Yarın darbe olsa

22.05.2012 08:24

Melih Altınok

Aslında gayet netti dünyam. Gelin görün ki, aparatsız yaşamanın konforunu sürerken gözlerimin bir numara miyop olduğunu öğrendim.

Artık, özellikle akşamları araba sürerken gözlüğümü yanıma almamışsam huzursuz oluyorum. Çünkü düzgün göremediğimi “biliyorum” artık.

Ülkenin birkaç yıldır içinde bulunduğu dönüşüm sürecinde ortaya çıkan “hakikatlerin” ardından ayrı düşmemizin nedenini de buna benzetiyorum.

Kimileri deşifre edilen pus karşısında “kusur algılarımda olabilir” deme tevazuu gösterip bireysel bir muhasebeye, özeleştiriyle eşzamanlı olarak süreci yorumlamaya girişti. “Gerekiyorsa gözlük de takarız” dedi.

Kimileriyse, “Çocuk olmuyorsa kusur bende değil karımdadır/kocamdadır” diyen megalomanlar gibi, “ama çocuk olmuyor işte” diyenleri eleştirmeye soyundu. “Kayma varsa sorun onurlu gözümüzde değil, dış dünyadadır” diye söylenmeye başladı.

“At izi it izine karıştı” demelerinin nedeni de memleketin netleşmeye başlayan havasında sırıtan miyopluklarının hâlâ farkına varamamaları işte.

Geçen gün “Biz büyüdük de kirlendi dünya” aşkınlığından kurtulup “uzaylılar değil, biz büyürken kirlettik” dünyayı” ezgisini mırıldanma basireti gösterebilen iki dostumla gözlük “sorunsalım” üzerinden daldık siyaseten miyopluk mevzuuna.

“Davası” uğruna epeyce kurşun ve Diyarbakır tabutluğunda çekilmek üzere hapis yemiş arkadaşım bir “görme testi” teklif etti. Gündemdeki bir anketin verilerini açıkladıktan sonra “Yarın darbe olsa Türk solu ve Kürt hareketi nerede durur” diye soruverdi.

Avrupa’da kaldığı yıllarda PKK’nin ERNK kanadıyla “takılmış” ancak şimdilerde “çıktığı kabuğu beğenmeyen” arkadaşımla birlikte başladık senaryolar üretmeye.

Evet, durup, “Deniz yaşasaydı bugün nasıl tavır alırdı” fallarından çok daha anlamlı olan bu samimi soruya ama’sız bir yanıt vermeye çalışın lütfen.

Yarın birkaç subay askerlerini parlamentoya yürütse. Ortalık bir karışsa. Ankette “sokağa çıkarız” diyen o yüzde altmışın yanında mı yer alırsınız?

Cevap beklediklerim, Deniz’in dev posterleriyle 19 Mayıs’ı kutlayıp siyasal iktidara karşı Mustafa Kemal’in ruhunu çağıranlara, darbe gelirse zil takıp oynayacağını açık açık söyleyen faşistler değil elbette.

İçimizdeki netleşemeyenlere, size soruyorum.

Ulusalcılarla aralarına mesafe koydukları halde hâlâ sola taban olarak, “askerî darbeye karşı seçilmişlerin yanında dururuz” diyenleri değil, “diyemeyenleri” görenlere...

Seçilmiş siyasal iktidarın elbette “devlet” de sayıldığı kurumsallaşmış demokrasilerde, yargıda atamalar boyutu da dâhil olmak üzere, yasamanın ve yürütmenin müdahil olmadığı alan “sorun” görüldüğü halde “AKP devleti” tanımını kullanmakta beis görmeyenlere...

Son olarak 77 1 Mayıs tartışmalarında gördüğümüz üzere, belki de 12 Eylül darbesine giden yolun sol şeridindeki karanlık noktaları aydınlatacak tartışmalara türlü bahanelerle tavır alıp “bırak dağınık kalsın” diyenlere...

“Allah’a inanıyorum ama Peygamberden şüpheliyim” diyen “endişeli imansızlar” misali, değişme sinyali veren iklime uyum sağlamak için, onca delile rağmen “tamam derin devlet var ama Balyoz’dan şüpheliyim” noktasına gelen radikal demokratlara...

Peki ya sizler, İmralı’da görüştüğü Atilla Uğur ve Ergenekon davası tutuklu sanığı MHP milletvekili Engin Alan gibi darbe karşıtı olmadıkları aşikâr isimlere şunları diyen Öcalan’ın siyasi takipçileri?

“Talabani ve Barzani maşadır. Amerika’nın en büyük yatırımı bunlara olacak ve Türkiye için tehdit daha da büyüyecektir. Bunların oyunlarını boşa çıkarmak için ben hizmete hazırım, örgütü sizin uygun göreceğiniz şekilde bunların üstüne yöneltebilirim!”

Daha düne kadar “aşiret reisi” diye aşağılan Kürdistan Başbakanı Neçirvan Barzani Türkiye Cumhuriyeti’nin zirvesiyle “protokollere uygun” görüştüğü saatlerde, Hatay’da askerleri öldürüp “tek muhatap benim” mesajı veren PKK’nin kuyrukçuları, siz ne yapardınız?

Kendi yanıtınızda netsiniz belki. DSİP’i, Hak-Par’ı, EDP’si, bağımsız ve örgütsüz Türk ve Kürt demokratları arasından olası bir darbede eleştirseler de siyasal iktidarın yanında duracak, sokağa çıkacaklar olacağına şüphem yok.

Peki ya bir adım atmışken tekrar dönüp “yoldaş” dediğiniz, kefil olduğunuz, uğurlarına fiili ittifakta yan yana geldiğiniz demokrat dostlarınıza küstüklerinizin cevabı? Onlar ne der? Sizler için sorunun anlamlı olduğu nokta burası aslında.

Evet, 27 Mayıs’ın yolunu döşeyen, 12 Mart’ta bekledikleri değil de “öbürsüler” darbe yaptı diye üzülen, 12 Eylül’de de 70’deki işbirliğinin kefaretini ödeyen, muhtıralarda, postmodern darbelerde “gık” demeyen ve nihayetinde bugünün darbeleri yargılanırken kırk dereden su getiren sol, darbelerle ontolojik bir sorunu olduğu iddiasına bizleri de inandırmak zorunda.

Size karşı yapılanına mı yoksa darbeye mi karşısınız?

Yoksa bu fiili durumda da “boykot” diyerek zevahiri kurtarırız mı diyorsunuz?

Bakın uyarayım, doktorum, gözlerimi kısarak miyopime çözüm bulamayacağımı, bozukluğun daha da ilerleyeceğini söylüyor. Hem de “yüzün kırışır, çabuk yaşlanırsın” diyor. Gözlük takmak şartmış anlayacağınız.

Soru net.

melihaltinok@gmail.com

TARAF 

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim