Yarım yamalak bir dram içinde, Ergenekon

18.04.2009 14:59

Yasin Aktay

Ergenekon davası bütün boyutlarıyla hukuk sürecine tabi olsa da mahiyeti itibariyle siyasi bir davadır. Yargılananlar ülkenin siyasi düzenine meşru olmayan yollarda müdahale etmeye kalkışmışlar. Doğru veya yanlış böyle bir suçlamaya maruz kalanların siyasi konumları, etkileri ve yargılanma sürecinin siyasi sonuçları göz ardı edilemez. Yargılananlar ve yargılama nedeni siyaset olunca davanın siyasi vasfını görmezden gelmek sadece, en iyi ihtimalle, biraz safça kaçıyor.

Ancak davanın siyasi veya siyasetle ilgili olması, dava sürecinin siyasilerce yönetildiği, siyasetçiler arasındaki bir hesaplaşmanın alanı olduğu anlamına gelmemeli. Ergenekon davasının ehemmiyetini gözden düşürmeye çalışanlar, davanın meşruiyetini zedelemek için bu argümana sıkça sarılıyorlar. Dava sürecinde yaşananlar zaman zaman bu argümanın dikkate alınabilmesine zemin hazırlasa da, özelikle Prof. Türkan Saylan'ın evinin aranması dava sürecinin bu ithamdan ne kadar masum olduğunu gösteren en iyi işaret olarak görülebilir.

Daha açık ifade etmek gerekirse Ergenekon davasını iktidar odağı kendi siyasi amaçları veya hesaplaşmaları doğrultusunda yönlendiriyor olsaydı, Türkan Saylan'a hiç kimse ilişmezdi. Bunun siyasi zararının hesaplaşmayla elde edilecek moral hazdan çok daha büyük olacağını göz ardı edebilecek bir siyasi akıldan Türkiye'nin hiçbir siyasetçisi yoksun değildir. Demek ki Prof. Saylan'ın evi ancak siyasetten yoksun tamamen hukuki bir nesnellik sınırında işleyen bir iradenin sonucunda aranabilir.

Bu objektiflik düzeyinde ise Prof. Saylan'ın, “gerektiğinde”, yani dava sürecinin soruşturma aşamasında, teknik takip yol izlerini bir şekilde oraya çıkarıyorsa, evinin aranmasını engelleyebilecek hiçbir neden yoktur, olamaz.

Oysa Saylan'ın evinin aranmasına gösterilen tepkiler daha önceki başka örneklerle bir arada düşünüldüğünde, ilginç bir “dokunulamazlar”, “ilişilemezler”, “asla yan bakılamazlar” listesini hukuk düzeninin karşısına dikmeye çalıştığı görülüyor. Ergenekon davasında hukukun herkes için eşit olarak çalıştırılıyor olmasından bir rahatsızlık duyuluyor olması üstelik bunun çok açık bir biçimde dillendiriliyor olması Türkiye'nin hukuk tarihine geçecek ibretlik bir vakadır.

ÇYDD'nin veya Türkan Saylan'ın evinin niçin arandığı bilinmeden, peşin peşin gösterilen tepkiler sürekli bir “istisna” düzenini hatırlatmaya çalışıyor. Saylan'ın evi niye aranamasın? Çok saygın olduğu için mi? Türkiye'nin herhangi bir vatandaşının diğer vatandaşından daha saygın addedilmesini gerektiren bir düzene geçtik de haberimiz mi yok? Efendilik, paşalık, ağalık, şeyhlik gibi statüleri kaldırıp bütün vatandaşları eşitleyen Cumhuriyet rejimi değişti de haberimiz mi yok?

Saylan'a veya diğer sanıklara hukuk gerektirdiği halde ilişilmemesi için ancak bazı siyasi mülahazalar gerekir. Demek ki dava süreci siyasetten o kadar uzak çalışıyor. Biraz da olumlu tarafından bakmak gerekmez mi?

Saygınlık argümanının yetmediği yerde Saylan'a hasta olduğu için ilişilmemesi gerektiği söyleniyor ama buna da yine siyaset karar verir, bu konuda hukuk değil siyaset muhatap alınmış, siyasetçi itham edilmiş ve siyasetçiden talepte bulunulmuş oluyor. Böylece dava sürecine siyasetin açıkça müdahil olması isteniyor. Neden acaba?

Kaldı ki Türkiye'de alışık olduğumuz dava süreçleri içinde mükemmel olmasa da en centilmence yürütülen dava Ergenekon davasıdır. Buna mukabil şimdiye kadar yargılama süreçleri karşısında en fazla mağduriyet dramlarının yazıldığı ve oynandığı dava da bu olmuştur, desek yeridir.

Yarım-yamalak dramlar içinde yaşlılıklar, saygınlıklar, hastalıklar, hizmet geçmişleri, çevreler, hepsi birden hoyratça, ucuz duygu sömürüleri eşliğinde kullanılıyor. El konulan bilgisayarlar dolayısıyla aksayacak burslar, mağdur olacak öğrenciler nasıl da bir masumiyet karinesi üretmek için kullanılabiliyor? İki günlük bir inceleme bursların ödemesinde bu kadar büyük mağduriyeti nasıl yaratabiliyor, anlaşılır gibi değil?

Prof. Saylan'ın evinin hiç de siyasi olmayan bir kararla aranmasından dünyanın büyük dramı, şahsından bir özgürlük kahramanı, insan sevgisiyle dolu bir hümanist portresi üretilmeye çalışılıyor. MFÖ'nün şarkısında güzelce tasvir edildiği gibi “el aleme güldürecek denli yarım yamalak bir dram bu”.

Oysa bilmediğimiz biri değil Prof. Saylan. Mesleğinin dışında gündeme geldiği her durumda insanlara verdiği tek mesaj, taraftarlarına aşılamaya çalıştığı tek duygu kendisi gibi olmayan insanlara dair nefretten başka bir şey değil. Kendi yaptığı eğitim faaliyetlerini “aydınlatma” başkalarının yaptığını “beyin yıkama” olarak anlatmaktan geri durmazken “beyin yıkayanlar” veya “beyni yıkananlar” dediği geniş halk kitlelerine hasta sandalyesinden bile “sürü” demekten geri durmayacak kadar militan bir tavrı var. Eğitim hayatına katmakla öğündüğü kızların sayılarının kat kat fazlasının hayatını söndüren çağdışı başörtüsü yasağını desteklerken yol açtığı yüzbinlerce gerçek dramı ne görmüş ne anlamaya çalışmış ne de merhamet duygusu beslemiştir. Çağdaşlık, Atatürkçülük, ilericilik, laiklik gibi kavramları siyah-beyaz dünyasında garip bir biçimde ülke barışına katkıda bulunmayan, aksine sürekli gerilim alanları, dışlayıcı sınırlar, ayırımcı hatlar olarak çizmiş.

Bu davada evi sadece aranmış ve gözaltına bile alınmamış olan Saylan'ı suçlu ilan etmeye kimsenin hakkı yok, ama bu olay vesilesiyle üretilen hümanist-masumiyet portresini de almayalım, müsaadenizle.

YENİ ŞAFAK

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim