1. YAZARLAR

  2. Mustafa Özcan

  3. Yasa, kanunname ve laiklik
Mustafa Özcan

Mustafa Özcan

Yazarın Tüm Yazıları >

Yasa, kanunname ve laiklik

A+A-

Osmanlı laik miydi? Bu soruya Ecevit ‘evet’ diyerekten bir tartışma başlatmış ve lehte ve aleyhte değerlendirmeler olmuştu.

Bugün kimi İslamcılar da İsrail’in bir din devleti olduğunu ileri sürüyorlar. Halbuki, kültürel anlamda din devleti olmak ile, hukuki anlamda bir din devleti olmak birbirinden biraz farklı özelliklerdir. Bu bağlamda, bugünkü İsrail için ‘yarı dini, yarı laik bir devlet’ denebilir. Osmanlı için de bir derece aynı durum geçerlidir. Dolayısıyla, Ecevit bardağın yarısına bakarak karar vermiştir. Bir yarısında boşluk, diğer yarısında ise doluluk vardır. Esasında, Emevilerle birlikte hukukun bazı alanlarında laiklik süreci başlamış ve kitap ile otorite arasında mesafe oluşmuştur. Özellikle idari hukuk bağlamında Hazreti Ömer’in ‘ben halife miyim yoksa kral mıyım?’ sorusunun cevabında zamanla kaymalar yaşanmış ve zamanla cevap kraliyet lehine değişmiştir. Dolayısıyla idarede keyfilik başlamış ve keyfilik zamanla hukuk alanına da intikal etmiştir. Eyyübilerin önemli destekçilerinden olan İbni Teymiyye Moğollara karşı yalnızca ecnebi olduklarından ve İslam yurdunu bu sıfatlarıyla boyunduruk altına aldıkları için karşı çıkmaz. En önemli nedenlerinden birisi Cengiz yasalarına muhalefet etmesi ve Moğolların İslam yurduna Cengiz yasalarını dayatmalarına olan isyanıdır. Dolayısıyla İbni Teymiyye Moğollara sadece işgalci oldukları için değil, aynı zamanda hukuk normlarını ve anlayışını değiştirmeleri nedeniyle de karşı çıkmış ve onlarla bu anlamda mücadele edilmesini istemiştir. Günümüzde bu mücadele yeni fasıllarla devam etmektedir. Enver Sedat döneminde Mısır’da ve daha birçok ülkede yasamanın birincil kaynağının İslam hukuku olduğu ve çıkarılan yasaların bu hukuka aykırı düşemeyeceği karara bağlanmıştır. Lakin doğrudan İslam hukukuna geçme meselesi hep savsaklanmıştır. Zekeriya Berri gibi uzmanların da ifade ettiği gibi halk İslam hukuku bağlamında oyalanmış ve Müslüman Kardeşler’in meseleyi canlandırma girişimleri de netice vermemiştir. Zira devlet lehte irade ortaya koymamış ve çıkardığı kararların arkasında durmamıştır. Onları nazarlık olarak bulundurmuştur. Bugün ise böyle bir tartışma gündemde yoktur. Aksine, bazı Kıptiler resmi olarak devlet dininin İslam olmasına karşı çıkıyorlar ve anayasanın bu maddesinin değiştirilmesini istiyorlar. Bizde de 12 Eylül’de konulan mecburi din dersinin kaldırılması için benzeri çabalar ve gayretler var.

Emevilerle başlayan idari ve cezai hukukta sapmalar zamanla Cengiz Han ve yasalarıyla birlikte başka bir mecra kazanmış ve sapmaların boyutu artmıştır. Dolayısıyla, Ecevit’in bahsettiği gibi ‘İslami’ devletler adı altında bile çift başlıklı bir hukuk mer’i olmuştur. Bu çifte hukuk bir yandan İslam’a ve şeriat kurallarına dayanırken diğer taraftan da örfi hukuk veya yasa ya da kanunname şeklinde çeşitli adlar altında paralel hukuk olarak uygulanmıştır. Osmanlılar, bu adalet organlarını kadıların şer’i mahkemeleri yanında muhafaza etmişlerdir. XVI. yüzyılın birinci yarısında Osmanlı Mısır’ında David Ben Zimra adlı bir Yahudi hahamı verdiği bir cevapta şöyle diyor: “ ... Onlar (Osmanlılar) ın biri şer’i, diğeri örfi olmak üzere iki çeşit hukuk sistemi vardır. ‘Şer’i hukuk, dini hukuka göre karar veren baş kadı’ya tevdi edilmiştir ve vali onun kararlarını infaz ile yükümlüdür. Öte yandan, bir çeşit muvakkat kanunnamelere dayanan örfi hukuk, o bölge valisinin sorumluluğundadır...” Ceza kanunu kaynaklarının daha önceki Türk geleneklerine uzanması, yazılı laik hukukun genel mefhumlarının ise, Moğol İmparatorluğu hukuku ile onu takip eden Güney İran, Irak ve Doğu Anadolu’daki ülkelerin hukukuna uzanması Uriel Heyd’e göre daha muhtemel görünmektedir. Osmanlıların, daha önce Uzun Hasan tarafından hükmedilmiş vilayetler için çıkardığı kanunnamelerin bazılarına “Yasa” denmesi mühim bir ipucu olabilir, zira bu tabir, Cengiz Han’ın meşhur kanunnamelerinin adı olup; Memlüklü tarihçilerine göre, Moğol İmparatorluğu sınırları ötesinde Müslüman ülkelerde dahi büyük itibar görmüştü. Veya en azından uygulama alanı bulmuştur.

1525 yılında Mısır Kanunnamesi yayınlanmış ve bu kanunnameler Mısır uleması ve sufileri tarafından tartışılmış ve onlar da İbni Teymiyye gibi kanunnamelere kayd-ı ihtirazı şerhi koymuşlar ve muhalefet etmişlerdir. Sözgelimi, zaman zaman Osmanlı lehinde görüşler serdeden Abdulvehhab Şarani bu kanunnamelerin tartışmasını yapar ve Osmanlı’nın şer’i hukuk yanında bir de (mer’i hukuk meyanında) örfi ve vaz’i yani laik hukuku uyguladığına temas eder. İbni Teymiyye’nin yasalara muhalefeti gibi Osmanlı döneminde Mısır’ın tanınmış sufilerinden olan Şarani ve onun hocası Ali Havas da İslam dışı kaynaklara dayanan yeni kanunname ihdasına karşı çıkar. Osmanlı uleması da bu bağlamda kanun ihdasına karşı çıkmıştır.

Kanuni Sultan Süleyman, kanunnameleri ile kanun vazeden ilk Osmanlı hükümdarı payesiyle bilinse de bu sürecin Fatih Sultan Mehmet, İkinci Beyazıd ve Yavuz’la başladığına dair kanıtlar veya en azından emareler var. Yavuz’un Mısır’da vazettiği kanunnamelerin Mısır uleması arasında tartışılması da bunu göstermektedir. Maalesef şer’i hükümlerin laikleştirilmesi süreci denildiği gibi, Emevilerle başlamış ve yasalarla ve getirdiği etkilerle güçlenmiş ve ulema buna karşı muhalefet etmiş ama bu muhalefet de bu yöndeki gelişmenin önünü kesememiştir. Günümüzde Mısır, Ürdün ve Suriye gibi ülkelerde İslam hukukunun laikleştirilmesi bağlamında süreç son alan olan medeni hukuk ve aile hukuku bağlamına da taşmış ve kaymıştır. Fas, Ürdün ve Suriye’de olduğu gibi çeşitli ülkelerde bu alandaki son şer’i dayanaklar da aşındırılmakta ve gün be gün laik hukuka adapte edilmektedir. Tarihi şartların Osmanlı’yı kanunnameler ihdas etmeye zorladığı söylenebilir. Bu yorumda bir dereceye kadar haklılık payı olmakla birlikte, sebepler ne olursa olsun zamanla İslam hukukundan uzaklaşıldığı da ayrı bir gerçektir. İslam hukukunun şartları dikkate alan esnek yapısından yola çıkanlar İslam hukukunun esasında laik bir hukuk olduğu görüşünü savunuyorlar. George Trabişi adlı Suriyeli yazar ve benzerleri bunu iddia ediyorlar. Esasında onlar bir yanılma ile esneklikle laikliği birbirine karıştırmış oluyorlar.

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT