Yargı tarafsızlığını yitirmiştir

22.03.2008 15:00

Ahmet Gündel

Yüksek yargı uzun bir süreden beri tarafsızlığını yitirmiştir. AK Parti iktidara geldiğinden beri hükümete yönelik "laiklik elden gidiyor" tehditlerine, açıklama ve bildiriler ile en başta yüksek yargı iştirak etmiştir

27 Nisan gecesi e-muhtıra ile başlayan süreç, Anayasa Mahkemesi'nin 367 kararı ve 22 Temmuz ile sonuçlandı. Seçimlerde Ulusalcıların koalisyon oluşturmaları için büyük gayretler sarf edildi. Ancak sonuçta AK Parti tek başına hükümeti kuracak çoğunluğu sağladı.

Aslında Hükümetin bir şekilde yıkılması girişimleri AK Partinin ilk hükümeti kurduğu tarihten itibaren başlamıştı. CHP'nin darbe kışkırtmaları, 2003-2004 yıllarındaki darbe girişimleri, zamanın Cumhurbaşkanı dahil YÖK, Üniversiteler, Asker, yüksek yargı organları gibi anayasal kuruluşların birlikteki çabaları ve kendilerini sivil toplum örgütü olarak tanıtan militer derneklerin gemi azıya almış faaliyetleri...

22 Temmuz seçimleri sonrasında AK Parti yeni hükümeti kurdu, Cumhurbaşkanlığı seçimini MHP'nin katkılarıyla gerçekleştirerek Abdullah Gül'ü Cumhurbaşkanı seçtirdi. Eskiden Hükümete muhalefet eden bazı anayasal kuruluşlar da asli görevlerine dönme sürecine girdiler. Bu dönemden itibaren askerin hiç alışık olmadığımız bir suskunluk içerisine girdiğini görüyoruz. Ancak bir yandan da Ergenekon gibi çetelerin, yukarıda bahsi geçen militer derneklerin ve bazı medya organlarının boş durmadıklarına tanık oluyoruz. Sonuçta hükümetin askeri müdahale ile düşürülemeyeceği ve ortamın da buna uygun olmadığı anlaşılınca sivil seçeneklerin devreye sokulmasına ihtiyaç hasıl olduğu kanaatine varılmıştır. Şu anda bu ihtiyacın gereklerinin yerine getirilmesi aşamasında olduğumuz anlaşılmaktadır.

ASKERİ DARBE OLMAYINCA SİVİL DARBE

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kapatma davası öncesinde Türkiye'nin gündemine de göz atmakta yarar görüyoruz. Kuzey Irak'a başarılı bir operasyon yapılmış, Güneydoğu sorunu ile ilgili yeni açılımlar oluşturulmaya başlanmıştır. Alevi sorunu Türkiye'nin gündemine girmiş, bu kesimin bir kısım ciddi problemlerinin çözümü için zemin oluşmaya başlamıştır. Dünya'daki krize rağmen ekonomideki iyileşmeler devam etmiş, Avrupa Birliği ile ilişkiler normal seyrinde sürmüş, Üniversitelerde başörtüsü ve katsayı sorunu da çözüm aşamasına gelmiştir. Ülkenin sivil bir anayasaya kavuşması için önemli adımlar atılmıştır.

Tüm bunlar, bütün patırtı ve gürültülere rağmen demokratik bir ortamda cereyan etmiş, Asker de suskun kalarak politik tartışmalara girmeme görüntüsü içerisine girmiştir. Ortada demokrasinin gelişmekte olduğuna, uzun yıllardan beri ülkeyi huzursuz eden ve istikrarsızlık yaratan sorunların çözümleneceğine dair umutlar yeşermiştir.

İşte bu ortamda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının iktidardaki AK Partinin kapatılmasına ilişkin iddianamesi ülke gündemine bomba gibi düştü. İddianamede, AK Partinin "Laikliğe aykırı eylemlerin odağı haline geldiği" iddia ediliyordu. Biraz önce ifade ettiğimiz ülke gündeminde bulunan ve uzun yıllardan beri çözümlenmediği için kangren haline gelen sorunların çözülmesi için siyaset kurumunca yapılan değerlendirme ve çalışmalar kapatma davasının konusu olmuştu.

Ayrıca, siyasetin dışında bulunan, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 104/1. maddesi uyarınca Devletin başı olan ve bu sıfatla Cumhuriyeti ve ülkenin birliğini temsil eden Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de iddianamenin tabiri caizse "sanığı" olmuştu. Siyasetten yasaklanması isteniyordu.

Başsavcı bir taşla birden fazla kuş vurmak istiyor. Hem AK Partinin kapatılmasını sağlamış olacak, bu sağlandığı takdirde de, iddianamedeki iddialar Yüksek Mahkemece kabul edilmiş olacağından "laikliğe aykırı davrandığı anlaşılan" Cumhurbaşkanı görevinden istifaya zorlanacak. Bu şekilde Ülke AK Parti kadrolarından temizlenecek. Ondan sonrası ise tufan!

Benim de savcı ve yargıç olarak görev yaptığım yirmi beş yıl içerisinde elimden binlerce iddianame geçti. Ancak ben böyle bir iddianameye rastlamadım. Hani dilimizde "Güler misin ağlar mısın!" derler ya. Ben gülemiyorum. Yoktan nedenlerle koca ülkenin krize sokulmasına gülemezsiniz. Buna ancak dövünmek gerekir.

Dövünmenin ötesinde elbette mücadele var. Bu millete demokrasiyi çok görenlerle ve ideolojik emellerine alet edip hukuku ve yargıyı tahrip edenlerle tabiidir ki sonuna kadar mücadele edeceğiz. Bir hukukçu ve ülkesini seven birisi olarak bu duruma sesiz kalamayız.

YARGI AK PARTİ'YE KARŞI

Biz yaptığımız yargı görevinde tarafsız, dürüst ve objektif olduk, başkalarından da bunu beklemek hakkına sahibiz. Fazla bir şey istemiyoruz. Zaten Anayasa ve yasalara göre de tarafsız olmanız gerekiyor. Bu ekstra bir istek ve ya bu millete bir lütfunuz olmayacaktır. Ancak bizde yüksek yargıçlardan bir kısmı, ke+ndilerinin dokunulmaz ve kimseye karşı hesap vermeleri gerekmediği inancındadırlar. Bunların nasıl seçildiklerini yargının içerisinde bulunanlar iyi bilirler.

Yüksek yargı uzun bir süreden beri tarafsızlığını yitirmiştir. AK Parti iktidara geldiğinden beri hükümete yönelik "laiklik elden gidiyor" korosuna ve tehditlerine, açıklama ve bildiriler ile en başta Yüksek yargı iştirak etmiştir. Danıştay, başkanı ve başsavcısıyla hükümete siyasi nedenlerden dolayı hasmane bir yaklaşım içerisine girmiş, önüne gelen önemli davalarda da sürekli hükümet aleyhine kararlar vermekten çekinmemiştir. Son olarak uzun zamandan beri, yıllarca aksine kararlar verdiği hakim savcı adayı alımı konusunda bu defa farklı kararlar vererek binlerce ihtiyaca rağmen haksız olarak Adalet Bakanlığının elini kolunu bağlamıştır. Şu anda 1003 adet hakim ve savcı adayının alımı konusunda yürütmeyi durdurma kararı verilmiş bulunmaktadır.

Anayasa Mahkemesinin 367 kararı çok yenidir ve hafızalarda hala tazeliğini korumaktadır. Diğer bir çok konudaki yaklaşımları da kamu oyunca bilinmektedir. Yargıtay'ın da geçmişteki uygulamaları hafızalardadır.. Yeni seçilen Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker'in önceki uygulamalarına ve kişiliğine bakarak tarafsızlık konusunda olumlu sınav vereceğini biliyorum. Ancak, son olarak, kapatma davası açan Başsavcıya giderek (muhtemelen Başkanın inisiyatifi dışında) AK Partinin kapatılması istemine destek veren başta bayanlar olmak üzere bir kısım Yargıtay üyesi bunda sonra nasıl tarafsız olduklarını söyleyebileceklerdir? Ak Parti ve ya bu Partiye mensup insanların, önlerine gelen davalarına nasıl bakacaklardır?

Yüksek yargının, seçimle işbaşına gelmiş meşru bir hükümete siyasi nedenlerle tavır takınması, ve ona yönelik tepkisel eylemlere girmesi demokrasilerde eşine rastlanır bir durum değildir. Yüksek yargı organlarının, hükümetlerle uğraşma yerine önce kendilerine bir çeki düzen vermeleri gerekir. 2008 Yılı itibariyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ve ceza dairelerinde incelenmek için bekleyen 600.000'i aşkın dava dosyası vardır. Bunun anlamı, bir dosyanın Yargıtay'da incelenmek için en az dört yıl sıra beklemesidir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yerel mahkemelerden gelen tutuklu dosyalar bile iki-iki buçuk ay sırf açılıp kayda girmek için depolarda beklemektedir. Tutuklu insanlar, tutukluluk durumları incelenmeksizin aylarca sorgusuz sualsiz cezaevinde yatmaktadırlar. Bu ve bunun gibi şu anda burada değerlendirmeyi şimdilik uygun bulmadığımız çok sayıda soruna Yargıtay'ın bir çözüm yolu bulmak için çaba sarf etmesi yerine, politikacılar gibi aleni siyaset yapmaları müsamaha ile karşılama sınırları içerisinde değildir. Anayasa Mahkemesi ve Danıştay'ın içerisinde bulunduğu durum Yargıtay'dan farklı değildir. Bu durumun sonlandırılması için yargı reformunun gerekliliği açıktır.

KURULDUĞUNDAN BU YANA KAPATILMAK İSTENİYOR

Başsavcılık iddianamesinin hukuki değil siyasi nitelikte bulunduğu hususunda, bazı azınlık düşüncenin dışında neredeyse görüş birliği vardır. Bu itibarla, iddianameye hukuksallık atfederek Anayasa Mahkemesindeki yargılama süreciyle ilgili düşünce açıklamak iddianameye haklılık kazandırmak olur. Ortada yanlı olduğu çok açık olan ve görev kötüye kullanılarak düzenlenen siyasal nitelikli bir iddianame vardır. O halde çözüm de hukuksal değil siyasi olmalıdır. Bu itibarla, böyle bir dava için AK Partinin Anayasa Mahkemesinde savunma yapmasının gerekli olduğuna inanmıyoruz.

Yukarıda ifade ettiğimiz bir şekilde siyasallaşan bir yüksek yargı organında, kendisine karşı çeşitli yollarla hasım olduğunu gösteren yargıçlar AK Parti hakkında yargılama yapma hakkına sahip midirler? Davadan çekilmeleri gerekmez mi? Ya da çekilmezlerse tarafsız olmadıkları gerekçesiyle reddi hakim talebiyle karşılaşırlarsa ne yapacaklar? Yüksek yargı organlarının bu duruma düşmeleri Ülke için bir talihsizliktir. Üzüntü içerisinde olsam da bunları ifade etmem gerekiyor. Bunlar söylenmeli ki sorunlara çözüm süreci başlayabilsin.

Kurulduğu günden beri, kapatılması için AK Parti üzerinde Başsavcılıkça yoğunlaşıldığı bilinmektedir. Peki CHP için kapatma gerekçeleri de olabileceği Başsavcılıkça hiç düşünülmedi mi? Yıllardan beri seçimle gelmiş AK Parti hükümetine karşı Türk Silahlı Kuvvetlerini kışkırtarak silah zoruyla hükümeti yıkarak Cumhuriyet düzeni yerine askeri bir rejim getirmeye çalışan ve bu konuda sayfalar dolusu iddianame yazılabilecek CHP'nin konumuyla, PKK'nın siyasi kanadı gibi faaliyet gösteren, aynı şekilde silah zoruyla ülke topraklarını vatandan ayırmaya çalışan ve bu nedenle hakkında kapatma davası açılan DTP arasında ne fark vardı?

PARTİ KAPATMA DEVRİ BİTMELİ

Elbette ki parti kapatılmasından yana değiliz. Ne CHP'nin ne AKP'nin ne de diğer partilerin kapatılması hoşumuza gider. Parti kapatmalarının artık tarihe karışmasını arzu ediyoruz. Suç teşkil etmeyen her şey siyasi partiler tarafından söylenebilmelidir. Kişiler için varlığını kabul ettiğimiz düşünce özgürlüğünün siyasi partilerden esirgenmesi doğru bir yaklaşım olamaz. Anayasa Mahkemesinin kararından önce Anayasa ve yasalarda bu yönde değişiklikler yapılmasının isabetli olacağı kanısındayız. Türkiye, Genelkurmay Başkanlarının ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılarının ne diyecekleri merak ve endişeyle izlenen bir ülke olma ayıbından kurtarılmalıdır. Burada doğaldır ki siyasi iktidara önemli görevler düşmektedir. Yasa dışı hareketler kimden gelirse gelsin kararlı bir şekilde üzerlerine gidilmeli, Anayasa taslağı da bir an önce kamuoyu gündemine sokularak mümkün olan en geniş mutabakatla yasalaştırılmalıdır.

* Yargıtay Eski Cumhuriyet Savcısı

Yeni Şafak gazetesi

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim