Yargı'nın 'sivil'i ile kim ilgilenecek?

11.07.2009 00:27

Kürşat Bumin

Şaşırmadım dersem yalan olur. Hatırlayanlar vardır herhalde; Çankaya'nın malum yasayla ilgili kararının bu şekilde –yani gönlümden geçen şekilde- çıkabileceğine doğrusu ben de ihtimal vermiyordum. Bu şüphecilik-kötümserlik Cumhurbaşkanı'nın kişiliğinden kaynaklanmıyordu şüphesiz. Demek ki, “iyi haber alan kaynaklar” olarak bildiğimiz kalemlerin peş peşe döşendikleri “Bu iş tamam, veto göründü” mealindeki yorumları beni de etkilemiş. İkinci dereceden etkenler de eksik değildi. 8 saat süren MGK toplantısından hemen sonra toplanan mini MGK yetmezmiş gibi, bu birkaç gün zarfında Cemil Çiçek de hep Çankaya'ya çıkıyordu. Genelkurmay ve Milli Savunma Bakanlığı'nca hazırlanan “dosyalar”dan söz ediliyor, bazı yorumcular Gül ve Erdoğan arasında zaten var olduğunu söyledikleri “yorum farkı”nın bu dosya dolayısıyla da kendisini göstereceğini –hem de nasıl bir ısrarla- öne çıkarıyorlardı.

Neyse, “yanılmayı tercih ederim” demeyi unutmamıştım hiç değilse. Dolayısıyla yanılmış olmaktan dolayı çok memnunum.

Bu konuyu fazla uzatmayacağım, çünkü hakkında söylenmedik söz kalmadı. Şimdi sırada Anayasa Mahkemesi'nin Çankaya'nın onayladığı yasa değişikliğini 145. madde terazisinde tartmasına geldi. “Veto” konusunda kötümser seçeneği işaretlediğim için ağzım yandığından, bu konuda iyimser olmaya karar verdim. Anayasa Mahkemesi –herhalde- 145'in “lafzı”nda demir atarak ülkemizin yargı sistemini dünyanın seçtiği yolun aksi istikametine sokmak gibi bir seçim yapmayacaktır.

Sonuç olarak iyi oldu; ülkede “çok hukukluluğun” bir örneği olarak karşımızda duran “askeri yargı”nın kanatları biraz olsun kırpılmış oldu. O halde şimdi sıra geldi yargının “sivili”ne, yani adli yargıya. Acaba o ne zaman “masaya yatırılacak”? Bana sorarsanız, asıl meselenin bu olduğunu söylerim.

CMK'nın 250. maddesindan bu ara çok söz ettik. Bu madde uyarınca kurulan Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri'nden de (yani eskinin DGM'leri) şu sıralar çok söz ediliyor.

Geçenlerde okuduğum bir haberden, bu mahkemelerden birisinin yakında enteresan bir davaya daha bakacağını öğrendim. Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi, önüne gelen bir dosyanın CMK 250 uyarınca Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi'ne (Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesi) gönderilmesine karar vermiş.

Peki bu dosya neyin, kimin dosyası?

Şimdi özetlemeye çalışacağım bu dosyanın içeriği, sanıyorum ki, benim gibi sizi de “isyan” ettirmekle kalmayıp epeyce gülümsetecek.

Bundan 4 yıl kadar önce günlerden bir gün 78 yaşındaki Zekiye Çiçekli, Silvan'da bir yürüyüşe katılmış. İddiaya göre elinde de Öcalan'ın fotoğrafı varmış. Hakkında tabii ki dava açılmış. Duruşmada savcı bey sanığa sormuş: “Apo'yu seviyor musun?” (Haberde belirtilmemiş ama –medyada âdet olduğu üzere yazarsak- “Zekiye Nine” herhalde –herhalde yani! – savcının sorusuna olumsuz cevap vermiştir.) Bu soru üzerine “Zekiye Nine”nin baro tarafından atanan avukatı Mehmet Bodakçi “savcının böyle soru soramayacağını” belirterek itiraz etmiş. Bu itiraz savcının hoşuna gitmemiş ki, “Avukatın Abdullah Öcalan'ı desteklediğini ve görevini kötüye kullandığını” ileri sürerek suç duyurusunda bulunmuş. Mahkeme heyeti –bildiğiniz gibi hepsi aynı seviyede oturuyor zaten- bu suç duyurusunu yerinde bulmuş. Sıra gelmiş Silvan Cumhuriyet Başsavcılığı'na. Bu makam da avukat Bodakçi hakkında dava açabilmek için Adalet Bakanlığı'ndan izin istemiş. Adalet Bakanlığı da (o zaman kim bakan ise) istenen izini vermiş. Ve de sonuç olarak Bodakçi'nin Siverek Ağır Ceza Mahkemesi'nde “terör örgütü veya amacının propagandasını yapmak”(?) ve “görevi kötüye kullanmak” suçlarından 7 yıla kadar hapis cezası ile yargılanmasına başlanmış. (Haaa unutmadan: Bu arada “Zekiye Nine” beraat etmiş.)

Bitmedi arkası da var: Mahkeme dosyayı Diyarbakır 2. Ağır ceza Mahkemesi'ne göndermiş. 15 Mayıs'ta yapılan ilk duruşmada avukatlıktan sanık konumuna düşen Bodakçi'yi birkaç avukat savunmuş. Bunlardan birisi de pek çoğunuzun tanıdığı, eski Diyarbakır Barosu Başkanı Sezgin Tanrıkulu. Yerimiz daraldığı için sadece onun savunmasından bir cümleyi aktarmakla yetineceğim. Tanrıkulu, “Diyarbakır Barosu mensubu avukatlara karşı Adalet Bakanlığı'nın ve Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı'nın bu tutumunu kabul etmediklerini” belirtmiş.

Ve de daha sonrasında, yukarıda söylediğim gibi, davanın görülmeye başlandığı Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi de, dosyayı Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi titrini taşıyan Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesi'ne göndermiş.

Siz ne düşünürsünüz bilemem ama bana sorarsanız “masal gibi” demekle yetineceğim.

Avukat Bodakçi, “Zekiye Nine”yi kurtarayım derken düşmüş mü Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi'ne...

Bilemeyiz, Özel Yetkili mahkemede Bodakçi'ye yöneltilecek ilk soru belki de “Zekiye Nine”ye yöneltilenle aynı olacak: “Apo'yu seviyor musun?”

Seviyor, sevmiyor, seviyor sevmiyor, seviyor sevmiyor....

“Papatya falı” gibi aynen...

Evet, “askeri yargı” meselesini kısmen hallettik diyelim. Peki ya “sivil yargı”nın bu “papatya falı”nı andıran merakı? Onu kim, ne zaman, nasıl çözecek?

YENİ ŞAFAK

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim