1. YAZARLAR

  2. Hasan Karakaya

  3. Yargı “işgal” altında mıdır ki, kuşatılsın!
Hasan Karakaya

Hasan Karakaya

Yazarın Tüm Yazıları >

Yargı “işgal” altında mıdır ki, kuşatılsın!

A+A-

Biliyorum; aynı örneği sık sık veriyorum ama ne yapayım ki, olayı izah edecek bundan daha güzel örnek yok... Malûm, “iki kör”ün hikâyesi... Biri, “dolmaları çift çift götürüyor”muş ama, diğerini “niye çift çift yiyorsun” diye azarlamış da, azarlanan kör, “Allah’tan kork be adam!.. Sen kör, ben kör!.. Nereden çıkardın çift çift yediğimi” diye cevap verince; “Ben öyle yapıyorum da!..” demiş ya, Türkiye’de yaşanan olayların temelinde de; işte bu “körlerin çekişmesi” yatıyor...

Herkes, “başkası”nı, “kendisi gibi” zannediyor... Şöyle düşünüyor: “Ben böyle bir hinlik yaptığıma göre, demek ki o da hinlik düşünüyor!.. Ben dolmaları çift çift yediğime göre, demek ki o da çift çift yiyor!”
İşte bu “mantık”tır ki; Türkiye’de “güvensizlik”lere yol açıyor... Bazıları, kendilerini “kötülük deryası”nda gördükleri için, zannediyorlar ki “herkes kötü”dür, herkes “hinlik” düşünmektedir!..
YARGIYI KİM KUŞATIYOR?
Bunun böyle olduğunu; “Anayasa değişikliği taslağı” vesilesiyle bir defa daha gördük.
Özellikle “yüksek yargı mensupları”nın açıklamalarını dinlediniz veya okudunuzsa, bir ifade herhalde dikkatinizi çekmiştir!..
Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker ve HSYK Başkanvekili Kadir Özbek, üzerine basa basa dediler ki;
“Üst yapı değişikliklerini yapmak, yargı bağımsızlığını geriye götürecek düzenlemeleri yapmak, kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı bu düzenlemeleri yapmak önce de söylediğimiz gibi yargıyı kuşatmanın da ötesinde yargıyı ele geçirmekle eş anlamlıdır... Yürütme, yargıda yer tutmaya çalışıyor!..”
Şahsen ben, bu “kuşatma” ve “ele geçirme”, ya da “yer tutma” ifadeleri üzerinde durmak ve “sözün altında yatan gerçeği” deşifre etmek istiyorum!..
Nedir “kuşatma”dan kasıt?..
Elbette, “bir yeri ele geçirme” öncesi başlatılan “etrafını çevirme” harekâtıdır!..
Bir “kale” düşünün!..
Orasını “ele geçirmek” üzere, önce etrafı kuşatılır ve “kale”ye gelmesi muhtemel “yardım”ların önü kesilir.
Böylece, “kale”de bulunanlar, “teslim” olmaya zorlanır... Eğer teslim olmazlarsa, “çarpışma” kaçınılmazdır!..
Artık kim “galip” gelir, orası belli olmaz!..
Hadi, eskilerde kalmış “kale kuşatma” örneğini değil de, günümüzden bir örnek verelim.
Polis, aldığı bir “ihbar” üzerine, “terörist”lere ait bir “hücre evi”ne ya da “mafya” ve “çete” üyelerinin bulunduğu bir “bina”ya “baskın” yapacaktır!..
Önce ne yapar?..
Binayı kuşatır!..
Bu “kuşatma”yı yapar ki, “terörist”lerden, “mafya” ve “çete” üyelerinden kaçan olmasın!..
Sonra, megafonla bağırır polis;
“Etrafınız kuşatıldı... Teslim olun!”
Teslim olurlarsa ne alâ, eğer olmazlarsa “çatışma” çıkması kaçınılmaz!..
Kim ölür, kim kalır, belli olmaz!..
GERÇEKER’İN SÖZÜ, BİR “İTİRAF”TIR!
Sanıyorum “durum”u anladınız!
O halde “madalyonun öteki yüzü”ne bakalım...
Söyleyin hele;
Bir “kale” veya “hücre evi” niye kuşatılır?
Elbette “içindekileri” teslim almak için!..
Demek oluyor ki;
“Kale” veya “hücre evi” boş değildir!..
İçeride “birileri” vardır!..
Öyle ya;
“Boş” olan bir yer, niye kuşatılsın ki!..
Niye “ele geçirilmek” istensin ki!..
O bina “işgal” altında ki, “işgale son verilmek” isteniyor!..
Bu “durum”dan yola çıkarak, şimdi gelelim Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker ve HSYK Başkanvekili Kadir Özbek’in sözlerini irdelemeye...
Ne diyordu Gerçeker;
“Yargı, kuşatmanın da ötesinde ele geçirilmek isteniyor!”
Siz olsanız sormaz mısınız Gerçeker’e;
“Yargıda bir işgal mi vardır ki, orası kuşatmanın da ötesinde ele geçirilmek isteniyor?”
Aslında, sayın Gerçeker’in sözleri, bir “itiraf”ın ifadesidir!..
Demek oluyor ki;
Yüksek yargı, “millet karşıtlarının işgali” altındadır ve daha önce “ele geçirdikleri kale”den, millete sürekli “taciz ateşi” açmaktadırlar!..
Eee, milletin de eli armut toplamıyor ki!.. Hem “millet adına” orada bulunur, hem de millete “taciz ateşi” açarsan, buna bir son vermek gerekmez mi?..
Öyle ya;
Sen orada “uslu uslu” dursan, “sadece kendi işini” yapıp, “adalet”le hükmetsen, sana niye dokunsunlar ki!..
Ama sen; hem “maaşı”nı “milletin ödediği vergiler”den alıyorsun, hem de “millet aleyhine” kararlar veriyorsun!.. “Milletin temsilcileri” tarafından alınan “karar”ları ya “iptal” ediyorsun ya da onun oy verdiği “parti”leri kapatmaya kalkıyorsun!..
Sabrın da bir sonu var!..
Tahammülün de bir sınırı var!..
“Kendi işini” yapmaz da, “siyaset”e yön vermeye ve hele hele “ülkeyi yönetmeye” kalkarsan, birileri de buna “dur” diyecektir elbet!..
Bugün, Meclis’in yapmaya çalıştığı budur!..
Meclis diyor ki;
Sen, içinde bulunduğun “kale”nin veya “ev”in “sahibi” değilsin!..
Bir “kiracı”sın!..
Ama sen, “kiracı” olarak oturduğun binanın duvarlarına hem “çiviler” çakıyor, hem de kırıp-döküp “harabe”ye çeviriyorsun!..
Buna hakkın yok!..
Ve ayrıca, evin sahibi olan “millet” de asla buna izin vermez!..
Ya çıkacaksın evden, ya da “kanun”lar yapışır yakana!..
Uzun lâfın kısası;
“Millet”in veya “milli iradenin tecelligâhı” olan “Meclis”in bugün yapmaya çalıştığı şey, “sahibi” olduğu “kale” veya “bina”yı “işgal”den kurtarmaktır!..
Aksi halde;
Ortada “mülk” de kalmayacak,
“Adalet” de!..
Son bir hatırlatma:
Gerek Hasan Gerçeker, gerek Kadir Özbek veya diğer yüksek yargı üyeleri; “yargının kuşatıldığı” veya “yargının ele geçirilmek istendiği” söyleminden artık vazgeçmelidir!..
Belki farkında olmayabilirler ama, bunu söylemekle “kendilerini ele veriyorlar!”
Demek istiyorlar ki;
“Yargı” bir “kale”dir... Bu kale, “bizim işgalimiz” altındadır!.. Şimdi Meclis, bizi buradan “çıkarmak” istiyor!..
Eee, bu da gayet normaldir;
Bütün dünyada, hiçbir “işgal” ilelebet devam etmemiştir!.. Bütün işgalciler, “ele geçirdikleri” topraklardan ve binalardan çekilmek zorunda kalmışlardır!..
Kendi gönülleriyle,
Veya çarpışarak!..
Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ve HSYK da, ya “işgal ettikleri kale”den çekilecekler, ya da “milletin temsilcileri”ni de aralarına alıp, gül gibi geçinip gideceklerdir!..
Ya öyle, ya böyle!..
ASKERİ KUŞATMAYA GIKLARI ÇIKMAMIŞTI!
Sırası gelmişken, bir hususu daha dile getirmek istiyorum.
Malûm, “kuşatma”nın çeşitleri vardır... Her zaman “fiili kuşatma” olmaz, bazen de “zihnî kuşatma” uygulanır!..
Bir “salon dolusu” insanı bir araya toplar ve “silahtan aldığınız güç”le, o insanları “ikna”(!) edersiniz!.. Hani, “başörtülü” öğrenciler üniversite kampüslerindeki “ikna odaları”na alınıp; “kırk katır mı istersiniz, kırk satır mı” denilerek “ikna”(!) edilmişlerdi ya, bu “zihnî kuşatma” sonunda “teslim”(!) olmak zorunda bırakılmışlardı ya... Ya da bazı “hakim” ve “savcı”lar, “bir-iki bomba patlatılarak hizaya getirilmişlerdi” ya; bunlar, elbette “fiili kuşatma” değildi...
Bunun adı, “zihnî kuşatma”ydı!..
İnsanlar korkutulmuştu!..
Tıpkı, “asker brifingleri”ne katılan yargı mensuplarının “korkutularak ikna edildiği” gibi!..
Sahi; bugün “kuşatılmak”tan ve “ele geçirilmek”ten dem vuran yüksek yargı üyelerimiz, “28 Şubat süreci”nde katıldıkları “asker brifingleri”nin bir “kuşatma” olduğunun farkında değiller miydi acaba?..
O zamanlar “komutla” karar vermiyorlar mıydı?.. Asker kimi “hedef” gösterirse, ona “dâvâ” açmıyorlar mıydı?..
“Tak” dediklerinde “hapis”,
“Şak” dediklerinde “beraat” vermiyorlar mıydı?..
ÖZGÜRLÜĞE KAVUŞTURMA HAREKÂTI
Peki, bunun adı neydi?..
“Yargıya müdahale” değil miydi?..
“Bağımsız yargıya baskı” değil miydi?..
Ne yani;
Yargı, “askerler tarafından kuşatılmış” ve de “ele geçirilmiş” değil miydi?..
Peki, o zaman niye sesleri çıkmadı bu yüksek yargıçlarımızın?..
Niye alkışladılar “zihnî işgal”leri?.. “Üniforma”lardan mı çekindiler, “silah”lardan mı?..
Şimdi kalkmışlar;
“Kuşatma”dan, “ele geçirilme”den dem vuruyorlar!.. Yapmayın Allah aşkına!.. Bugün yapılan; “kuşatma” değil, tam aksine “kuşatmayı yarmayı” ve “işgalcileri kovmayı” amaçlayan bir harekâttır!..
Belki farkında değiller ama;
Bu harekât başarıya ulaşırsa, yargı “gerçek özgürlüğü”ne kavuşacaktır!.. Yargı, “askerî vesayet”ten de kurtulacaktır, “CHP vesayeti”nden de!..
Sözün özü;
Yargı, “milli iradenin tecelligâhı” olan Meclis’in düzenlemelerine “direnmek” yerine, kendilerini “kuşatılmışlık”tan kurtaracak ve “özgürlüğe kavuşturacak” girişimlere destek olmalıdır!..
Aksi halde yıpranan “yargı” olur!..
Demedi demeyin!..
Şunu da çok iyi belleyin ki;
Bütün “kuşatma”lar, “işgallere son vermek” amacıyla yapılır!..
Yargı “işgal altında” mıdır ki, kuşatılsın?..
“Lafın ucu”nun nereye gittiğine dikkat edin!..
Lütfen, “iki kör”ün durumuna düşmeyin!..
===============
Evren’in eli temiz mi?
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Anayasa değişikliğinin kabul edilmemesi için meydan meydan dolaşacaklarını” söyledikten sonra demiş ki; “Anayasalar, kirli ellerin, kirli zihniyetlerin ve lekeli alınların kendilerini aklayacakları, arkasına saklanacakları istismar malzemeleri ve paravanlar değildir ve olmamalıdır.”
Benim bu sözden anladığım şu: Demek oluyor ki; “12 Eylül Anayasası”nı hazırlatan “Evren ve cuntacı arkadaşları”nın elleri “temiz”dir!.. “Ülkücü” ve “solcu” beş bin genç birbirlerinin kanına girmiştir ama Evren’in eli “kanlı” değil, “tertemiz”dir!..
“Cuntacı generaller”den birisi hakkında; “Dünyanın en zengin 10 generalinden birisi” denilmiş ve hatta o generale her hafta “bir bavul dolusu para” götürüldüğü iddia edilmiştir ama, Bahçeli’ye göre onların eli “temiz”dir!..
Meydan meydan dolaşıp, “12 Eylül Anayasası’nın değişmemesi” için çalışacakmış!..
Ne diyeyim?.. “Ülkücülerin kanı” elbette onu da tutar!..

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT