Yargıyı Kim Yargılayacak? Yoksa, ‘Juristokrasi’ Sürecek mi?

30.12.2013 06:33
Yargıyı Kim Yargılayacak? Yoksa, ‘Juristokrasi’ Sürecek mi?
Anayasa’da referandum’la yapılan değişiklikten sonra, Yargı içindeki eski kemikleşmiş yapıda da bir takım değişiklikler yapılmadı değil, ama, daha sonra, Yargı içindeki yeni bir özel yapılanmanın olduğu da ortaya çıktı.

Selahaddin Eş Çakırgil, gündemi yorumluyor:

Bir devletin yönetim mekanizmasını oluşturan üç temel güçten birisi, kanun koyma (teşriî, yasama) organı yani Meclis;  ikincisi, Hükûmet, (İcra- Yürütme) organı; üçüncüsü de Yargı organıdır.

Meclis, kanun yapar, bu kanunun hukukun, anayasa’nın temel ilkelerine bir aykırılığının olup olmadığını Anayasa Mahkemesi kontrol eder.

Hükûmet, (İcra- Yürütme) uygulamalarının yanlışlığı iddiaları karşısında o kararname ve uygulamaları da Danıştay (eski adıyla- Şûrâ’y-ı Devlet) kontrol eder.

Pekiy, bir diğer temel güç olan Yargı’nın bir hata yapması halinde, onu kim kontrol edecek? Herkes, hata yapar da, Yargı mensubları yapamaz mı?

İşte bu noktada, Yargı’nın yargılamaktan doğan yanlışlarını yargı gücü dışında bir kontrol mekanizması bulunmamakta..

Buna karşılık,  ‘Meclis ve Hükûmet de bir kanun çıkararak Yargı’nın yetkilerini kısabilirler..’ diyebilir, sûret-i hakk’dan gözükerek.. Ama, bilinmektedir ki, hemen bütün dünyada da Anayasa’ları değiştirmek, kanunları değiştirmek gibi kolay olamamaktadır.

Ayrıca devletin başı durumunda olması hasebiyle, bu üç aslı güç odağının da da başında olduğu düşünülen ve onlar arasında bir uyuşmazlık çıkacak olursa, o uyuşmazlığı bertaraf etmek gibi bir vazifesi de bulunan Cumhurbaşkanı, başta Meclis’in her çalışma yılının ilk günü açılış konuşma yapmasında olduğu gibi, Meclis’i yönlendirme çabalarına katkıda bulunmakta; Hükûmet’in, Bakanlar Kurulu’nun toplantılarına istediği zaman gelip başkanlık yapma yetkisi de -kanûnen- bulunmaktadır.

Ama, bu iki güc’ün dışında, Yargı’ya gelince, C. Başkanı’nın bu gücün çalışmalarına katılmak veya bir takım yönlendirme çabalarına katılması imkânı tanınmamıştır. Ama, bir güç düşünülsün ki, onu kendi dışında kimse kontrol edemiyor, o zaman bunun sağlıklı olduğu nasıl kabul edilebilir?

Kezâ, Meclis’in kanunları ve Hükûmet’in kararnameleri de C. Başkanı’nın imzasından geçmekte iken, Yargı’nın kararların için böyle bir usul ve yol bulunmamaktadır. (Hatırlayalım, eski bir Yargıtay Başkanı’nın, Eraslan Özkaya’nın, Alaattin Çakıcı Dosyası’nın içeriğini MİT ajanı Kâşif Kozinoğlu'yla görüştüğü açığa çıkması ve bir takım kanunsuzluklarının üzerine çok ciddî iddialar ortaya atılmış ve birçok belgeler ortaya konulmuştu, ama, ‘onun yargılanması yerine Yargıtay Genel Kurulu, yargılanmasına gerek olmadığı’  gibi bir karar vermiş ve o konuyu kapatıvermişti!.)

Eğer bu kontrolsüzlük sağlıklı ise, Meclis’in ve Hükûmet’in de tıpkı Yargı gücü gibi kendi içinden kontrol edilmesini istemek gibi bir mantık da geliştirilebilir.

Bu durum, ilk planda, ‘yargıya müdahale ihtimalinin kapısını kapatmak için özellikle böyle düşünülmüştür..’ diye te’vil edilip geçiştirilebilir. Ama, TC.’deki Yargı’nın, 1923’lerden beri nasıl resmî ideoloji’ye göre kodlandığı, 1950’ye kadar İlk ve İkinci Şef’lerin (M. Kemal ve İsmet Paşa’ların) desturuna göre çalıştığı,  27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylûl 1980 ve 28 Şubat 1997 tarihlerindeki askerî darbelerle de, yargının, askerî cunta’lar, darbeci subaylar tarafından Genelkurmay’da verilen brifinglerle ve diğer süngü ucu dayatmalarla nasıl yönlendirildiği bilinmiyor değil..

Gerçi, bu yönde, Anayasa’da referandum’la yapılan değişiklikten sonra, Yargı içindeki eski kemikleşmiş yapıda da bir takım değişiklikler yapılmadı değil, ama, daha sonra, Yargı içindeki yeni bir özel yapılanmanın olduğu da ortaya çıktı.

Ve o yapılanma, eski bozuk yapının üzerinde olduğundan, tepkici ve yeni bir başına buyruk güç odağı olarak hareket etmekten uzak duramadı.

Yazının Devamı…

Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim