple tüm velilerden kızlarını yasakçılar karşısında yalnız bırakmamaları çağrısı yapıyorum" dedi. Biz de buradan Ece Nur kardeşimizi, ailesini ve onlara destek olan herkesi haksızlıklara karşı mücadele ettikleri için tebrik ediyoruz.

Geçtiğimiz günlerde başörtüsüne karşı yasakçı bir tavır da devlet televizyonu olan TRT'den geldi. TRT'de yayınlanan 'Can Veren Pervaneler' programına konuk olarak davet edilen Edebiyat ve Müzik araştırmacısı Zeynep Yıldız başörtülü olduğu gerekçesiyle yayına alınmadı.

Programın başlamasına dakikalar kala kendisini yayına alamayacakları bilgisi verildi. Merak ve ısrarını kararlılıkla sürdüren Yıldız'a, ilerleyen dakikalarda başörtülü olduğu için programa alınmadığı bilgisi verildi. TRT bir iftar programında başörtülü bir yazarı davet edebiliyorken normal yayın akışında başörtüsünden dolayı Zeynep Yıldız'ı yayına kabul etmemesi acaba hangi zihniyetin eseridir?

Maalesef başörtüsü sorunu üniversite kayıtlarının başladığı bugünlerde yoğunlaşarak devam ediyor. Yasakçı üniversite yönetimlerinin dayatması olan başı ve boynu açık fotoğraf talebi ilkel ve kabul edilemez bir uygulamadır. Görece özgürlük alanlarının açılmaya, militarizmin ve yargı vesayetinin geriletilmeye çalışıldığı ve toplumun bu konuları tartıştığı bir süreçte, bazı üniversite yönetimlerinin yasakçı tavırlarını devam ettirmeye çalışması,  kesinlikle kabul edilemez ve tavır alınması gereken bir haksızlıktır.

On yılı aşkın bir süredir uygulanan ve salt üniversiteler ile sınırlı kalmayan başörtüsü yasağı, inançlarımızı artık yaşamımızın her alanından mümkünse uzaklaştırmaya, değilse içeriğini sulandırmaya çalışan despotik bir uygulamaya dönüştü. Başörtülü gençleri 'ikna odaları'nda inançlarını yaşamaktan vazgeçirmeye çalışan zihniyet, asimetrik psikolojik savaş tekniklerini kullanarak yüz binlerce gence travmalar yaşattılar. Umutlar, idealler, özlemler, hedefler, emekler, fedakârlıklar İslami değerlere olan düşmanlıktan dolayı, kamusal yalanlarla yok sayıldı, hiç edildi.

Artık bu utanç derhal sona erdirilmelidir. Mağdur edilmiş gençlerin hakları vakit geçirmeden tazmin edilmeli, onlardan özür dilenmeli ve yasağı uygulayan ya da uygulatanlar da hesap vermelidirler!

Bu ülkede haksızlıklar karşısında seslerini yükseltmeye çalışanlar ise bir şekilde susturulmaya, sindirilmeye çalışılıyor. Bunun bir örneğini de geçen hafta yaşadık. Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Yargıtay 11. Ceza Dairesi Başkanı ve üyelerinin şikâyeti üzerine Özgür-Der Genel Başkanı Rıdvan Kaya'nın, Ergenekoncuların ve Balyozcuların tahliye edilmesini eleştiren 19 Haziran 2010 tarihli basın açıklamasına dava açtı. 5 Yargıtay üyesi ve bir hâkimin şikâyeti üzerine açılan 6 davada Rıdvan Kaya'nın, "Adli Yargılamayı Etkilemeye Teşebbüs", "Hakaret", "Kurul Halinde Çalışan Kamu Görevlilerine Görevlerinden Dolayı Hakaret" ve "Sesli Yazılı veya Görüntülü Bir İleti İle Hakaret" suçu işlediği iddia ediliyor.

Her fırsatta yargının kuşatılmak istendiğini, ellerinin kollarının bağlanmaya çalışıldığını iddia edenlerin icraatlarına baktığımızda net biçimde karşımıza keyfilik tablosu çıkmakta. Asla hesap vermeyen, çelişkili icraatlarını izah etme gereği bile duymayan ama toplumun tüm kesimlerini ve her kurumu kendi egemenliği altında tutma eğilimi taşıyan bir işleyiş görüyoruz. Akıl almaz işlem ve eylemlerinin dahi tartışılmasına, eleştirilmesine asla tahammülü olmayan bir ruh hali ile karşı karşıyayız.

Yaşasın başörtüsüne özgürlük…

Yaşasın düşünceye özgürlük…

Yaşasın tüm mazlum halklara özgürlük…

Mübarek Ramazan ayının son haftasına girdiğimiz bu günlerde, Allah(c.c)'dan bizlere mücadele azmi ve sabır ihsan etmesini bir kez daha niyaz ediyoruz. Adaletin ve barışın hakim olduğu, zulmün, kanın, gözyaşının ortadan kalktığı bir dünyanın kurulması için direnen tüm mazlumlar için tek sığınağımız olan Allah'c.c)'dan yardım diliyoruz. Tüm müslümanların mübarek Ramazan Bayramını bu temennilerle kutluyoruz.

Uluslararası yardımın yetersiz kaldığı Pakistan'da yaşanan sel felaketinin boyutları her geçen gün artıyor. Pakistan'da yaşanan sel felaketinden tahminen 14.5 milyon kişi etkilenmiş ve bu rakamın yaklaşık 6.5 milyonu acil yardıma muhtaç, yaşam mücadelesi vermektedir. Sel felaketinin beraberinde getirdiği; yiyecek, barınma, temiz içme suyu, alt yapı ve hijyen eksikliği ülkede giderek büyüyen bir sıkıntı haline gelmektedir. Bölgede baş gösteren salgın hastalıklardan korunmak için gereken ilaç ve tedaviye yönelik tıbbi malzeme eksikliklerinin giderilmesi gerekmektedir. Bu konuda tüm halkımızı bir kez daha kardeş ülke Pakistan için yardımda bulunmaya çağırıyoruz. Yardımlarımızı düzenli bir şekilde sürdürmeye devam edelim.

Allah'a emanet olun.

HABERE YORUM KAT