1. YAZARLAR

  2. Bekir Berat Özipek

  3. ‘Yargıyı etkileme suçu?’
Bekir Berat Özipek

Bekir Berat Özipek

Yazarın Tüm Yazıları >

‘Yargıyı etkileme suçu?’

A+A-

Genellikle yargıya ‘intikal etmiş’ bir konuda konuşmanın ‘yargıyı etkileme teşebbüsü’ olduğu düşünülür. Ve tabii yargıyı etkilemenin kötü bir şey olduğu da.

Sorgulamadan inandığımız hurafelerden biri bu.

Öncelikle ‘yargıyı etkileme’ etiketi altında birbirinden tamamen farklı, biri yanlış diğeri doğru iki etki biçimi olduğunu düşünüyorum. Örneğin hakime talimat vermek veya onu tehdit etmek kabul edilemez. Buna karşılık, kırmadan dökmeden, ‘adil karar şöyle olmalıdır’ veya ‘hukuk şunu gerektirir’ demeyi ifade eden ikinci tür ‘etki’ bana hiç yanlış görünmüyor.

Bu ikincisi doğrudan ifade hürriyetiyle ilgili ve üstelik adaletin tecelli edebilmesi bakımından da hayati bir önem taşıyor. Görülmekte olan bir davada, bir birey veya grubun, kimseyi tehdit veya kimseye hakaret etmeden, adil bir kararın çıkması için doğru bildiğini ifade edebilmesi bu.

Örneğin bir insanın pozitif hukukta aslında hiç yer almaması gereken bir ‘suç’tan yargılandığını görüyorsunuz ve sizce adil olanın ne olduğu konusundaki kanaatinizi ifade ediyorsunuz. ‘Bayındırlık Bakanlığı’nın manevi şahsiyetini tahkir’ veya ‘halkı askerlikten soğutmak’ gibi hiçbir biçimde ceza konusu olmaması gereken bir ifade hürriyeti kullanımının cezalandırılmak istendiğini görüyorsunuz. Hakimin pozitif hukuku değil, doğal hukuku temel alması gerektiğini anlatmanın gereğini düşünüyorsunuz.

‘Mahkeme (veya, yargı süreci) sonuçlansın ondan sonra’ diyorlar. İyi de, yargı süreci tamamlandıktan sonra konuşmak neye yarar? O saatten sonra kararı eleştirmek ve ‘aslında bu karar hukuka aykırı, doğrusu şöyle olmalıydı’ demek, eğer amacınız hukuk literatürüne katkıdan ibaret değilse, kaç para eder? Hak kaybını her zaman telafi eder mi? Hem sonra dava sürecinde görüş açıklamanın mahkemeyi mutlaka olumsuz etkileyeceği söylenebilir mi?

İkincisi, sanki vahiy bekler gibi, ‘şimdi herkes sussun, hukuk konuşacak’ demek, yargının adeta ilahi hükmü tecelli ettirecek yanılmaz bir otorite olduğu imasını taşıyor. Genellikle hukukçuların mesleklerini abartma eğilimlerinin ürünü olan bir düşünce tarzı bu. Oysa yargı da insani etkinliklerden biri ve diğer bütün insani etkinliklerin zaaflarını o da taşıyor; ne az ne fazla. Hakim de bizim gibi yanılabilen ve uyarıldığında -umulur ki- doğru karar verebilen bir fani.

Hakimi ve mahkemeleri yüceltici ve idealleştirici yaklaşımın çağrıştırdığının aksine, demokratik ülkeler de dahil, dünyanın hiç bir yerinde pozitif hukukla doğal hukuk örtüşmez ve yargı da ne yazık ki çeşitli önyargılardan ve güç ilişkilerinden tamamen bağımsız değildir. Örneğin; ABD’de mahkemelerin siyahlara ceza verme konusunda daha istekli olduğu, sadece bir siyah önyargısı değildir. Bu durumda adalet duygusuna sahip bireylerin, davayı etkilemek için gösteri yapıp ayrımcılığa dikkat çekmeleri yargıya müdahale midir? Eğer öyleyse bu durum, sanığın yeterli delil olmadan idam cezasına çarptırılmasından daha mı sakıncalıdır?

Özellikle Türkiye’de yargının olumlu anlamda etkilenmesine daha çok ihtiyacımız var. Şimdi Ergenekon davası var ve susmamız isteniyor. Tamam susalım; ama eğer biz sustuğumuzda adaletin tecelli edeceğinden eminseniz susalım; Susurluk yargılamalarının adil olduğunu düşünüyorsanız susalım; Şemdinli’de ‘iyi çocuklar’ın tahliye edilmesinin ‘adaletin bir gereği’ olduğundan eminseniz susalım.

Tamam susalım, ama biz sustuğumuzda konuşacak olanın hukuk olduğundan emin misiniz?...

STAR

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum