Yargıtay Şemdinli'de ne yaptı?

23.05.2008 10:00

Mehmet Altan

Siyasi gerginlik nedeniyle zaten diken üzerinde olan piyasalar... Yargıtay'ın açıklamaları ile iyice huzursuzlandı. Borsa düşüşe geçerken kurlarda ve faizde yükseliş izlendi.

Cemil Çiçek'in değişiyle 'bildiri yayımlamak gibi bir görev ve yetkiye kesinlikle sahip olmayan' Yargıtay Başkanlar Kurulu'nun çıkışı herkesi şaşırttı.

'Neden şimdi' sorusuna cevap aranmaya başlandı.

* * *

Sahiden, ne oldu da Yargıtay Başkanlar Kurulu, Deniz Baykal'ın söylediği gibi 'yargı muhtırası' verdi?

Acaba cevap şu olabilir mi?

'Reuters'in bu haberi üzerine Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, tepki göstererek, 'Kim söyletiyorsa falcılık yapıyor demektir. Kimse kendisini Yüksek Mahkeme'nin yerine koyarak fitne fesat çıkarmasın' açıklamasını yaptı.

AKP'li milletvekillerinin kendi aralarında ve bizlerle sohbetlerinde partinin kapatılma ihtimaline vurgu yaptıklarını biz de biliyoruz.

Milletvekillerinin önemli bir bölümünün, 'Dava siyasi olduğu için mutlaka kapatma sonucu çıkacak. Bunu önlemeye yönelik anayasa değişikliği yapmak lázım ama Başbakan siyaseti gereceği için bunu istemiyor' dediklerini de biliyoruz.

Ayrıca, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın 'kapatma davásı süreci'ni Cemil Çiçek'in yönetmesine kapıyı açtığını, sürecin Cemil Çiçek tarafından yönetildiğini de biliyoruz.

Söz konusu süreç, kapatmanın önüne geçmek veya -buraya dikkat- kapatma kararı halinde Tayyip Erdoğan'ın siyasette önünün kesilmemesini sağlayacak bir 'uzlaşma' üzerinde odaklaşmış vaziyette.

'Uzlaşma'dan, nüfuzunu Anayasa Mahkemesi'nin üzerine yayacağı varsayılan kurum ve onun başındakiler ile yapılmasının kastedildiğini 'sağır sultan' duydu; herkes biliyor.

Reuters, imzalı bir haber ile sorumluluk aldığına göre, haber içeriğinin 'yalan' ya da 'yanlış' olması imkánsız. Dolayısıyla, Cemil Çiçek'in tepkisini 'pişirmekte olduğum aşa, hükümetteki ve partideki arkadaşlarım su katmasın' şeklinde anlayabilir miyiz?

Öyle anlamak gerek.

Ancak, gerek hükümet ve gerekse partinin hatırı sayılır bir bölümünün, Cemil Çiçek'in izlediği ve Başbakan'ın da kabullenmiş göründüğü rotayı içlerinden benimsemediği de, Reuters haberinden anlaşılabiliyor.'

Cengiz Çandar, Ankara'nın yeniden kaynama noktasına geri döndüğü gün Referans'da bu yorumu yapıyordu..

Uzlaşma ihtimalinden korkan devlet içi bir başka kanat mı harekete geçti?

* * *

Aslında...

Hukukun siyasallaştırılmasına o kadar çok alışmaya başladık ki hukuk devletlerinde olmayacak türden gelişmeleri bile siyasal konjonktüre göre anlamaya çalışıyoruz... Toplumun ve devletin hukuksal sağlığını berhava edebilecek bir durumun kendini değil de, siyasal satranç noktasındaki duruşunu tartışıyoruz.

Ben, 28 Şubat sürecinde yüksek yargıdan gelen 'hukuk' adına hiçbir tepkiye rastlamadım.

Şimdi 'kapatma' davası iddianamesine taraf olanların, Van savcısının Şemdinli'deki olaylarla ilgili bir iddianame yazdığı için hayatı siyasal iktidar tarafından karartılırken bir tepki gösterdiğini de anımsamıyorum.

İddianamenin makbulü, AK Parti'nin kapatılmasını isteyen midir?

* * *

Saymaya devam edelim mi?

27 Nisan muhtırası, anayasal bir suçtu.

Yargının 'hukuk adına' bunu mahkum ettiğine de şahit olmadım.

Türkiye'de 'çift başlı yargı' var... Birbirine paralel iki yargı; biri sivil, diğeri askeri... Askeri Danıştay, Askeri Yargıtay... Buna, 'doğal hakim' ilkesine özenli hiçbir gerçek hukuk devletinde rastlayamazsınız.

Buna ait eleştiriler de duymadım.

* * *

Geçmişte...

'Karanlık dünya' ile yargı yönetiminde üst düzey görev yapan kimi insanlar arasında karanlık ilişkiler olduğundan dem vuruldu... İddialar öne sürüldü.

Rahatsız edici gelişmeler yaşandı.

O sırada da, iddiaları deşmeye yönelik bir hamle söz konusu edilmedi, hukukun saygınlığını koruyan hışımlı bir süreçten yana tavır alınmadı.

İddiaların üstü örtüldü... Soruşturularak çürütülmedi.

* * *

Biz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde en çok yargılanan ve mahkum olan ülkeyiz.

Neden?

Çünkü bizde hukuksal sistem, 'evrensel hukuktan' çok farklı bir şekilde işlemekte.

'Hukuktan yana' bir yargıyı bu da çok rahatsız etmez mi? Bu da bağıra bağıra sorgulanması gereken bir büyük yargı zafiyeti değil mi? Düzeltilmesi için canla başla uğraşılacak, gündem maddesi yapılacak, arkası hep kovalanacak bir sorun sayılmaz mı? Hukuk sistemimizde kimsenin bunu sorguladığına denk geldiniz mi, arkasındaki nedenleri didiklediğini işittiniz mi?

* * *

Dahası var...

AB süreci olmasa, biz 'töre cinayetlerine' indirim uyguluyorduk... Yargı için 'yaşam hakkı', töreden daha önemsizdi... Hiç kimse bildiri yayınlamadı.

İşkencecilere ceza indirimini de hatırlıyorum.

Bunlara ses çıkarılmaz, post modern darbe dönemlerinde cuntacılarla can ciğer kuzu sarması brifingler düzenlenirse, bildirilerin 'hukuktan yana' olduğuna mı inanırsınız, siyasal bir refleksi mi akla getirirsiniz?

* * *

Yargıtay, hükümeti...

Hükümet, Yargıtay'ı suçluyor.

Hatta hükümet Yargıtay Başkanlar Kurulu'nun açıkça suç işlediğini söylüyor.

Hükümetler yargı için dolaylı da olsa 'suç duyurusu' yapınca, kim harekete geçer?

Savcıların geçmesi gerekmez mi?

Geçmiyorsa, burası nasıl hukuk devleti?

* * *

Aslında, şunu sormak istiyorum...

Şemdinli Savcısını iddianame yazdığı için el birliği ile meslekten men eden bir ülkede hukuk var mıdır ki olup biteni 'hukuk açısından' değerlendirelim?

Şemdinli Savcısının başına gelenlere aldırmamak ama yüzde 47 oy alan bir partiye karşı açılan kapatma davasının iddianamesine hiperaktif bir şekilde arka çıkmak ne kadar tutarlı, ne kadar inandırıcı, ne kadar hukuksal?

Saygınlık, çifte standart taşımaz...

Eh o zaman ne oluyor?

'Birileri gerilimi artırarak AK Parti'yi kapatma sürecini garantiye almak istiyor' diyorsunuz...

Star Gazetesi

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim