“Yargının ‘Demokratik Meşruiyet’ Sorunu Yok” mu?

07.09.2010 16:39
“Yargının ‘Demokratik Meşruiyet’ Sorunu Yok” mu?
Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, adlî yılı açarken“Türk yargısının demokratik meşruiyet sorunu yok” dedi ama Yargıtay’ın 12 Eylül karnesi hiç öyle demiyor.

2010 - 2011 Adlî Yılı'nın açılışında konuşan Yargıtay Başkanı Gerçeker'in hedefinde referandumda oylanacak HSYK ve Anayasa Mahkemesi değişiklikleri vardı. Hasan Gerçeker konuşmasında "Yargı kimsenin arka bahçesi değil" dedi ama akıllara 12 Eylül darbecileriyle yüksek yargının ilişkileri geldi.

12 Eylül'den sonraki ilk açılışta "ileride sandıktan çıkacak bir Adalet Bakanı'nın HSYK'da olması yargı bağımsızlığını zedeler" diyen yüksek yargı, 1985'te Evren'i bağımsızlığın teminatı ilan etmişti.

Gerçeker'in konuşması üzerinden işte gerçekler… Yıldıray Oğur'un yazısı:

29 Yıl Önceki Bir Adli Yıl Açılışı...

Yıldıray Oğur / Taraf

6 Eylül 2010

2010-2011 Yargı Yılı açılış töreni. Kürsüde konuşan Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker'in hedefinde Anayasa paketi var. "Yargı kimsenin arka ya da ön bahçesi değildir" diyen Yargıtay Başkanı ve konuyu HSYK' da yapılacak değişikliğe getiriyor: "Bakan ve müsteşarının kurulda yer almasının demokratik meşruiyet ilkesiyle açıklanması gerçeği yansıtmıyor. Türk yargısının 'demokratik meşruiyet' sorunu yok."

"Türk yargısının 'demokratik meşruiyet' sorunu yok."

Bu cümleyi aklınızda tutun. Kısa bir yolculuğa çıkacağız.


Tarih: 1 Haziran 1981

Devlet Başkanı Kenan Evren, henüz ortada bir anayasa bile yokken alelacele lağvettiği Yüksek Hâkimler Kurulu yerine kurulan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun üyelerini kabul ediyor. Kabulde konuşan Evren, bizzat atamalarını yaptığı Yargıtay ve Danıştay kökenli üyeleri göstererek "Bu göreve getirilen hâkimler her zaman tarafsızlıklarını göstermiş kişilerdir" diyor ve ekliyor: "Yargının bağımsızlık mekanizmalarına dokunmadık."

Kenan Evren dokunmadık dediği bu "bağımsız" yargı mekanizmaları ise başka bir askerî darbenin, 12 Mart 1971 Muhtırası'nın eseri.

Onların bozduğu sistem ise başka darbecilerin eseriydi. 1961 Anayasası'yla kurulan Yüksek Hâkimler Kurulu'nun üyelerinden altısı Yargıtay, altısı birinci sınıfa ayrılmış hâkimler ve altısı da Meclis ve Senato'ca seçilmekteydi. Yani aslında bugünkü Anayasa paketindeki modele benzeyen ama ondan daha da "siyasallaşmış" bir modeldi bu.

"Bu anayasa bize bol geliyor" diyen, üç fidanı asan 12 Mart darbecilerinin ilk yaptığı iş, yargının tepesindeki bu çoğulcu yapıyı kaldırmak. Peki, alt dereceli hâkimler, Meclis ve Senato'dan alınan üyeleri seçme hakkı kime veriliyor? Tabii ki darbecilerin en çok güvendikleri Yargıtay'a.

12 Eylülcülerin yaptığı Yargıtay'ın yanına bir de güvenilir Danıştay'ı eklemek, o kadar.

Yani bugünkü Anayasa değişikliği için "yargı siyasallaştırılıyor" diyenler, mesela Hasan Gerçeker, yargı bağımsızlığından, 12 Martçıların, 12 Eylülcülerin anladığıyla şeyi anlıyor. 27 Mayısçıların bile gerisinde kalmış bir pozisyon bu.

Gelelim Gerçeker'in şikâyet ettiği, yeni pakette gücü azaltılsa da hâlâ HSYK'da bulunan Adalet Bakanı ve Müsteşarı sorununa. Bundan kastın ne olduğu anlamak için. 12 Eylül darbesinden sonraki ilk yargı yılı açılışına gitmeliyiz. 29 yıl kadar önceye.


Tarih: 7 Eylül 1981

1981-1982 Adli Yılı açılış töreni.

Törene bir mesaj gönderen Devlet Başkanı Kenan Evren "Yeni yönetim yargının bağımsızlığı ilkesinden hareketle adalet mekanizmasının sağlıklı bir işlerliğe kavuşturmak yolunda azimle çalışmaktadır" diyor.

Adli Yılı açmak için kürsüye çıkan Yargıtay Başkanı Derviş Turan ise uzun uzun 12 Eylül'den önce hâkim ve savcıların yaşadığı zorlukları, "harekâtla" birlikte hâkim ve savcıların nasıl huzur içinde çalıştıklarını anlattıktan sonra esas konuşmak istediği konuya getiriyor sözü.

Çok ayrıntısına girmeden "Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu yasalarının yeniden gözden geçirilerek, ileride sakıncalar doğurabilecek hükümlerin değiştirilmesini" istiyor Yargıtay Başkanı.

"Bugün değil ileride sakıncalar doğurabilecek hükümlerden" kastını ise biraz sonra konuşan dönemin Barolar Birliği Başkanı Atilla Sav açık ediyor. Sav çok açık sözlü: "Bugün ülkemizde oy kaygısında olan bir yönetim söz konusu değildir. Bu nedenle böyle bir yönetimde kaygılara yer olmayabilir. Ama yakın bir dönemde demokratik düzene dönüleceği kuşkusuzdur. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, yargıç güvencesi ve yargı bağımsızlığı ilkelerini zedeler hükümler içermektedir. Bugünkü yönetimin siyasal nitelikli olmaması, kaygımızı gidermemektedir. Çünkü yasalar geleceğe yöneliktir. Bu yasayla öngörülen kurul, anayasal bir kurum biçimine dönüşürse gelecekteki siyasal iktidarların geçmişte görülen sakıncalı yöntemlere benzer girişimlerde bulunmalarına açık kapılar bırakmış olacaktır."

Şimdi anladınız mı ileride sakıncalar doğuracak durumu?

O sakıncalı durum tabii ki demokrasiden başka bir şey değildi.

1981'de HSYK'da 12 Eylül darbecilerinin Adalet Bakanı ve Müsteşarı'nın yaratmadığı tehlikeyi gelecekte sandıktan çıkacak Adalet Bakanı ve Müsteşarı yaratabilirdi.

Eee yaratmadı mı yani? Bir bakalım.


Tarih: 7 Eylül 1985

1985-1986 Adli Yılı'nın açılış töreni.

Korkulan olmuş, seçimler yapılmış, Adalet Bakanlığı koltuğuna bir siyasi oturmuştur. Törene Cumhurbaşkanı sıfatıyla Kenan Evren de katılmaktadır. Bağımsız yargının "demokrasi tehlikesiyle" sınandığı günlerden geçerken dönemin Yargıtay Başkanı Nihat Renda elinde bir plaketle Kenan Evren'in yanına gidiyor ve şöyle diyor: "Hukukun üstünlüğü ve yargının bağımsızlığının teminatı olan Cumhurbaşkanımıza Yargıtay'ın şükran duygularını sunuyoruz.

Tekrar düşünün Sayın Gerçeker, "Türk yargısının bir demokratik meşruiyet sorunu yok mu" gerçekten?

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim