1. YAZARLAR

  2. Ekrem Dumanlı

  3. Yargının intiharı
Ekrem Dumanlı

Ekrem Dumanlı

Yazarın Tüm Yazıları >

Yargının intiharı

A+A-

Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin kararı tam bir anayasa ihlalidir. Bariz bir hatadır, kasıtlı bir tavırdır. Bir mahkeme Cumhurbaşkanı'ndan bahsederken 'Şüpheli' lafını kullanır mı? Anayasa'daki açık hüküm 'vatan hainliği dışında yargılanamaz' dediği halde hangi gözü kararmış yargı mensubu 'Yargılanabilir' hükmüne varabilir ki?

Üstelik tartışmaya vesile olan 'Kayıp trilyon davası'nın üzerinden 10 küsur yıl geçmiş, dava sonuçlanmış... Hal böyleyken Sincan'daki mahkeme ne yapmak istiyor? Belli ki bu karar hukuki değil, siyasidir. Ve maalesef 'münferit bir olay' da değildir. Uzun bir zamandan beri yargıdaki siyasallaşma millet vicdanını yaralar hale gelmiştir. Akla hayale gelmedik kararlar alındıkça hem adalete duyulan güven törpülenmiş hem de yargının itibarı sarsılmıştır. Toplumda derin bir endişe gözleniyor; zira hangi yargı mensubunun nerede, nasıl bir siyasi spekülasyona karışacağını hiç kimse kestiremiyor.

Sincan'daki hatayı sistem kendi içinde bertaraf edemez mi? Aslında bu tip absürt hamleleri, yargı sistemi kendi disiplinleri içinde çözebilir. Mesela HSYK bu tip alan ihlallerinde duruma müdahale edebilir; ancak siyasallaşma konusunda en ağır darbeyi maalesef HSYK almış durumda. Şemdinli davasında takındıkları tavır, sadece yargının bağımsızlığına gölge düşürmedi; aynı zamanda defolu bir demokrasi manzarasının ortaya çıkmasına sebep oldu. Genç bir savcının (Ferhat Sarıkaya) hayatını kararttılar ve meslekten men ettiler. Bu kadar orantısız bir ceza verilmesi bir yandan adalet kavramını yerle bir etti; diğer yandan da yargı üzerinde bir vesayet olduğuna dair kuşkuları artırdı. Dönemin Genelkurmay Başkanı o günleri 32. Gün programına anlatırken 'Şemdinli olayları sırasında Meclis'e gidip emniyet istihbarat daire başkanı benim hakkımda uydurma beyanatlar veriyor. Ben bunu ilgili makamlara ilettim ve o adam hemen görevden alındı.' diyor. Sabri Uzun'un görevden alınması için temaslarda bulunduğunu itiraf ediyor. Vahim bir durum. Yaşar Paşa, rahatlıkla izah edebileceği ve haklı çıkacağı bir konuda kendini zora sokuyor. İster istemez insanların aklına şu soru geliyor: Bir üst düzey emniyet yetkilisinin görevden uzaklaştırılması için ricacı olan emekli Genelkurmay Başkanı benzer bir taleple HSYK'ya bir mesaj göndermiş miydi?

Eski defterleri karıştırmak ve bazı devlet büyüklerini incitmek için yazmıyorum bunları. Demem o ki HSYK kredisini o kadar lüzumsuz yere harcadı ki bu saatten sonra ne yapsa yanlış anlaşılmaya müsait. Ergenekon Davası sırasında da defalarca gündeme geldi HSYK. Davayı yürüten savcılar ve hâkimler hakkında hukuki çerçeveyi zorlayan alternatifler peşinde koşuldu hep. En azından bu kuşkuya yol açan bir imaj verildi. Maalesef şimdi çok doğru bir hamle bile yapsalar vatandaşın kafası karışacak; zira sabıkasından dolayı kamuoyu HSYK'yı artık bir iç kontrol mekanizması olarak görmüyor...

Yargı kendi kendini hırpalıyor. YARSAV diye bir kuruluş var mesela; her siyasi konuya balıklama dalıyor. Ergenekon örgütüne tam destek veriyor. Üstelik başındaki kişi halen görevde olan bir savcı. Olacak şey mi bu? Bu ülkede böyle şeyler yaşanıyor ve adalet mensupları bunu içine sindirebiliyor. Dahası var. Anayasa Mahkemesi, Anayasa'daki yetkilerini göstere göstere aşıyor, türban yasasında usule dair denetleme hakkıyla yetinmeyip esasa da müdahale ediyor. 367 kararındaki korkunç yanlışı bir daha deşmeye gerek bile yok. Yargı mensupları bu vahim hata karşısında sus pus olmayı tercih ediyor. Tam bir skandal!

Örneklerini sıralamaya gerek var mı? Son yıllarda yaşanan onlarca kritik hadisede yargı kendi kalesine gol attı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile ilgili Sincan'daki mahkemenin kararı bu çılgın gidişatın son örneği. Yüksek yargı mensupları her platformda 'Yargının bağımsızlığı'ndan söz ediyor. Haklılar. Ancak görünen o ki bu ülkede yargı bağımsızlığında sorun yok; yargı tarafsızlığında problem var. Bağımsız olacaksın; en az o kadar da tarafsız olacaksın ki adalete duyulan güven zedelenmesin. Yargının zirvesi mikrofon buldukça feryat ediyor ve 'Yargıyı yıpratmayalım' diyor. Haklılar. Ancak yargıyı asıl yıpratan yargının bizzat kendisidir; dolayısıyla imajı düzeltecek olanlar da yine kendileridir...

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT