1. YAZARLAR

  2. Melih Altınok

  3. Yarın bugünden kurulur
Melih Altınok

Melih Altınok

Yazarın Tüm Yazıları >

Yarın bugünden kurulur

A+A-

O günlere bu denli özlem duyan arkadaşları dinledikçe, bir an için inanası geliyor insanın, AKP gelene dek mutlu mesut yaşadığımıza.

Acaba ben mi abartıyorum diyorum ama şöyle bir düşününce 5-10 yıl öncesini, “Âlem Pollyanna olmuş” demekten alamıyorum kendimi.

Kısa flashbackler yeterli olmalıydı aslında hipnotize olmuş zihinleri şoklatmaya. Öyle ya şunun şurasında kaç yıl öncesinden bahsediyoruz. Ama bir Iñárritu filmi gibi klasik kurgunun zamanıyla oynamak şart, “Türkiye tek parti rejimine koşuyor” diyenlerin amnezisini gidermek için.

Yoksulluk, işsizlik yine diz boyuydu o günlerde de. İşçiler, memurlar, öğrenciler eylemsiz gün geçirmiyorlardı. Kaç ekonomik kriz geçmişti üzerimizden değil mi? Esnaf bile tarihinde ilk kez kazan kaldırmıştı hatta bunlardan birinde. Bugün başbakanlığın önünden geçerken gördüğümüz o yüksek demir parmaklıklar, işyeri kapanan bir yurttaşın Ecevit’in üzerine yazar kasa atmasının ardından yerleştirilmişti şimdiki yerine. İntihar girişimleri bile yaşanıyordu sokak ortasında.

Polis o zaman da sevgi dolu değildi bizlere karşı. Gazın, copun bini bir paraydı. Ulucanlar’da, ‘Hayata dönüş’ operasyonlarında mahkûmlar öldürülüyordu. Bugün Ergenekon Davası’ndan tutuklu bulunan İbrahim Şahin ve öbürküler, yargısız infazda skor peşindeydiler. İHD ‘imdat polis!’ hattı kurmuştu da aramıştık bizler de. Emniyet TEM’de, avukatın kuyruklu olduğunu sanan timler çalışırdı o zamanlar. Sevgili Sema Pişkinsüt Meclis’e Filistin askısıyla gelmişti hatta. İşkenceye tolerans ganiydi yani. DGM’ler vardı değil mi bir de; Nuh Meteli, Nusret Demirağlı...
Kürtlere henüz Kürt denmiyordu o günlerde. Kürt işadamlarına, yazarlarına ve aydınlarına karşı bir sürek avı başlatılmıştı, resmî ellerden çıkan gayrı nizami harp fermanlarıyla. Meclis kapısından toplanıyordu Kürt vekiller. O günlerde de sınır ötesi operasyonlarda donarak, vurularak ölüyordu askerlerimiz. On yedi bine yakın faili meçhulün neredeyse tamamına yakını o karanlık 90’larda gerçekleşti biliyorsunuz değil mi?

Her sabah bir savaşın eşiğinde çıkıyorduk yataklarımızdan. Bir gün ‘bacımızın’ Kardak saplantısı yüzünden yüreğimiz ağzımıza geliyordu, bir gün de ‘babamızın’ gazıyla soluğu Suriye sınırında alıp ufka bakarak konuşan bir yeniçeri ağasının yüzünden.

Uzar gider bu liste. Yeterli değil mi? Çoktan marş almış olmalı motorlar. Aklınıza ne anılar geldi kim bilir?

Peki, o halde bu neyin telaşıdır? Neyi kaybetmekten korkuyorsunuz Allah aşkına? “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olamayalım” uyarılarının anlamı ne? O günlerde yükünü tutmuş, suyun başına kazık çakmış olanlar, bugünlerde nur yağan ‘arakman’ 45’likler misali, gözyaşlarıyla yâd ediyorlar da o günleri, size bize ne oluyor?

Hadi Vatan gazetesinin “Bakın o bile tehlikenin farkında” dercesine günlerdir gözümüze soktuğu Nuray Mert mülakatlarını anladık. Nuray Hanım müjdelenen varisliğinin hakkını veriyor. Peki ya “Kozmik odaya AKP yerleşecek” diyen Cemil Bayık’ın ağzına bakan dünün ‘sözde vatandaşlarına’, hâlâ hâlâ “laik düzenin teminatı ordumuz yıpratılıyor” diye hayıflanan Alevilere, “Buradan bize iktidar çıkmaz” kaygısına düşen solculara ne buyrulur?

Elbette ki tüm sorunlarımızı aştık, ekonomi tıkırında, Kürt sorunu bitti bitecek, AB ile ilişkilerimiz rayında, Batı tipi bir demokrasi seviyesine eriştik falan demiyorum. Tonla sorunumuz eskiden olduğu gibi mevcut şimdi de.

Ama tek bir şey bile bugünü düne yeğ tutmaya yeter de artar bile bence. İlk kez muktedirlerden hesap sormanın eşiğine bu denli yaklaştık. Yıllardır bizi aşağılayan, döven, işkence yapan, katleden ve dokunulmazlıkları Allah kelamı sayılan zalimler savunma konumunda. Ve tarihin hiçbir döneminde rastlamadığımız şekilde siyasal iktidar, ürkekçe de olsa tavrını müesses nizamdan yana değil halktan, demokrasiden yana koyuyor. Ki bence bunu hangi motivasyonla yaptığının zerre kadar önemi yok. Sadece bu hamle bile, bugünün şahane olmadığını ama dünden de kötü olmadığını savlamaya yetmez mi sizce de?

Radikalliğinize halel getirmemek için “yetmez” diyorsanız da, size yakışan dünden değil gelecekten medet ummaktır; yarın için çalışmaktır.

Günlerdir aramaların sürdüğü kontrgerilla üssünün önünde demokrasi nöbetlerine durmak, yarın için en ideal yatırım olabilir mesela. Gerçekten, neden olmasın? İnanın 1 Mayıs 77’de kontrgerilla tarafından katledilen yoldaşları anmak için Taksim Anıtı’nın önündeki parkta sabahlamaktan daha devrimci bir eylem olur bu.

Bırakın yitip giden düne, dün mutlu olanlar, ona sahip olanlar ağıt yaksın. Sahi nasıldı o marş: “Yarını bugünden kuracaksın, o senin tarihin olacak!”

TARAF

YAZIYA YORUM KAT