1. HABERLER

  2. HABER

  3. Yargının Çürümüşlüğü ve Seyfitay Adaleti!
Yargının Çürümüşlüğü ve Seyfitay Adaleti!

Yargının Çürümüşlüğü ve Seyfitay Adaleti!

DYP-SHP koalisyon hükûmetinin Adalet Bakanı Seyfi Oktay'ın görev süresi, yargının siyasallaşmaya başladığı dönem diye anılıyor. Ortaya çıkan son telefon kayıtları da bu tespiti kanıtlar nitelikte.

A+A-

Aksiyon dergisinin haberi:

Tarih 19 Mayıs 2010. Adalet mekanizmasının tepesindeki iki yargıcın ses kayıtları medyaya yansıyor. Yargıtay 8. Ceza Dairesi üyesi Hamdi Yaver Aktan ile 10. Hukuk Dairesi üyesi Fatih Arkan'ın sohbeti Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan ve davası Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in "nasıl kurtarılacağı" hususunda...

Hamdi Yaver Aktan (HYA): "Burada süreci biraz uzatmamız gerekiyor, dosyayı birleştirdikten sonra önce tüm sanıklar tahliye edilecek. Sonra biraz uzatıp dosya kapatılacak. Burada tahliye kopartmaya bakmak lazım, bir buçuk ayı yedik. Korktular. Dünkü yazının etkisi. Bu kararı vermeleri gene iyi."

Plan, sahipleri açısından iyi. Ancak ya bir aksilikle karşılaşılırsa... Mesela, Erzurum dosyayı Yargıtay'a göndermezse...

"Göndermek zorunda. Yapmayın böyle diye diye böyle oldu. HSYK'yı da rezil ettiler. Göndermiyorum derse ne yapacaksınız? Fotokopi bile gönderse birleştirme kararı verip esası kapatıp dosyayı gönder kardeşim. Fotokopiyi bile gönderse burası cesaretli ise ben olsam birleştiririm, basarım tahliyeyi."

Diyelim ki dosya geldi; ya davaya bakacak 11. Ceza Dairesi planı uygulamak istemezse...

İkilinin bu ihtimale göre de çözümü var: "Kubilay Taşdemir başsavcı vekilliğine aday, istiyorsa bu işi yapmak zorunda. İdris'le (Çobanoğlu/ Yargıtay 11. Ceza Dairesi üyesi) de konuştum."

Fakat işi sıkı tutup tam anlamıyla garantiye almalı. Onun için Yargıtay 11. Ceza Dairesi Başkanı Ersan Ülker ile de görüşülse...

HYA: "Oyalayacaklar. Önce büyükçe tahliye, ardından zamana bırakacaklar. Ersan'a da şunu söyledim; bunu yaparsan 'Yargıtay Başkanı'sın. Yapmazsan beni hiç ilgilendirmez. Üç adaysınız: Abdurrahman Yalçınkaya, Kadir Özbek ve sen. Üçünüzün hangisinin öne geçeceğine bağlı. Kadir'e de söyledim. O da etkili bir şeyler yaptı. Bunu yapan geçer. Burada bir araba adam var. 40 defa yemek teklifi yapıyorlar bana. Herkesin bir projesi var..."

Ve tarih 18 Haziran 2010. Yargıtay 11. Ceza Dairesi, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in Erzurum 2. Ağır Ceza'daki, "Ergenekon terör örgütüne üyelik" iddialı davasıyla, Yargıtay'da "Görevi kötüye kullanmak", "Evrakta sahtecilik" ve "İmar kirliliğine neden olmak" ithamıyla süren davasını birleştirdi. Oybirliğiyle alınan kararın akabinde Yargıtay Cumhuriyet Savcısı her iki davanın tutuklu tüm sanıklarının tahliyesini talep etti. Böylece Cihaner ve diğerleri "tutuksuz yargılanmak" üzere serbest bırakıldı. Mahkeme "adaletin tam tesisi" için yargılama sürecini başlatan Erzurum 2. Ceza Mahkemesi heyeti hakkında da "suç" duyurusunda bulunulması kararı aldı.

11. Ceza Dairesi Başkanı Ersan Ülker dava dosyasını CD'ler üzerinden incelediklerini belirtip niçin bu karara vardıklarını izaha çalışırken, aralarında 3. Ordu Komutanı Saldıray Berk'in de bulunduğu, Erzurum'daki "Ergenekon terör örgütüne üyelik" davasıyla Yargıtay'dakinin "şahsî ve fiilî irtibat"ına dikkat çekiyordu. Böylece Yargıtay üyeleri Hamdi Yaver Aktan ile Fatih Arkan'ın tam bir ay önce basına yansıyan sohbetlerindeki "Cihaner'i kurtarma" kehanetinin ilk evresi tahliye gerçekleşti. Şimdi sırada dosyanın "tamamen" kapatılması var...

YARGIYI TEKELİNE ALAN "HUKUKÇU"LAR

Keşke birilerinin yargıya müdahalesi sadece bu olaydan ibaret kalabilseydi. Oysa 1 Haziran itibarıyla, eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay ve kimi avukatların, Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınmasıyla ortaya çıkan gerçekler meselenin tahminlerin ötesinde noktalara ulaştığını gösterdi...

Tabii kamuoyuna ilk gün yansıyan kareler durumun vahametini göstermekten yoksundu. Çokları artık olağan addedilen Ergenekon operasyonlarından birinin icra edildiğini düşündü. Tablo da bu şekildeydi zaten...

Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri Seyfi Oktay'ın Keçiören'deki evine gelip aramaya başladıklarında saat 09.30'du. Durumu haber alan yakınları destek için eve geliyordu. Ziyaretçiler arasında CHP eski Genel Başkanı Deniz Baykal ve bazı partili vekiller, Tunceli milletvekili Kamer Genç ile Alevî Bektaşi Federasyonu Başkanı Ali Balkız da vardı. Her açıklama eski bakanın meziyetlerine dönüktü. Onun hukuku ve suçun ne olduğunu iyi bildiğini söyleyen Balkız: "Oktay, bizim dedemiz ve inanç önderimizdir. Biz Seyfi Oktay'ın buradan Pir Sultanlar gibi ayrılacağından ve buraya Pir Sultanlar gibi döneceğinden eminiz." diyordu. Polisler eşliğinde evinden çıkarken vaziyetini değerlendiren Seyfi Bey de şunları söylüyordu: "Yaşamım boyunca demokrasi için mücadele ettim. Geçmişim çok parlak. Bu mücadele devam edecek. Yargı olaya el koydu, ona saygılı olacağım." Sivil plakalı emniyet otomobiline bindirilen eski bakanın sevenleri, kızgınlıklarını araçtan çıkartıyor ve camlarını kırıyordu.

Beysukent Angora'daki diğer konutu ve Gaziosmanpaşa'daki ofisi de aranan Oktay akabinde sağlık kontrolü için Keçiören Adlî Tıp Kurumu'na götürüldü. Buradan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbni Sina Hastanesi'ne sevk edildi ve tansiyonu düşmediğinden yatak tedavisi yönünde karar verildi. O da çoğu Ergenekon zanlısı gibi kısa sürede sıhhatini kaybettiğinden kendini doktorlara emanet ediyordu.

O gün İstanbul, Ankara ve Antalya'daki 15 noktada yürütülen operasyonda gözaltına alınan sadece Oktay değildi. İşçi Partisi (İP) Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Cengiz, emekli Jandarma Albay Cafer Balçık ile avukatlar Tülay Bekar, Hadi Ali Emre, Kutbettin Kaya, Hülya Kaya ve Atletizm Federasyonu Asbaşkanı Hüseyin Yıldırım'da aynı akıbeti paylaşıyordu, eski bakanla.

Ancak kısa süre sonra bazı zanlıların operasyon öncesi ellerindeki belgeleri imha etmeye çalışırken polis müdahalesiyle karşılaştıkları ortaya çıktı. Avukat Bekar, şoförü Hakan Vural'a temizlik talimatı vermişti. Görevliler çabuk davranmasa çoğu belge imha edilecekti. Aynı şekilde İP'li Mehmet Cengiz'e ait bilgisayar, kızı Neslihan Kılıç'ın erkek arkadaşı Nihat Mert Uzunalioğlu'na geri döndürülemeyecek şekilde formatlanması talebiyle teslim edilmişti. Polis bunu fark edip harekete geçmese, arzulanan da gerçekleşecekti.

4 Haziran'da İbni Sina Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. İbrahim Aşık, Oktay'ın kalbinin sağ tarafını besleyen koroner arterde tıkanıklık tespit ettiklerini ve stent taktıklarını açıklıyordu. Ayın 6'sındaysa emniyet ve savcılık sorguları tamamlanan zanlılar Cengiz, Emre, Kaya ve Bekar nöbetçi İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nce "yargılamayı etkileme" suçlamasıyla tutuklanıyordu. Oktay ise sağlığı el vermediğinden ifade bile veremiyordu.

Takvimler 8 Haziran'ı gösterdiğinde eski bakanın mahkeme kararıyla dinlenen telefon görüşmeleri basına yansıyordu ki sürecin can alıcı temelleri böylelikle kendini belli ediyordu. Kayıtlar Yargıtay seçimlerine açıkça müdahale edildiğini gösteriyordu. Seçilmek isteyen hâkim ve savcılar Oktay'a başvuruyor, o da HSYK Başkanvekili Kadir Özbek ile görüşerek söz konusu kişiler lehine kulis yapıyor, akabinde adı iletilenler Yargıtay üyeliğine atanıyordu.

Yargıtay 10. Ceza Dairesi üyeliğine getirilen İ.Y seçim öncesi Oktay'a ulaştığında eski bakan şunları söylüyordu: "Akşam başkan vekilimizle beraberdim. Sizin konuyu açtım, önceden yazdığım bir not vardı, onu kendine verdim. Onu görünce diyebilirim ki gözleri güldü, çok olumlu bakıyorlar. Benim konuşmamdan da çok mutlu oldu Kadir Bey."

Kayıtlara akseden diğer müdahalelerse şöyle: Yargıtay 5. Ceza Dairesi üyeliğine seçilen M.Ş.G, Mayıs 2009'da Oktay'la görüştüğünde şunları söylüyor: "Sayenizde olacak sayın bakanım, temmuz başı gibi bitirecekler. Yani işte Kadir (Özbek) Bey'in bizim için önemi." Seyfi Oktay: "Kadir Bey'in kaçış tarafı yok artık, görüştüğümüzde de zaten 'bu sefer olur' dedi."

Ocak 2009'da, kendisiyle aynı operasyonda gözaltına alınıp tutuklanan avukat Ali Hadi Emre'ye: "Üzerinde durduğum 3-4 kişi vardı, onlar seçildiler." diyor. Bazı hâkimler için de, "O benim ekiptendir. Ayşe Hanım, onun şeyi Şebnem Hanım var. Şey de yine benim kadrodan. Bakanlıkta idi, şeye geçti." ifadelerini kullanıyor.

Yine Savcı Ahmet Karabulut'un Yargıtay'a tayin isteği HSYK Başkan Vekili Kadir Özbek'e iletiliyor ve 6 Mart 2010 tarihli kararnameyle ataması gerçekleşiyor. Nizip Savcısı Cem Üstündağ tayin talebinde bulunuyor ve aynı tarihli kararnameyle Burdur'a bağlı Çavdır ilçesine gönderiliyor. Muğla İdare Mahkemesi üyesi, Hâkim Aydın Tuncalı yerinde kalmak istiyor ve hâlen aynı vazifesini sürdürüyor. Muğla Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı İsmet Yörük ve İstanbul 2. Ticaret Mahkemesi Başkanı Ayşe Şentürk de Yargıtay'a seçiliyor.

Yargıya müdahale sadece eski bakanla sınırlı da değil. Avukat Emre gibi aynı operasyonda gözaltına alınıp tutuklanan Avukat Tülay Bekar'ın da Yargıtay 8. Hukuk Dairesi başkanlık seçimiyle yakından ilgilendiği telefon dinlemelerine takılıyor. Başkanlığa Y.U'nun seçilmesi için Oktay'la hareket eden Bekar'ın desteklediği isim seçiliyor. Y.U'nun rakibi Yargıtay üyesi S.İ'ye ise 'irticacı' yaftası yapıştırılıyor.

Danıştay ve Yargıtay'ı "süzgeç görevi yapıyor" diye tanımlayan, bu sebeple oraların "sağlıklı tutulması"nı çevresindekilere telkin eden Oktay sırf son iki yılda 9 hâkim, 12 cumhuriyet savcısı ve 3 adliye personelinin atamalarıyla ilgilenmiş. Ancak müdahaleleri bunlarla sınırlı değil. Takip ettiği davalar arasında, CHP'li Hakkı Suha Okay'ın kardeşinin uyuşturucu, Avcılar Belediye Başkanı Mustafa Değirmenci'nin oğlunun karıştığı adam öldürmeye teşebbüs ve 1982'de başlayan yasa dışı Dev-Yol dâhil olmak üzere 25 dosya mevcut. Mesela çeyrek asırlık Dev-Yol davasında, sanıklara verilen ağırlaştırılmış hapis cezalarının eski bakanın müdahalesiyle Yargıtay'ca bozulduğu iddia ediliyor. 9 Temmuz 2009'daki bozma kararından bir ay önce sanıklardan Nuri Özdemir ile Oktay arasındaki telefon görüşmesiyse gayet sıcak:

Özdemir: Seyfi amca benim. O isimler var da onları size ulaştırmak istiyorum. Nasıl yaparım?

Oktay: Söyle söyle!

Özdemir: Dur söyleyeyim. Amca. Ersan Ülker, Sedat Bakıcı, İdris Çobanoğlu, Kubilay Taşdemir, Hüseyin Eken, Saniye Tarhan, İbrahim Şahbaz. (Ülker 11. Ceza Dairesi Başkanı diğerleri aynı dairede üye)

Oktay: İyi, çok iyi. İbrahim Şahbaz biliyorsunuz.

Özdemir: Bilmiyorum ben efendim. O yabancı değil. Gideyim mi yanına ben?

Oktay: Ya doçenttir kendisi. Aynı zamanda. Ondan sonra onunla bir görüşelim.

Bu görüşmeden 5 gün sonra Oktay, Şahbaz'la telefonlaşıyor:

Şahbaz: Bakanım, Şahbaz 11. Ceza Dairesi üyesi. Merhaba, akşam aradım. Bağlantı kuramadım. Nasılsınız?

Oktay: Sağ olun. Biraz hassasiyet göstermişsiniz. Ama sen bizim kardeşimizsin. Yani bana böyle 40-50 kadar şey geldi. Paket geldi. Dedim ki ben bunları ne yapayım? Yani sevdiğim, gönlümde olan insanlara gönderdim. Sonra sen bizim gözbebeğimizsin... Demokratik sistemimizin gözbebeğisin. Oralarda sizlerin bulunması ne demek? Yani çok önemli bir olay. Ya siz bu cumhuriyetin güvencesi olan ve cephede olan bu işin cephesinde olan insanlarsınız.

Söz konusu kayıtlar gündeme düşünce gözler muhataplara çevrildi tabiatıyla. Bilhassa da HSYK Başkanvekili Kadir Özbek'e. Oktay ile bir dönem birlikte çalıştığını ve zaman zaman bir araya gelerek konuştuğunu söyleyen Başkanvekili'nin kayıtlara getirdiği yorumsa şu yöndeydi: "Yargıtay seçimlerinde veya benzeri atamalarda muhakkak talepte bulunanlar vardır, referans olanlar da vardır. Ancak bu kurul kararıyla gerçekleştirilen bir işlemdir. Birinin söylemesiyle, istemesiyle o işler olmaz."

Kamuoyu peyderpey gelişmeleri öğrendikçe vaktiyle mağduriyet yaşadığını düşünen isimler de ortaya çıkıp yaşadıklarını anlatmaya başlıyordu ki bu bazı teamüllerin değişebileceğine dair gönüllerdeki ümidi yeşertiyordu. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi üyesi Selamet İlday bunlardan biri. 1995'te dönemin HSYK üyesi Vural Savaş onu Yargıtay'a seçmek ister ancak bütün vasıfları taşımasına rağmen Oktay engeller: "Müfettiş hal kâğıtlarım çok iyiydi, tüm terfilerim mümtazdı. Vural Bey beni bu vasıflarımla tanıyordu. Seyfi Bey, vasıflarımı inceleseydi o da objektif olarak bu konuda kanaate varabilirdi. Ama o gözünü kapatmış. Belli bir yapılanma içinde. Antidemokratik, sürdürülmesini düşündüğü rejimin, ideolojinin emrine girmiş. Demokratikleşme gibi bir çabası yok." Tüm engellemelere rağmen İlday 1997'de Yargıtay'a seçilir. Peki, ya bu imkâna kavuşamayan mağdurlar?..

ZAMAN

HABERE YORUM KAT

1 Yorum