1. YAZARLAR

  2. Mustafa Şentop

  3. Yargıtay kararı ve tazminat kaosu
Mustafa Şentop

Mustafa Şentop

Yazarın Tüm Yazıları >

Yargıtay kararı ve tazminat kaosu

A+A-

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun Haberal'la ilgili karar veren hâkimler hakkında verilen tazminat kararını onaması önümüzde yeni bir yol açmış görünmektedir.

Hukuk alanında özellikle yüksek mahkeme kararlarının bazen tahmin edilemeyen sonuçları ortaya çıkabilmektedir. Bu sonuçlar çoğu zaman kararı veren mahkemelerin öngöremediği sonuçlardır. Her karar aslında bir yol açmaktadır; açılan yol doğru bir yolsa hayırlı sonuçlara ulaştırır, yanlış bir yol ise kaosa kadar gidebilir.

Anayasa Mahkemesi'nin (AYM) anayasa değişikliği ile ilgili kararını hatırlayalım. Hukuk kamuoyunun bütün tepkisine rağmen AYM anayasa paketinin az da olsa bazı hükümlerini iptal etmişti. Bir kere AYM'nin anayasa değişikliklerini denetleme yetkisi bizzat anayasa tarafından sınırlanmışken, henüz yürürlüğe girmemiş bir değişikliği referanduma sunma aşamasında denetlemesi büyük bir hukuk skandalıydı.

Anayasa değişikliklerini keyfi olarak denetleme yolunu AYM 5 Haziran 2008 tarihli kararıyla açmıştı. Konu üniversitelerde başörtüsü idi. Belli bir siyasi yaklaşımın fanatik taraftarlığından başka bir sebeple açıklanamayacak bir tutumla AYM, Anayasa'nın açık bir hükmünü ihlal ederek karar vermişti o tarihte. Bir yol açmıştı. O yol referanduma sunulan anayasa paketinin bazı maddelerinin iptali için de kullanıldı. Özellikle, özenle seçilmiş ibareler iptal edilmişti.

Bu kadar ince bir ayıklamanın bizzat kendisi başlı başına bir skandaldı. AYM, anayasa paketindeki ibareleri iptal ederken, özellikle HSYK ile ilgili düzenlemelerde seçimler konusunda yüksek yargının belirlediği tutumu desteklemeye çalışmaktaydı.

Yapılacak seçimlerde her hâkim ve savcının sadece bir kişiye oy vermesi esasına dayanan, demokratik olduğu tartışmasız bir usulü iptal eden AYM, seçilecek üye kadar kişiye oy verilebilmesinin önünü açmıştı. Konu bilenler için basitti aslında. Yüksek mahkemelerde az farklarla çoğunluğa sahip olan belli görüşteki üyeler bütün üyelerin kendi görüşlerinden olmasını sağlamak için, her aday üyeyi ayrı bir seçimde belirlemek istiyordu. Mesela, Yargıtay'ın seçeceği üç üye adayının üç ayrı seçimle belirlenmesiydi istenen. Böylece az farkla çoğunluğa sahip olanlar üç üyenin üçünü de belirlemiş olacaktı. Uygulanan sistem zaten buydu. Demokratiklik ilkesine, ne çoğulculuğa, ne de temsilde adalete uymaktaydı. Olsun, tabanı olmayan oligarşiyi ayakta tutmaktaydı.

Temelde sadece yüksek yargıdaki üye seçimlerine endekslenmiş, HSYK üyelerinin tamamı benim olsun anlayışına dayanan bu iptal kararı arzu edilenin tam aksine bir sonuç verdi. HSYK üyelerinin tamamını elde etmeyi isteyenler ilaç için bir tane bile üyelik kazanamadılar. Adaleti gerçekleştirmeyi hedeflemeyen, hukukun üstünlüğünü değil, siyasi amaçları öne alan bu yaklaşım tam ters tepmişti. Hukuku araçsallaştıran bütün yaklaşımlarda olduğu gibi.

Yargıtay kararıyla devam eden bir davada tutuklama kararı veren veya itirazlar üzerine tutuklama kararını kaldırmayan hâkimlere verilen tazminat cezası da hukukun üstünlüğünü gerçekleştirme amacına matuf değildir. Böyle olsaydı, konuyla ilgili temel hukuk ilkelerini görmezden gelmezdi. Hâkimlerle ilgili tazminat taleplerinin hâkimlerin şahsına değil idareye yöneltilmesi gerekirken, verilen kararların içeriği, haklılığı, dayanakları araştırılmamışken, karara esas bazı belgeler hiç görülmemişken, yargılama usulünde öngörülen itiraz süreçleri hâkimlerin kararlarında haklı olduklarını teyit ederken, her şeyden önemlisi tutuklama kararlarının içinde yer aldığı davada yargılama süreci devam ederken hâkimleri haksız bulup tazminata hükmetmek hukukla açıklanamaz. Tam aksine, tersinden hâkimler üzerinde baskı kurmak, tutuklama kararını kaldırmaya zorlamak anlamına gelir.

Yargıtay kararının hukuken yanlışlığından çok daha önemli olan husus yeni bir yolun açılmış olmasıdır. Bu yol adalete, hukuka değil kaosa çıkabilecek bir yoldur. Aynı AYM kararında olduğu gibi hedeflenenin tersine bir sonuç bile doğurabilir.

Bizde yargı bağımsızlığı, yargının sadece yürütmeye karşı bağımsızlığı olarak anlaşılmaktadır. Hâlbuki yargı, bizzat yargıya karşı da bağımsız olmalıdır. Türkiye'de yargı bağımsızlığına en büyük tehdit yargıdan, özellikle yüksek yargıdan gelmektedir. Hukuk sistemi içinde gösterilen usullerden farklı bir yolla yargılama sürecine yapılan müdahale, yargı içinden de gelmiş olsa yargı bağımsızlığına aykırıdır.

Yargıtay kararıyla, yargılama sırasında karar veren hâkimin şahsına karşı tazminat davası yolu açılmıştır. Yargılama usullerindeki süreçleri bertaraf edebilecek olan bu yol bizzat açanları da hâkimlik mesleği bakımından teminattan mahrum hale getirebilir.

YA YARGITAY'A DAVA AÇILSA NE OLACAK?

Yüksek sesle düşünelim. Ergenekon örgütüyle ilgili davalar devam etmektedir. Tutuklu Haberal'la ilgili, bir senedir saklanan bir belge daha yeni ortaya çıktı. Tutukluluk süresinin tamamını hastanede geçiren Haberal'ın hastanede bulunmasını gerektirecek bir durumun olmadığı anlaşılıyor o belgeden. Bu, başka ilişkileri ortaya çıkartacak, yeni soruşturmaların açılmasını sağlayacak. Böyle bir sürece hukuka aykırı her müdahale bütün vatandaşları alakadar eder. Bir yargılama sürecine yapılan müdahale hukuk düzeninin tahribine yönelik olduğu için ülke vatandaşlarının hepsinin haklarına tecavüz teşkil edecektir. Özellikle Yargıtay kararının ilgili olduğu dosyada müdahil olarak bulunanların haklarının ihlali çok daha somut ve açıktır. Böyle bir durumda Türkiye'nin her tarafında vatandaşlar, Yargıtay üyelerinin haksız/hukuka aykırı müdahalesini birer tazminat davası konusu yapabilirler. Özellikle Haberal'ın bulunduğu davada müdahil olanlar çok daha kolaylıkla tazminat davası açabilirler. Türkiye'nin muhtelif bölgelerinde, illerinde, ilçelerinde açılacak tazminat davaları Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararına dayandırılabilir. Yargıtay, hâkimlerin haksız kararlarına karşı vatandaşların bizzat hâkimlerin şahıslarına dava açılabileceğini kabul etmektedir. Muhtelif mahkemelerde verilen tazminat kararları Yargıtay'a gidebilecektir; ama kesinleşmeden icra edilebilir. Maaşlara hacizler konulabilir. Hem yerel mahkemelerde verilen tazminat kararlarına Yargıtay'da hangi hâkim bakacak? Hepsi davalı konumuna düşmüş olabileceği için kendileriyle alakalı davalara bakamazlar. Başka hâkimler bulmak gerekebilir.

Yargıtay kararı sadece konu edindiği yargılamayla ilgili olarak değil, genel anlamda, haksız/hukuka aykırı kararlara karşı doğrudan hâkimlerin şahsına karşı tazminat davası açmayı mümkün saymaktadır. Türkiye'de Yargıtay'da bekleyen dosyaların sayısı ve bekleme süreleri dikkate alındığında kararı veren hâkimlerin işinin hayli zor olduğunu söylemek gerekir. "Makul süre"yi aştığı halde sonuçlandırılmayan her dava için Yargıtay dairelerindeki hâkimlerin şahıslarına karşı tazminat davası açmak kolaylaşmıştır.

Bir espri olarak bile algılanabilecek anlatmaya çalıştığımız bu tablo, Yargıtay kararıyla açılan yolun Türkiye'yi nasıl bir kaosa götürebileceğini göstermesi bakımından önemlidir. Soyut açıklama ve itirazlar her zaman tam olarak anlaşılmayabilir. Yargıçların, kararlarının anlamını ve kapsamını objektif olarak görmeye çalışmaları gerekir.

Hukuk oyuncak değildir; siyasi ve ideolojik hedeflere ulaşmanın aracı değildir. Hukuku bir araç, bir alet olarak görmeyelim. Aksi halde herkes böyle görmeye başlar ve hukuk, hukuk olmaktan çıkar.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT