Yas ve barış

03.07.2009 03:25

Bejan Matur

Bilge köyünde katledilen genç imamı hatırlıyor musunuz? Köpeği, gitarı ve köydeki çocuklara öğrettiği İngilizcesi ile, bildiğimiz imamlara benzemeyen Kazım Ozan'ı.

Katliamın gerçekleştiği ilk günlerde hakkında çok şey yazıldı. Köylüleri anlayabilmek için nasıl Kürtçe öğrendiği. Terk edilmiş camiyi nasıl yeniden ibadete açtığı. Köylülerin, sahibi olmadıkları arazilere el koymalarını nasıl bir haksızlık gibi gördüğü... 24 yaşında idealist bir genç olarak adını benzersiz bir hikâyede ölümsüzleştiren imam.

Hafta sonu bir grup gazeteci ve akademisyenle Bilge köyüne gittik. Bizi karşılayan köylülerin arasında sessiz biri vardı. Pek kimsenin fark etmediği o sessiz adam, imam Kazım Ozan'ın babasıydı. Olayın yaşandığı ilk günlerde kendisine çevrilen kameralara söylediği sakin ve tevekkül dolu sözleriyle aklımda kalmıştı. Tıpkı oğlunun mahzun yüzü gibi mahzun bakan, Anadolu insanında o çok rastlanan garibanlıkla oğlunun acısına katlanmaya çalışan bir baba. Sözlerinde, öfkeye ait hiçbir iz olmaması o zaman da dikkatimi çekmişti. Evladının ölümünü belli ki açıklayamıyordu. Sığınacağı en hakikatli yer kaderdi.

Oğlunun öldürüldüğü köye gelme gücünü kendinde bulan İzzet Ozan'ı o gün sessizce izledim. Soru sormak, yarasını deşmek gibi olacaktı. Hiçbir şey sormadan, köylülerle kurduğu dostluğu, katliamdan artakalan gençler ve yaşlılarla sessizce oturuşunu izledim.

O gün Regaip Kandili'ydi. Oğlunun hatırasına sadakatten Çorum'dan kalkıp kandil gecesini Bilge köylüleriyle geçirmek üzere gelmişti. Yüzünde bırakın intikamı, öfkenin gölgesi dahi yoktu.

Sonra köylüleri ve imamın babasını Bilge köyünde bırakıp Mardin'e döndük. Köyün çıkışındaki elektrik trafosunun üzerinde İngilizce kelimeler yazılıydı. The İmam ve we will... İmamın talebelerinin elinden çıkmış kelimelerdi belli ki. Ölü çocuklar ve ölü imamın köye bıraktığı tamamlanamamış sözler. Öylece kayıp gittik yanından. Babaları ve yaslı anneleri geride bırakarak.

Köyün girişindeki mezarlıkta elle yazılan mezar taşları, yerini mermer olanlara bırakmıştı. Gazete manşetlerine kırık hecesiyle yansıyan Yasemin'in mezar taşındaki 'yas' ve 'emin' birleşmiş Yasemin olmuştu. O manidar bölünmenin, olaya meraklı herkesin hafızasında iz bırakan 'yas' kısmıydı. Ne kadar süreceği ve kalplerde neye dönüşeceğini bilmediğimiz yas.

Ben, imamın babasının yasından çıkardığı barışla ilgiliydim. Biraz hayret, biraz da hayranlıkla yol boyunca onu düşündüm. Cuma hutbelerinde köylülere hitabını sert bulduğu oğlunu uyarma gereği duyan bir babaya da o barış yakışırdı.

Aynı akşam katledilen Bilge köylülerinin avukatıyla konuşma fırsatı buldum. Dava dosyasının aceleye getirildiğini düşünüyordu. Dosyanın apar topar hazırlanıp Çorum'a gönderildiğini söyledi. İmamın ailesini sordum. Onlar da aynı dosyada davacıydı.

"İmamın babası nasıl biri?" diye sordum. Avukat 'ya sormayın' diye başladı. Oğlunun ölümü için karşı tarafı dava edeceği vakit karısına, "Hanım bu dava edeceğimiz ailenin elinden bir bardak su içtin mi? İçtinse hakları geçmiştir, davacı olmayalım." diyecek kadar temiz ve hakkaniyetli biri...

Oğlunu öldürenlerin bir bardak suyunu içmeyi dahi hak geçmesi olarak gören bir babanın dünyaya bakışında kaybolmamış olan her neyse o getiriyor barışı.

Yaşadığı yastan bir barış çıkarmayı başarmış bu adamın zarafeti hepimize örnek olmalı.

Acısından bir intikam değil, barış çıkarmış o mahzun Anadolu köylüsünün bilgisine hepimizin ihtiyacı var. O bilgiyi çünkü bize kitaplar vermez. O bilgiyi siyaset üretmez.

O bilgi dilimizde küçülen, içi boşaltılmış kardeşliğin hâlâ mümkün olduğunu gösteriyor. Bunca ölüme, öldürmeye, kana rağmen... O yoksul babanın kaybettiği oğul için tuttuğu yasta dirilen ruh, bu toprakların ortak ruhu. Ona güvenmeyip neye güveneceğiz?

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim