Yargı, yargıçların babasının malı mı?

09.09.2009 04:12

Ergun Babahan

Gazeteciler için sıkça dile getirilir oldu, “Köşeler, köşe yazarlarının babasının malı değildir” diye.

Doğrudur.

Günümüz dünyasında bu saptama sadece köşe yazarları değil, tüm meslekler için geçerli.

Buna yargı da dahil.

Yargı verdiği veya vermediği kararlarla hayatımızı doğrudan etkileyen bir kurum.

Kabul etmek gerekir ki, bizim kötü işleyen, tarafsız olmayan bir yargı sistemimiz var.

Bu gerçeği Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türkiye yargısı ile ilgili kararlarında çok açık bir biçimde görebilirsiniz.

Bugün Avrupa’da yargı üyeleri arasında bir sınav yapılsa bizim yargıçların ağırlıklı bölümünün geçer not alamayacağı bir gerçek.

Tamamına yakını yabancı bir dil bilemeyen yargı mensupları, dünyadan kopuk yaşıyor.

Tıpkı askerler gibi kapalı bir toplum oluşturuyorlar.

Meslek hayatına taşrada başlayıp yılları burada geçirdikten sonra Ankara’da Yargıtay üyesi olup içtihat oluşturmaya başlıyorlar.

Adalet Bakanlığı bu gerçeğin farkında, barolar da, yargıçlar da...

Herkes bir reformun gerekliliği konusunda hemfikir.

Ancak bir kısım hukukçu reformu bu iktidarın yapmasına karşı.

Çünkü değişim isteyenleri gerici görüyorlar.

Türkiye’nin makus kaderi, muhafazakarları reformist, laikçileri tutucu.

Her alanda değişime karşı çıkıyorlar.

Demokratik açılıma da karşılar, Ermenistan’la iyi ilişki kurulmasına da, adalet reformuna da.

1970’ler ve 1980’ler de 1960 Anayasası’nın Türkiye’ye bol geldiği söylenirdi.

Bugünün hem anayasası, hem hukuk sistemi Türkiye’ye dar geliyor.

Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakerelerine başlamış bir ülke, bu

anayasa ve hukuk sistemiyle yoluna devam edemez.

Habertürk’ün önceki günkü manşetiydi, halkın ağırlıklı bir bölümü, yüzde neredeyse 62’si anayasada Türk milleti yerine Türkiye vatandaşı denilmesini istiyor.

Yani halk, demokratikleşme de Baykal’ı da, Bahçeli’yi de aşmış.

Aynı şekilde yargı ile ilgili gerçeklerin de farkında.

Kendi meslektaşının öldürülmesiyle ilgili bir davada soruşturmayı eksik yapıyorsa, gerisini siz düşünün.

Yargının bağımsız olması, Kafka’nın Şato’su gibi bir ortamda, kimseye hesap vermeden işlemesini gerektirmiyor.

Adalet Bakanlığı’nın hazırladığı “Yargı Reformu Stratejisi” ve

Eylem Planı, yargının bağımsızlığını korurken, tarafsızlığını güçlendirmeyi, şeffaflığını artırmayı amaçlıyor.

Tam önceki günkü yazımda vurguladığım işi yapmışlar ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısını Batı’daki örneklere ben

zetmişler.

Adalet Bakanı Sadullah Ergin cumartesi gününün önemli bir bölümünü bu çalışmayı bize anlatmakla geçirdi.

Bu iyi çalışılmış, emek verilmiş bir eylem planı. Bakan Ergin’in tutumu da kavgadan değil, uzlaşmadan yana. Türkiye gerçekten düzgün bir siyaset adamı kazanmış.

Yargının tutucu bölümü elbette direnecek, engellemeye çalışacak.

Özellikle Adalet Bakanı ve müsteşarının kurul üyeliklerinin devamına karşı çıkacaklar.

Ancak Ergenekon davası yargıç ve savcılarına karşı takındıkları tavırdan sonra kendilerine destekçi bulmaları zor.

Bu olay hepimizin kafasında yargının sadece yargıçlara bırakılmayacak kadar önemli olduğunu gösterdi.

Hem de askerle bu kadar içli dışlı olan yargıçlara.

Onun için bu değişim mutlaka olacak.

Çünkü bu elbise artık Türkiye’ye dar geliyor.

Bugünün dünyasında “Bürokrasi dünyaya hükümdar olmaz” çünkü.

STAR

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim