Yapılacak çok şey var

11.11.2009 06:25

Gülay Göktürk

Ordu içindeki cunta dağıtılmadan, bütün cuntacılar yargı önüne getirilmeden hiç kimsenin içinin rahat etmeyeceği kesin.

Hiçbir hükümet, içinde kendisini yıkmak üzere planlar yapmış cuntaların fink attığı bir ordunun varlığında güven içinde görev yapamaz.

Bu halk, kendisine karşı savaşmak için yeraltına silahlar depolayan, suikastlar, kıyımlar, provokasyonlar tezgâhlayan, Alevi'yi Sünni'ye Kürt'ü Türk'e kırdırmayı planlayan bir orduya çocuğunu göndermek istemez. Düşmanı bir yana bırakıp elindeki silahın namlusunu halkına çevirmiş bir ordunun varlığında kimse yatağında huzurla uyuyamaz.

Bugün durum bu ve bu durum mutlaka değişmek zorunda.

Şu anda tartıştığımız şey bir yol yordam meselesi... Bu tartışma içinde herkes doğru bulduğu yöntemi ortaya koyacak... Kimileri, sorunun radikal bir tavırla, bıçakla kesip atarcasına halledilmesi gerektiğini savunurken kimileri farklı taktikler ve farklı bir zamanlama önerecek. Ve lider de bütün bu tartışmaların; tartışmalarda oluşan atmosferin ve ortaya çıkan güçler dengesinin ışığında, kendi yoğurt yiyişine uygun bir yöntem benimseyecek. Yani siyaset yapacak. Yarın öbür gün, izlediği siyasetin başarı ya da başarısızlığının hesabını da zaten o verecek...

Kısacası, ordunun cuntalardan arındırılması süreci başlamıştır ve bu süreç artık durdurulamaz.

Ama yapılması gereken iş sadece bu değil.

Bir düzine cuntacıyı kulaklarından tutup yargı karşısına getirdiğimizde meseleyi halletmiş olmuyoruz. Mesele, yeni cuntacıları üreten ortamın değiştirilmesi ve bu konuda yapılacak çok iş var. Üstelik bu işlerin hiçbirinin Başbuğ'un görevden alınmasını ya da emekli olmasını beklemesi gerekmiyor.

Bunların bazıları hiç beklemeden hemen yapılabilir.

Örneğin, 27 Mayıs'tan beri bütün darbelere "gerekçe" yapılan şu meşhur İç Hizmet Kanunu'nun 35'inci maddesi hâlâ yerinde duruyor. Bu madde hemen kaldırılabilir.

Genelkurmay'ın Savunma Bakanlığı'na bağlanması, askeri harcamaların Sayıştay denetimine açılması için hemen düğmeye basılabilir.

Askeri yargının alanını demokratik ülkelerde olması gereken sınırlara çeken yasanın hayata geçirilmesi için gereken tüzük ve yönetmelikler derhal çıkartılabilir.

MGK'nın yapısına ve görev alanına tekrar bakılır.

Kırmızı Kitaplar yakılır!

Tabii işin en zor kısmı bundan sonra başlar: İttihat Terakki'den beri süren bir zihniyetin değiştirilmesi için alınması gereken tedbirler gelir gündeme...

Bu kuşaklara yayılacak sabırlı bir "yeniden yapılandırma" sürecini gerektirir.

Yeniden yapılandırılacak olan ilk şey, askeri liselerde ve harp okullarında okutulan müfredattır. Genelkurmay Başkanı Başbuğ'un kendisine memur denmesini hakaret olarak algılamasına yol açan şey de bu müfredattır. Askeri okullarda eğitim ve öğretimin yeniden elden geçirilmesi, subay adaylarının "kurtarıcılık" misyonu yerine "hizmet" misyonuyla yetiştirilmesi hayati önemdedir.

Ordunun kendisini "gerçek iktidar sahibi" olarak görmesinde; toplumun üzerinde, onun öğretmeni, yol göstericisi, kurtarıcısı olarak algılamasında, ülke yönetimi dahil her şeyi kendisinin en iyi bildiğini sanmasında halktan kopuk yaşamasının rolü yadsınamaz. 11 yaşından Harbiye'yi bitirinceye kadar ailelerinden ve toplumdan kopuk bir şekilde yatılı okullarda yetişen; daha sonraki hayatlarını da yine mahalleliden uzakta lojmanlarda geçiren; tatilini bir arada kendi tesislerinde yapan, düğününü derneğini orduevlerinde yapan; her türlü sosyal ilişkisini subay çevresiyle sınırlı tutan bir topluluğun kendini farklı ve ayrıcalıklı görmesi, topluma tepeden bakması ve kendine bazı misyonlar atfetmesi yaşanan bu kopuk hayatın sonucu olarak son derece anlaşılabilir.

Ordunun darbecilikten vazgeçmesi, sivil hayat üzerindeki asker hegemonyasının kalkması konuşulurken üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir nokta da budur.

Ordu mensuplarının halkla iç içe yaşaması için değişiklikler yapılmalıdır.

Örneğin; askeri liseler ve harp okulları-dönem dönem katılacakları eğitim kampları dışında-yatılı olmaktan çıkarılamaz mı?

Subay ailelerinin askeri lojmanlarda yaşamak yerine şehre, semtlere, mahallelere dağılmış bir halde yaşamaları, toplumla komşuluk ilişkileri kurmaları; yaz tatillerinde askeri kamplarda toplaşmak yerine herkes gibi değişik yerlerde ve halkın içinde tatil yapmaları sağlanamaz mı?

Görüldüğü gibi yapılacak iş çok. Ordu mensuplarını toplum içinde özel misyonla görevlendirilmiş imtiyazlı bir kitle, bir kast olmaktan çıkarmak için alınacak çok yol var. Şu anda suçüstü yakalanan cuntanın tasfiyesinin sadece bir başlangıç olduğunu anlamamız gerek.

Ordunun dönüştürülmesi, devletin yeniden yapılandırılması sürecinin bel kemiğidir. Demokratik devlete doğru uzun, zorlu ama son derece verimli bir sürece giriyoruz.

BUGÜN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim