Yargı "odak" tadı verdi

15.03.2008 02:58

Adnan Küçük

Dün itibarıyla AK Parti hakkında "laikliğe aykırı eylemlere odak olma" iddiasıyla Anayasa'nın 69/6. fıkrasına istinaden kapatma davası açıldı. Gerçi "laikliğe aykırı eylemlerin odağı" olmaya delil olabilecek davranışların neler olduğu konusunda bir açıklık bulunmamakla birlikte, geçmişte yaşananlardan (RP ve FP'nin kapatılmasında olduğu gibi) da anlaşılabileceği üzere, davanın muhtemelen başörtüsü serbestîsi ile ilişkili olduğu söylenebilir.

Peki, bu sebepler, AK Parti'nin kapatılması için yeterli midir; Anayasa buna ne oranda müsaittir; bu fiil laiklikle ne oranda çelişmektedir; dahası demokrasi buna ne oranda müsaittir? Bütün bu sorulara kısaca cevap vermek istiyorum.

İlk önce başörtüsü serbestîsinin laiklikle ne oranda çeliştiği ya da çelişip çelişmediği konusu üzerinde durmak istiyorum. Başörtüsü serbestîsinin sağlanması ya da yasaklanması, "laikliğin bir gereğinin yerine getirilip getirilmemesi değil, din ve vicdan hürriyetinin alanının genişletilip daraltılması" ile alakalı bir meseledir. Bir devletin nasıl ki, ifade hürriyetinin, mülkiyet hakkının, seyahat hürriyetinin alanını şartları gerçekleşmesi halinde sınırlandırıp genişletmesi bir anayasal yetkinin kullanılması ise başörtüsü yasağının serbest hale getirilmesi de, din ve vicdan hürriyetinin alanının yasama organı tarafından genişletilmesinden başka bir şey değildir. Çağdaş demokratik ülkelerde olduğu gibi, Anayasa'mıza göre de, "laikliğin temel gereklerinden birisi din ve vicdan hürriyetinin teminat altında olması"dır. Bu teminatın sağlanması, laikliğin olmazsa olmaz gereğidir. Din ve vicdan hürriyetinin alanının genişletilmesini laikliğe aykırı bulmak, "bu hürriyetin alanını daraltmak serbest; ama genişletmek laikliğe aykırılık teşkil eder" şeklindeki hak ve hürriyetlerin özünü yok eden bir mantığı yansıtır. Bu tutum, dünyanın başka demokratik memleketlerinde cari olduğu halde Türk yargı bürokrasisinin benimsemediği bir laiklik anlayışının savunulmasını imkânsızlaştırır. Laiklik, bir anayasal ideolojiye dönüşmüş olur. Oysa Anayasa'mızın öngördüğü (madde 2) "demokratik laiklik" anlayışında temel esas hak ve hürriyettir.

Dünyada, Türkiye'deki kadar parti kapanmadı

Bir diğer durum, başörtüsü serbestîsini savunan sadece AK Parti değildir. Bu serbestînin sağlanması için ilk harekete geçen MHP'dir. Ayrıca BBP, DP, Saadet Partisi vb. partiler de benzer düşünceleri sürekli dillendirmektedirler. Bu durumda, bu partiler hakkında dava açmayıp sadece AK Parti hakkında dava açmak çifte standart teşkil etmektedir. Bunu, MHP ya da diğer partiler hakkında da kapatma davası açılmasını onayladığım için değil de, tutarsızlığı ifade etmek için söylüyorum.

Diğer yandan çoğulcu demokrasilerde partilerin kapatılması çok istisnai bir yoldur. Sadece Almanya'da iki (Alman Komünist Partisi ve Nasyonal Sosyalist Parti), İtalya'da bir parti (Faşist Parti) kapatılmış, onlar da II. Dünya Savaşı sonrası ilk yıllarda, savaşın tesirleri altında gerçekleşmiştir. Bir de yakın tarihlerde İspanya'da ETA terör örgütü ile bağlantısı tespit edilen Herri Batasuna Partisi kapatılmıştır. Batı'daki demokratik devletlerde bunlar dışında parti kapatma vakası bulunmamaktadır. Oysa bizde 45 yıllık Anayasa Mahkemesi (AYM) tarihinde 25 parti kapatılmıştır.

Hele başörtüsü serbestîsine kapı aralayacak anayasa değişikliğinin bir dayanak olarak gösterilmesi, Anayasa'nın yasama sorumsuzluğu ilkesi ile de çelişecektir. Anayasa'nın 83. maddesine göre, "TBMM üyeleri, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Meclis'te ileri sürdükleri düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanı'nın teklifi üzerine Meclisçe başka bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamazlar". Burada "efendim milletvekilleri değil de, parti sorumlu olmaktadır, ikisi aynı şey değil" demek, yasama sorumsuzluğunun mantığının yok edilmesi anlamına gelir. Bir kişi acaba partimin başına ne gelir diye oy veremeyecek, Meclis'te konuşamayacaksa, artık yasama sorumsuzluğunun varlığından söz edebilmek mümkün değildir.

Anayasa'nın 69/6. fıkra hükmüne göre, "Bir siyasî parti, bu nitelikteki (laikliğe aykırı) fiiller o partinin üyelerince yoğun bir şekilde işlendiği ve bu durum o partinin büyük kongre veya genel başkan veya merkez karar veya yönetim organları veya TBMM'deki grup genel kurulu veya grup yönetim kurulunca zımnen veya açıkça benimsendiği yahut bu fiiller doğrudan doğruya anılan parti organlarınca kararlılık içinde işlendiği takdirde, söz konusu fiillerin odağı haline gelmiş sayılır". Bu ifadenin, Anayasa'nın insan hakları temelli demokratik hukuk devleti ruhuna uygun olarak okunması halinde, şiddeti içermeyen, sadece anayasal yetkiler çerçevesinde gerçekleştirilen yasama faaliyetleri ile bunları savunan düşüncelerin ifade olunmasının tam da demokrasinin gereği olarak kabul edilmesi gerekir. Burada yasaklanan eylemin, şiddeti içermeyen ya da öngörmeyen düşüncelerin ifadesi değil, düşüncelerin ifadesi dışındaki "eylemler" olarak anlaşılması gerekir.

Diğer taraftan, AK Parti, laikliğin de doğduğu yer olan Avrupa medeniyetinin içinde yer almak için çok sayıda kanunun TBMM'de çıkarılmasına önayak olan bir partidir. Hatta bu konuda en çok didinen partidir. Laiklikle çelişen, onu hedef alan bir beyanatı, o yönde eylemleri de bulunmamaktadır. Parti üyeleri, tam da toplumun mozaiğini teşkil etmekte, sağcıyım, solcuyum diyen hemen her kişi bu parti içinde yer almakta, bu partiye oy vermiş bulunmaktadır. Türk seçmeninin % 47'sinin desteğini alan bir partinin, salt din ve vicdan hürriyetinin alanını genişlettiği için kapatılmasını sağlamak, halkın eğilimleri ile kurumların karşı karşıya gelmesi gibi çok zararlı ve tehlikeli bir neticeye sebebiyet verebilecektir. Elbette ki kapatılmayı gerektirecek şiddet eylemleri içinde olan, o türden fiillerle bütünleşen bir parti % 80 oy da alsa kapatılabilir. Kapatılmalıdır da. Ama bu şartlar gerçekleşmediği halde, bir kapatma teşebbüsünde bulunmak, bu iradenin görmezden gelinmesi anlamına gelir.

Demokrasimizin, artık rüşde erme zamanının çoktan geldiğini düşünüyorum. Demokrasilerin olmazsa olmaz gereği olan partilerin yaşamına son verme döneminin kapanması gerek.

Gerçi bir parti hakkında kapatma davası açmak mutlaka onun kapatılacağı anlamına gelmemektedir. Ama ülkenin yönetiminde bulunan, % 47 halk desteğine sahip, kapatma davasına esas olan hususun arkasında % 80'in desteğinin bulunduğu bir sebepten dolayı kapatma davası açılması demokratik açıdan kabul edilir görülmemektedir. Umarım Türk AYM, Anayasa'mızın da öngördüğü "demokratik bir laiklik" yorumunu benimser, bu türden antidemokratik yönelimlere itibar etmez. Aksi takdirde, demokrasi mezarlığına bir parti daha gömülmüş olur. Oysa demokrasimizin gelişmesi tam da bunun aksini gerektirmektedir.

Zaman gazetesi

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim