23 Mayıs 2012 Çarşamba

Selahaddin E. Çakırgil

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Yanardağ patlamalarından ‘çikolata devrimleri’ mi bekleniyordu?

21 Şubat 2012

secakirgil@yahoo.com

Arab Baharı’ veya ‘Arab Kışı’ gibi benzetmelere rağmen, ‘bilâd-ı arab’da /arab beldelerinde  indifa eden, patlayan bir yanardağ durumunda gözüken ve ortaya çıkan tabloya bakıldığında; bu büyük sosyal çalkantılar için ‘sindirilmiş müslüman arab halkların ayaklanması’  şeklinde bir niteleme yapmak daha doğru olsa gerek..

Gerçi ortaya çıkan tablo, henüz  hiç de iç açıcı olmamasına ve bu sosyal patlamaların başından bu güne kadar karşılaşılan nice büyük acılar -ve müslümanlara şeref vermeyen görüntüler  de- yaşanmış olmasına rağmen, o ayaklanmaların bir yıl gerisinden bakıldığında  gelecek için yine de umutlu olmak imkanı bulunuyor.. 

Doğrudur ki,  bu patlamaların gerçekleştiği coğrafyalardaki sosyal bünyeler henüz  istikrara kavuşmamış ve bu durum,  henüz harekete geçmeyip pusuda sessiz bekleyen nice Müslüman toplumlarda tereddüdler uyandırmış olsa da, gelecek için karamsar olmaya yine de gerek yok.. Çünkü,  yerinden oynatılamaz sanılan kocaman kayalar -bir ön hazırlıksızla olsa bile-  yerlerinden yuvarlandı,  ve ömürleri nesiller boyu devam eden nice saltanatlar, diktatörlükler devrildi..  Ve sessiz bekleyen toplumlar da pusuda..  Ve, en azından başka zorba yönetimlerin içine de bir ateş düşmüş bulunuyor..

Kaybedecek olanlar halklarının hayat haklarını, irade ve özgürlüklerini gasbetmiş olan zorba yöneticiler..  Uykusu kaçanlar onlar..  Ve, ezilen halkların ise, zencirlerinden başka kaybedecek birşeyleri yok.. 

Bu sosyal patlamaları, hemen bir takım odakların fitillediği gibi komplo teorileri ile izah eden pek çok kimse de yok değil.. Kendilerine göre bir takım argumanları da var elbette.. ‘Daha önce neredeydiler?  Birileri düğmeye basınca harekete geçtiler..’ gibi..

Bu iddialara tamamen boş laf deyip geçmek de her zaman mümkün olmayabilir.. Çünkü, dünyada olup biten hadiselerin rüzgarına kapılıp gitmek istemeyen ister ferdî, ister içtimaî veya resmî / devletî olsun; her irade, kendisine göre bir takım tavırlar geliştirmek çabasına düşer.. Öyle bir çabası olmayanların kendi iradesi dışında gelişmiş olan hadiseler ve başka iradeler elinde oyuncak durumuna düşmesi kaçınılmazdır.. Ama, bu demek değildir ki, dünyada olup biten her şeyi başkaları yönlendirir de, bize sadece sürüklenmek düşer; hayır!

Bütün insanlar  dünyaya  hürr olarak gelirler, Allah her insana hürr yaşama iradesini doğuştan bahşetmiştir,  onu idrak edemiyenler köleleştirilmiş olanlardır.

Ve ferdlerin veya toplumların da belli bir tahammül sınırları vardır.. Patlama noktasına ne zaman ve nasıl geleceğini önceden kestirmek pek mümkün olmaz..

Ama, bunun da ötesinde, yed-i takdîr,  yani Allah’ın iradesi hiç beklenmiyen zamanlarda devreye giriverir..

*

Tunus’daki  sosyal patlama, kendiliklerinden bir şey yapabilmek iradelerinin olmadığını sanan başka toplumlara da örnek oldu ve kendisini ‘arab kemalisti’ olarak niteleyen Habib Burgiba’nın 32 yıllık ve onun yerini alan General Zeynelabidîn bin Ali’nin 24 yıllık katı laik diktatörlüğü,  beklemedikleri anda meydana gelen bir sosyal patlamanın 800 kadar kurban almasından sonra devrilince..

Bu durum  Mısır’a da örnek teşkil etti.. Ve orada da gelişen hadiseler de 1400 kadar kurban alınca, 1952’den beri iktidarda olan Cemal Abdunnâsır  ve Enver Sedat çizgisinin son 30 yıldır sürdürücüsü olan Husnî Mubarek de istifa etmek zorunda kaldı ve şimdi yargılanmasının sonucunu bekliyor..

Yemen’de 34 yıldır iktidarda olan ve ülkeyi iç-savaştan kurtarıp yeniden birleştirdiği için gücüne daha bir güvenen Yemen’de de sosyal çalkantılar bu gelişmelerin tesiriyle daha da güçlendi..  Çetin silahlı çatışmalar sonunda, Ali Abdullah Salih de kaçmanın son kertesinde, artık..

Onu,  İran Körfezi’ndeki küçük Bahreyn Sultanlığı’ndaki ayaklanmalar takib etti. Ve bu ayaklanmayı Suûd ve Qatar rejiminin güçleri ezip geçti.. Şimdilik bu zorba güçler galib gelmiş gibi gözüküyorsa da, inşaallah oradaki zulüm düzeni de parça parça olacaktır.. Darısı diğerlerinin başına..

Bu gelişmeler daha başka ülkelere de sıçrayacak denilirken.. Fakir şahsen, Libya’yı uzak ihtimal olarak görmekteydim.. Çünkü, 42 yıldır iktidarda olan Muammer el’Gaddafî  Libya toplumunu tok köleler durumuna getirmekte bayağı başarılı olmuş gözüküyordu..

Suriye’de ise.. Beklentilerin tersine, bu büyük sosyal çalkantıların tsunami dalgalarının daha erken bir patlamaya dönüşebileceğini bekliyordum..  Çünkü, bu ülkedeki müslüman kitleler, hiçbir arab rejiminde görülmeyen korkunç bir tarzda ezilmişler ve İkhwan’el Muslimîyn vs gibi teşkilatlara üye olmak bile idâm sebebi sayıldığından başka ülkelere kitleler halinde kaçmışlardı.. Her ne kadar Beşşar  Esed, babası Hâfız’ın 30 yılllık kanlı diktatörlüğünden sonra mülayim bir yönetici örneği sergiliyor idiyse de, rejim yine de ülke halkının sadece yüzde 10-12’sinden ibaret bir azlığın elinde bulunan  bir katı laik diktatörlük rejimiydi ve ömrü yarım asra yaklaşan bir Baasçı diktatörlüğün bütün temel kurumları ayaktaydı.. Bu bakımdan, bu sosyal patlamaların tsunami dalgalarının bu ülkeye  daha erken erişebileceği tahmin ediliyordu..

Ama, benim tahmin ettiğim gibi olmadı ve  tsunami dalgaları Libya’ya Suriye'den önce ulaştı ve Gaddafî’nin iktidarını korumak için son derece kanlı bir direniş sergilemesiyle 8-10 ay içinde 50 binden fazla insan can verdi.. (Sadece Misrata şehrindeki kanlı savaşlarda uğranılan can kaybının 15 bin kadar olduğu gözönüne alınırsa, bu rakamın hiç de abartılı olmadığı söylenebilir..)  Ve sonunda, Gaddafî ‘nin sadece iktidar ve saltanatı değil, bizzat kendi hayatı ve cismanî varlığı da; ‘Hepiniz fareler gibi öleceksiniz..’ diye tehdidler yağdırdığı ayaklanan kitleler eliyle ve de, onlara da utanç verecek tarzda ve trajik bir şekilde dünyadan silindi.. 

(18 Şubat günü dünya medyasına ulaşan haberlere göre, Gaddafî’ye  çok yakın olarak nitelenen özel koruması Mansur İdhov isimli bir kişi, El’Cezire tv. kanalında yaptığı açıklamada, Gaddafî’nin son âna kadar Tayyîb Erdoğan’dan yardım beklentisi içinde olduğunu  söylemiş.. Bu olabilir, ama, unutulmamalı ki o günlerde Erdoğan ve Davudoğlu, hem Gaddafî ile, hem o dönemin Libya başbakanı ile ve hem de Gaddafî rejiminin karar alma mekanizması içinde oldukça etkili olan oğlu Seyfulislam ile defalarca görüşmüş ve kan dökmekten vazgeçip, istifa etmesi halinde Gaddafî’nin Malezya veya Endonezya gibi ülkelere nakledebileceğini defalarca hatırlatmışlardı. Amma, Gaddafî bütün bu tekliflere ‘hayır’ demiş ve kendisinin devrim lideri olduğunu ve istifa edebileceği bir makamının bulunmadığını söyleyerek inadını ve kan dökmeyi sürdürmüştü.. )

*

Suriye’deki sosyal patlama ise, herhalde nicelerinin de tahminlerinin tersine, epeyce gecikmeli olarak başladı ve kanlı bir boğuşma halinde halen de devam etmekte.. Suriye resmî makamları, son 8-10 ay içinde, sadece, öldürülen asker ve polis sayısını bile iki binden fazla ilan ettiğine göre; öldürülenlerin toplamı olarak 7-8 bin rakamının telaffuz edilmesinde bir abartı olmadığı düşünülebilir..

Bu kadar kısa sürede böylesine büyük rakamların ifade edilmesi ortada bir savaş ve katliâm veya iki taraflı bir öldürme / muqatele durumunun yaşandığını gözler önüne sermekte..

Suriye, Hâfız Esed zamanından beri Ortadoğu pokerinde masaya elleri boş olarak oturduğu halde, sonunda bütün kartları elinde toplayarak, masadan kazançlı kalkan taraf olarak ün salmıştır, bölge diplomasisinde.. Bugün de aynı durum tekrarlanır mı, bunu gelecek günler / aylar  gösterecek..

*

Emperyalistler devrilen diktatörlüklerden sonra, müslüman halkların İslamî eğilimlerinin daha da yükseldiğinden tedirgin iken..

Ama şimdiden ortaya çıkan durum şu ki, Batı dünyasının büyük emperyalist güçleri,   Mısır’da, Tunus’da olduğu gibi müslüman halk kitlelerinin iradelerini İslamî eğilimli hareketler , gruplar lehine kullanmasından; ve üstelik Suriye’deki mevcud rejimin çökmesi halinde  Suriye İkhwanı’nın onyıllar boyunca ağır baskılar altında kalmış olması hasebiyle ülke siyasetine söz sahib olmakta daha da radikal davranacağından korktuklarından, ‘Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan da olmamak’ kaygusu içinde teenni ile hareket etmekteler.. Kaldı ki,, başta Fransa olmak üzere diğer emperyalist güçler beklemedikleri tarzda, Libya halkının, 40 yıllık bir Gaddafî’nin bütün sindirme çabalarına rağmen, yine de İslamî eğilimler göstermesinden de şaşkınlık içindedirler..

Diğer tarafta ise, eski Sovyet komunist emperyalist gücünün devamı olan Rusya ise, Suriye rejimini korumak için olanca gücünü göstermekte, Ortadoğu’da 1956 - 1980 yılları arasındaki güçlü konumunu yeniden ele geçirmenin stratejisini takib ettiğinin ipuçlarını vermekte; savaş gemilerini Akdeniz’e göndermiş bulunmakta..  Bir diğer büyük Asya gücü olan Çin de  Rusya ile birlikte hareket etmekte ve amma, Suriye rejimiyle bütün köprüleri atmış olan Arab Birliği ülkelerini yitirmemek için, onlara da göz kırpmakta..

Bu arada ilginç olan asıl nokta ise, İran İslam Cumhuriyeti’nin de Baas ideolojinin,  katı laik bir ideolojinin hâkim olduğu Suriye rejimini kesin bir şekilde desteklemesi!.. Ki, son olarak İran savaş gemilerinin de Akdeniz’e gönderilmesi,  son derece ilginç gelişmelerin habercisi olarak değerlendirilebilir..  (Ki, bu satırların sahibinin, İran’ın bu siyasetinin yanlışlığına inandığını dile getirdiği için ne kadar  eleştiri ve hattâ hakaretlere maruz kaldığını da bu vesileyle belirtmeliyim.. Müslümanlar birbirlerine yanlışlarını söylememeliyse veya kendileri gibi düşünmeyenlere hemen hakaretler yağdırmaktan başka bir çareleri kalmadıysa.. Bu da bir zaafı değil midir, müslümanların?)

İran gibi 30 küsur yıl öncelerden beri İslamî temelde çetin mücadeleler vermiş ve hele de Baas ideolojisinin bir güçlü temsilcisi olan Saddam’ın başlattığı savaşa karşı 8 yıl süren bir savunma savaşı vermek ve o savaşın ağır bedellerini ödemek zorunda kalırken, Baasçılığı da açıkça küfür olarak niteleyen bir ülke ve yönetiminin bugün Suriye Baas rejimini desteklemesinin izahında zorluk çekilmesi tabiî sayılmalıdır.. 

Ki, İİC Dışişl. Bakanı Salihî geçen hafta, Suriye’yi desteklemelerinin öncelikli ve stratejik olduğunu bir daha vurgulamıştır.. İİC medyası ve aslî mes’ullerinin ise, Suriye hariç diğer bütün arab beldelerindeki o ayaklanmaları inqılabçı bir uyanış olarak değerlendirirken, sıra Suriye’ye gelince, Suriye’deki rejim karşıtı mücadeleleri emperyalistlerin propagandasına aldanmış çevrelerin işi olarak gösterip suçlamaları da ayrıca düşündürücüdür..

Bu durumu izahta zorlanan ve İİC’ne sempatileri dolayısiyle konuya daha temkinli yaklaşmak gereği duyan bazılarının bu durumu izah etmek için ileri sürdükleri, ‘Suriye’nin İsrail rejimi karşısında bir direniş cebhesi olduğu; Hizbullah ve Hamas gibi direniş odaklarını Suriye’nin ayakta tuttuğu’ gibi gerekçeler ise tutarsızdır..  

Çünkü,  Suriye’nin İsrail karşısında direkt olarak bir direniş odağı olmadığı zâten biliniyor.. Hizbullah ve Hamas gibi direniş teşkilatlarını himaye etmesi de azımsanacak bir şey değildir elbette; amma, bu teşkilatların Suriye sâyesinde ayakta kaldıkları gibi iddialar çok da tutarlı sayılamaz.. Kezâ,  düşmanıyla savaşmak azminde olanların elbette ki desteklere de ihtiyacı olabilir ve o destekler için bir takım stratejiler geliştirebilirler; ama, gerçek mânada direniş odaklarının bütün savaş gücünün o dış desteklerden ibaret olduğu ve o destekler olmazsa o direniş odaklarının çökeceği gibi iddialar doğru kabul edilirse, o mücadelenin taa baştan kaybedilmiş olduğu düşünülmelidir.. Ama, kabul edilmesi daha da zor olan durum,  bir anlayış çarpıklığına doğru kayılmakta olmasıdır..

Bu da şudur:  Libya’da, Mısır’da, Yemen’de suların hâlâ da durulmamış olmasını gerekçe göstererek, bu ülkelerdeki halkların, başlarındaki zorbalar gittiği halde ne büyük acılar çekmekte olduğuna dair hatırlatmalarla, Suriye’de de Esed ve Baas rejimi giderse, hem içerde, hem de Ortadoğu siyasetinde daha büyük acıların yaşanacağı; yani, kanser ihtimalini gerekçe göstererek ülsere râzı olunması anlayışı..

Bunu hattâ bir kısım ‘müslüman’ kesimlerin bile ciddî ciddî dillendirmeleri daha bir ürpeticidir.

İran’da Şah rejimi çökertildikten sonrar, durum, hemen düzeliverdi mi sanılıyor? Yıllarca sürdü içteki korkunç boğuşmalar, suikasdler, silahlı mücadeleler.. Bunlardan netice alınamıyacağını gören emperyalist odaklar, o mücadelelere, iç boğuşmalara ek olarak bir de Saddam’ı teşvik ve tahrik edip İran üzerine saldırtarak 8 yıl sürecek bir savaşı başlatmadılar mı?

Yanardağ patlamalarından çikolata devrimleri mi beklenecekti?

Elbette ki, Libya’da durumun henüz sağlıklı bir yapıya kavuşamamış olması, Yemen ve Mısır’da da durumun muğlaklığını koruması acıdır ve küçümsenemez.. Ama, bu durumu gerekçe göstererek eski rejimlerin devam etmesi mi tercih edilmeli? Veya Suriye’de Baas ideoloji ve partisiyle  42 yıllık Esed Hanedânı’nın nusayrî  azlığa dayalı saltanatı mı sürmeli? Hele bazıları Esed rejimi giderse diye, neredeyse peşinen ağıtlar yakacak havasındalar..

Bugün, devrilen diktatörlük rejimlerinin yerinde, henüz de bir yerine oturmamışlık  hali vardır, ama, devrilen rejimlerin yerine gelen yeni yönetimlerin, halklarının  İslamî eğilimlerine göre yelken açtığını görmekten dolayı Batı’lı emperyalistler hayal kırıklığı yaşamaktadırlar.. Mısır daha şimdiden, 33 yıl öncelerde Enver Sedat’ın İsrail rejimiyle barış yapmasını sağlayan ve bir utanç belgesi olan Camp David  Andlaşması’nı halkın referandumuna sunmaktan sözetmekte..

İsrail rejiminin şeflerini bundan dolayı hafakanlar basmakta..  Hele bir de, Suriye’de de müslüman halkın isteklerine ihtimam gösteren bir rejim kurulursa ve kezâ Türkiye rejimiyle de arasında son 4-5 yıldır meydana gelen soğukluk giderilemezse, bunun kendileri için bir felaket olacağını açıkça dile getirmekteler.. Bunun içindir ki, Amerikan emperyalizmi, Tayyîb Erdoğan’a, İsrail’le arasını düzeltmesi için baskılarını giderek arttırmakta, bu gerilimin sürüp gitmesinin, NATO üyeliği ve menfaatleriyle bağdaşmadığına dikkat çekmekte, ve Amerikan medyası Tayyib Erdoğan hükûmetinin Amerika’ya kafa tutar bir noktaya doğru ilerlemekte olmasından kaygıyla sözetmekte.. 20 Şubat günlü medyaya bile göz atılırsa, bu kaygıların nasıl ciddiyetle ele alındığı görülür..

*

Allah huzurunda ve gelecek nesiller karşısındaki sorumluluğumuzu unutmadan..

Konuyu sadece düşmanların güçleneceği veya zayıflayacağı gibi nazariyelere göre değil, Müslüman toplumların yönlendirici odakları arasında şimdilerde daha bir gözlenen anlayış çarpıklığı giderilemezse, Müslümanların gücünün asıl o zaman zayıflayacağı ve bunun felaketleri ve sorumlulukları üzerinde durulmalıdır..

Tekrarlayalım; onyıllardır, üzerlerine ölü toprağı serpilmişcesine hareketsiz, duygusuz, uyuşuk bir durumda gözüken arab beldelerindeki müslüman halkların ayağa kalkma  çaba ve hamlelerine, her şeyin bir anda düzelivereceği gibi ham hayallere kapılmadan destek vermek,  bir  imanî ve tarihî sorumluluktur..

Aksini  söyleyenlerin gerekçeleri sadece stratejik hesablar.. (Başka gerekçeler varsa, onlar daha da korkunçtur.) Ama, bir halkın kendi iradesine el koyan zorbalara karşı verdiği mücadeleyi kırmak için, ne gibi sonuçlar vereceği belirsiz olan stratejik menfaat hesablarıyla, çaba harcamak, evet, elbette ki ağır bir imanî ve tarihî sorumluluk getirecektir..  

**

YORUMLAR ( Toplam 16 yorum)
asç
Apaçık Yolumuz!
23 Şubat 2012 Perşembe 20:36
Suriyede üç Grup Var!
1- yıllardır müminlerın düşmanı olan İsraile karşı müminlerle ittifak etmiş Baasçi Esad rejimi var biz rejimden berıyız ama ittifaklarımıza ihanet etmeyız
2- Arap baharından etkılenen ve özgürlük isteyen Suriyenin müslüman halkı var kalbımız onlarladır onlar için duacıyız onlara yardım etmek istıyoruz,
3- Şeytan ABD CIA'sının taşaronluğunu BOP'çu münafıklerın pıyonluğnu yapan ve yahudilerden daha fazla Şiilere ve hatta sünnilere derin bir düşmanlık besleyen tekfirci harici bidatçi terörist bir silahlı grup var,
Bir İslam kardeşlığıne inanan bir müslüman olarak ve Rabbimizin adaletını yeryüzünde yaymak isteyn bir mümin olarak en büyük cihad gördüğümüz "zalim karşı hakkı söylmek" babından silahsiz sivil direnişi desteklıyoruz başarılarını Rabbimizden niyaz edıyoruz ama müslümanların kanını helal gören tekfirci teröristlerden ve fitnelerinden doğu-batı arası kadar beriyiz
Müslümanız müslüman kardeşlığını kanul edıyoruz tüm müslümanlar kardeşımızdır ve müminiz müminlerin velayetını kabul ederiz tüm kafirlerden münafıklerden berıyız bu yolumuzdur ve yaşam tarzımızdır kim olursa olsun terörden ve fitneden berıyız
İsteyen iman eder cennet kazanır isteyen sırt çevirir onlar için Cehennem geniştir Rabbimiz alemlerden müstaçnıdır onu hamd ile tesbih ederim ve ancak akıl sahiplerı onlar anlar
s.a.
sebeb
23 Şubat 2012 Perşembe 17:59
Suriye 1967 savasindan sonraki Israile karsi cikan tek rejim ve Camp David antlasmasini kabul etmeyen tek devlet oldugu saldirilara maruz kalmistir. Iran Hizbullahin Suriyeye destegi bu sebepdendir. Ayni zamanda Iran Hizbullah Esadin reform kararlarina destek vermektedir. Iran asla tek tarafli politika yurutmemektedir.
Ayatollah Baran Ayintabi
Salah Abeye...
23 Şubat 2012 Perşembe 15:12
Assalam wa rahmatollah

Aziz Ustad Muhterem abemiz, yazinizdan dolayi mubarek ellerinizden operim. Malesef su anda basini Nureddin Agacan (velfecr-isra haber) cektigi ve TC nusayrileri olanlarin destek verdigi IICnin her seyi dogrudur diyenlerin kalem salladigi bir ortamda bu yaziyi ele almaniz sizin ne kadar sozunun ve ISLAMININ eri oldugunu gosteriyor. Bizler elbette ki HAKK icin yurumeli HAKK icin hakki soylemeliyiz. Gel gor ki IICli agabeylerinin sozlerini AYET-HADIS kabul eden cemaat bunu cok guzel bir sekilde bulandirip HAKKI batil gosterebiliyor. Herkes kendi kafasindan Suriye Ikhwani ipleri eline almalidir derken SURIYE IKHWANININ icinde bulundugu zorlu CIHADI gormezlikten geliyor. Unutmayalim ki KHOMEINI iran devriminde solcularla birlikte calismistir. Ama bu nedense SURIYEDE suistimal ediliyor VELFECR mal bulmus magribi gibi habire bunlari haber yaparak Seyh Adnan Aroorun yazilarini konu ediniyor. Bilelim ki elbette ki ALLAH vaadini gerceklestirecektir. Onemli olan bu vaad gerceklesmeden once MUMINLERLE birlikte olmaktir. IIC ve NASRALASAD bu konuda cok buyuk yanlislar yaparak icimizdeki NasrAllah, IIC muhabbetini katlediyorlar!
Sozun ozu SALAH abem sen varol, sagol hep BIZLE ol!

Seni cok seviyoruz...

fi amanELLAH, khodahafez aghajoon
Tarik Ercan/ Berlin
Suriye Imtihanimiz! Feraseti ve Emaneti unutmayalim!
23 Şubat 2012 Perşembe 06:12
Selahattin Abimize olaylari samimiyetle yorumlamasi sebebiyle tesekkür ediyprum. Acizane bu konuda ben de cok dertli oldugumdan,paylasmak istedigim tavri sizlere sunuyorum...
Suriyede ipler kopma noktasına doğru geliyor.Bir yanda zalim ve katil Esed Ailesi, ki tarihi maceralarını iyi biliriz, öbür yanda özgürlüğüne susamış ve onyıllırca kan ağlamış sünnisiyle şiisiyle Suriyeli kardeşlerimiz, beri tarafta da dünya siyonist projeye dur diyen ve bu anlamda Suriye rejimi ile anlaşmaları olan Lübnan ve İran İslam Cumhuriyetindeki kardeşlerimiz...Cok Zor bir denklem! Ama feraseti ve Emaneti unutmazsak denilebilirki: "Her ne kadar Suriye deki gelişmeler daha tam netlik kazanmış olmasalar da, ve hatta olaylara yabancı eller müdahil olmaya çalışsalar da, bizler, şu anda tarihi bir fırsat ellerine geçen Suriyeli kardeşlerimizin yanında olmalıyız...Onlara hem gelecekteki özgür ve İslami Suriyenin oluşumu hem de bu zamana kadar ki kazanımlarım ve tarihi hataların paylaşımı konularında zardımcı olmalıyız diye düşünüyorum. Zira şimdi orada yeni bir doğumun sancıları çekiliyor. En azından bu defa, herşey olup bitmeden, sonra ya şöyle olsaydı daha iyi olurdu, gibi hayıflanmalara mahal vermeden, tüm muvahhidler oradaki gelişmelere müdahil olmak zorundadırlar. Orada yeni bir Suudıi Arabistan, ya da Ürdün benzeri bir hilkat garibelerinin oluşması muhakkak engellenmelidir. Artık Arab kardeşlerimiz de, islami bir toplum modeli oluşturma sorumluluğunu almalıdırlar. Şu an zalim iktiadara karşı kıyam eden kardeşler, bir şekilde bu kıyamın önünü ve arkasını çok ama çok iyi analiz edip, gerekli her çalışma ve girişimi yapmak durumundalar. Bunlar arasında şüphesiz, Siyonitlerin ekmeğine yağ olabilecek tutum ve tavırlardan kaçınmak ve İslam Cumhuriyeti sorumlularıyla da geleceğin Suriyesini konuşmak ta olmalıdır. İranlı yetkililer de Suriye gerçeğini yerinde ve bağımsız bir şekilde tesbit etmeli, tarafgir siyasetin üzerine çıkıp ilerisini görmeye çalışmalıdırlar. Bilinsinki, Suriye, Onun bunun değil, hepimizindir!!! Yani Ümmetindir! Bu böyle biline! Allah yar ve yardımcımız olsun! Amin!!!
murat alp
esad zalimdir
23 Şubat 2012 Perşembe 05:22
Esad zalimdir onu destekleyenlerde onun yaptıklarına ortaktır. Esadın zalimliğii kürt politikasından baktığımız zaman bile yeter, ki bu dört zalim devlet içinde (iran , türkiye , ırak, suriye) en zalimi kürtler için suriyedir o katiloğlu katilin kürtlere neler çektirdiğini tahmin bile edemezsiniz. bu konuda zihnim açık ve olayları görebiliyorum.
Benim asılsmerak ettiğim libya bildiğimiz gibi libya refah içinde olan bir ülkeydi halkda o kadar baskı altında değildi, libya hakkında daha ayrıntılı bir sosyolojik inceleme gerekiyor kanımca.
Bu arada ben az çok soluda takip ediyorum ve burda yapılan bir çok yorumun aynısını bir kısım solcularda yapıyor kelime kelime aynılar.
saıd
zalımler ıstemesede allah nurunu tamamlayacak
23 Şubat 2012 Perşembe 00:45
herkesın bır planı vardır allahın planı ısler cunku mazlumun ahı yerde kalmaz butun bu olanlar ınsallah ıyıdır cunku yuz yıla yakın muslumanlar sındırılmıstı sımdı butun zalımlerın pacası tutusmus gelen gıdenı arartır hesabı ıcındeler tosun pasalık bıtmıstır o kadar zalımler ıcın yasasın cehnem yarını ancak allah bılır allah hayırlısını nzsıp etsın butun musluman halklar ıcın ozelıkle kurdıstan va fılıstın ıcın tanka karsı tas atan cocuk daıma haklıdır o kadar
Saadet
Br Kaç Soru
22 Şubat 2012 Çarşamba 03:35
Selahaddin abinin bu yazıdaki değerlendirmesinin öncekilere nazaran daha objektif olduğunu söylemek gerekir. Ama Suriye mevzusunda asıl noktaya ısrarla değinmediğini görüyoruz. O nokta, Suriye muhalefetinin yapısı, esad sonrasına ilişkin açıklamaları ve ABD-Siyonizm ve Batı'yla olan ilişkileridir. Esad zalim, cani, vs.; doğrudur. Lakin hiç değinilmeyen sorular şunlar:
1. Amerika, İngiltere, Fransa ve Batı'nın Suriye'deki halk uyanışının/İslami direnişin yanında durmasını ve desteklemesini nasıl açıklıyorsunuz? Ki bu destek sadece siyasi destek olmadığını biliyoruz.
2. Suriye halkını temsil ettiğini söyleyen muhalefeti nasıl yorumluyorsunuz; liderlerini, sözcülerini ve aralarındaki farkları. Zira 3 farklı muhalefet var, birbirlerini reddeden açıklamalar yapıyorlar.
3. Yazınızda da belirttiğiniz gibi, bahreyn muhalefetini ezen Suudun suriye muhalefetine bu kadara ateşli destek vermesini nasıl yorumluyorsunuz? Örneğin bu soruyu sormak bu kadar mı zor, yazınızda niçin bu soruyu sorup da bir kaç kelam da bu soru cevap vermek için etmiyorsunuz? Objektif bir değerlendirme bunu da gerektirmez mi?
4. Son olarak Nasrallah'ın değindiği çelişki niçin acaba bizim akıllarımıza gelmiyor: Filistin sorununun israille müzakereler yapılarak halledileceğine inanan arap ligi niçin suriyede silahlı muhalefeti destekliyor? Mesela İran'ın diğer halkların kıyamlarını selamlamasını ama suriyeye gelince tersi şeyler söylemesini bir çelişki olarak neredeyse her yazınızda belirtiyorsunuz. Peki diğer çelişkiler niçin aklımıza gelmiyor. Bu da sisin ifadenizle oldukça "düşündürücü" değilmi?
Selahaddin abi,
bir soru da şu, iranın çelişkisine değiniyorsunuz, tamam doğru. ama bu çelişkiye değinip bırakıyorsunuz. bu çelişkinin herhalde bir açıklaması olmalı? iran kendini bütün insanlık nezdinde sorgulatacak bu çelişkide niçin ısrar ediyor? Sebebi, mezhepçilik mi, bağnazlık mı, körlük mü, suriyeye islami bir rejimin gelmek istememesi mi, ulusal çıkarları mı, nedir? bu çelişkiyi islam inkılabının yetkilileri nasıl açıklıyor, mutlaka bir izahları olmalı. dua ve hürmetle...
Akın Morçol
Üstadı saygıyla selamlıyorum...
22 Şubat 2012 Çarşamba 01:16
Selahaddin abinin o uzuun makalelerini,tetkik ve değerlendirmelerini taa Selam Gazetesi zamanından beri takip ediyor ve takdir ediyorum...Bir ara İran'daki 'Yeşil Hareket'le ilgili değerlendirmelerinden dolayı 'Haksöz' deki yazılarından birinde kendisine,hamasetle serzenişte bulunmuştum haddimi aşarak...Olaylara vukufiyeti ve derin analizleriyle Hak ve Adalet ölçüsüyle hareket eden bir gerçek ağabey olduğunu,kendisini şifahen tanımama rağmen müşahade ettim...İİC değerlendirmelerinin ne kadar yerinde ve hakşinas olduğunu da özellikle şu Suriye Baas Cuntasına İran ve İrancı çizginin(ki bu satırların sahibi fakir de,yakın zamana kadar bu çizginin fanatiklerinden biriydi) verdiği açık destek göstermiş oldu...Bu desteğin alt yapısında Despotizme olan meyil ve yöneliş olduğu artık su götürmez bir gerçekliktir...Ha bu salt İran ve İrancı çizgiler için geçerli değil,bilakis müslüman camiaların kahir ekseriyetine sirayet etmiş bir hastalık...Öyle ki: İslam Devleti olsun da başında Yezid bile olsa kabuldür hezeyanını savunan insanların sayısı azımsanmayacak derecededir İslam Dünyasında...Oysa,Vahiy'le ve Sahih Sünnetle inşa olunmuş Müslüman şahsiyetler için,Despotizmin,kızıl,kara,yeşil,..her rengine karşı çıkmak temel ilkelerden biri olmalı değil midir?!Aziz İslam Peygamberi(S) Döneminde,'münafıklara' bile hiçbir dayatma ve zor uygulanmadığı,Hak ve Adalet temelli güzel bir örneklik varken,bugün karşımıza İslam adına(!) bırakın münafıkları;muvahhid müslümanları bile türlü işkence,göz hapsi,ev hapsi ve hatta ortadan kaldırma siyaseti güden İslami hareket(!) ve devletlerin(!) varlığı,ümmetin,içinde bulunduğu en büyük zaaflardan değil mi?!Daha saymakla bitmeyen nice zihinsel,siyasal,sosyal sorunları var bu ümmetin evlatlarının...Rabbim cümlemize akıl,iz'an,firaset ve basiret versin...Selahaddin Abiyle,şifahen değil de yüzyüze görüşebilmeyi ve kendisinden istifade edebilmeyi çok isterdim,nasipse...
s.a.
sebep
21 Şubat 2012 Salı 23:14
Suriyedeki krize cozum olarak reforma, barisa ve diyaloga nasil bakiyorsunuz. Ve bir cok siyasi analistler Suriye krizinin olusumunda dis guclerin cok bariz bir rolu oldugunu belirtmekteler. Bu yaklasim nederece dogru sizce? Ve Irandaki alimler, siyasiler ve entellektuellerde Suriye krizinin bolgedeki ulkelerinkine benzemedigini ve bunun siyasi-tarihi sebepleri oldugunu soylemekteler. Mudahele ve catisma degilde reform ve diyalogu onermekteler. Ve emperyalisme karsi Esadi desteklemekteler. Iranin bu stratejik desteginin sebebleri ne olabilir.
Ali Haydar
İtidal
21 Şubat 2012 Salı 19:47
Kıymetli Hocam, Son bir yıldır bölgedeki gelişmeleri, -bilhassa Suriye özelinde- yorumlarken sizin dahi fevri çıkışlarınıza şahit olmuştuk, kaldıki bizler birbirimize neler söyledik neler! Bu -Efradını cami ağyarını mani- itidal içeren yazınızdan dolayı sizi tebrik ediyorum. Tecrübe ve "ağabey" lik böyle bir şey olsa gerek. Allahın selamı üzerinize olsun..
avrupali musluman
Esad zalim degildir
21 Şubat 2012 Salı 18:25
Suriyede katliamlarin sebebide, sorumlusuda, ve katliamlari yapanda dis gucler destekli teroristlerdir. Ayrica Iran ve Suriye stratejik muttefiklerdir. Bu iliskide Iranin Israile karsi ortak haraket etmekten baska ne gibi bir sebebi olabilirki. Bir sey yaziyorsunuz fakat aciklamiyorsunuz. ....

Esada zalim diyen gercek zalimleri gormiyor.
avrupali musluman
dogrunun taraftarligi
21 Şubat 2012 Salı 18:15
Esad hakkinda Elkaide-Bati-Arab birligi-AKP arasinda konsensusune nedersiniz? Sizce Libyada dis mudaheleyle gerceklesen degisim Suriyedede olmalimi? Misir ve Tunus devrimine destek veren Iran nicin Libya, Irak, Afganistandaki ve simdi Suriyedeki degisimlere tedirgin davrandi? Iranin bu davranisin sebebi dis mudahele faktoru olabilirmi? Emperyalistlere Afganistan, Irak ve Suriyede kosulsuz destek veren AKP katliamlarin sorumlusu degilmidir?
asç
Hizburrhman Olalım Hizbuşşeytan Değil
21 Şubat 2012 Salı 14:39
Fitne Öldürmekten Daha Kötü!
Türk ordusu Ergenekon ordusu mu düne kadar her tarafına sızan Ergenekon çetesi tüm müslüman evlatların kanını helal etmeye gerekçe miydi? Suriye ordusu çoğu sünni müslüman halk ordusudur müslüman evladını öldürmeğe nasıl taraftar oluruz bunun vebalı çok büyük aklımızı başımıza alalım Rabbimiz Allahtan korkalım ve Fitneden uzak duralım fitnecilerle beraber olmayalım
Hizburrahman ve Hizbuşşeytan!
Kim iman ederse, iyi işler yaparsa kötülükten ve fitneden uzak durursa Cennet onadır o Rabbimiz Rahman yanadır ve onun dostudur, kim islama ve imana sırt çevirirse halklar arasında fitne ve zulüm yaymaya çalışırsa Cehennem onadır Şeytanın kuludur işte böyle basit İman ve Kur'an kimsenin tekelinde değil
arayan bulur
dikkat çeken hususlar
21 Şubat 2012 Salı 12:32
1.ırakı işgal eden,üç parçaya bölen,istediği siyaseti dizayn eden
amerika nasıl oluyorda insiyatifi iranın desteklediği unsurlara bırakı-
yor?!
2.bütün arap ülkelerindeki isyanlar kıyam olurken suriye halkı emper-
yalistlerin uşağı konumuna itilme bakış açısı ne kadar gerçekçi?!
3.çeçenistan ve afganistan işgallerinde neden aynı duyarlılık iran politikasına yön vermiyor?!
4.devlet yönetimini tuğyan ve zulüm üzerine kurmuş baas iideolojisi
kudüs ve filistin davasına destek olduğu ne kadar inandırıcı?!
5.iran ve hamas davalarnda zalim baas yönetimine ihtiyaç duymaları
zaafiyet değilmidir?!
6.yüzyıllardır çekilen acıların en temelinde milliyetçilik.mezhepçilik,
meşrep ve hizipçilik ayrışmaları varken,düşmanlarıda üzerimizde güçlü yapan bu ayrımcı anlayışlarımız olduğu halde,bu konuda neden
ciddi proje ve eylemlerimiz yok?!!
Abduh
Bir Yorum
21 Şubat 2012 Salı 09:09
"Velayet-i fakih ve Baasçılık
لا ينهاكم الله عن الذين لم يقاتلوكم في الدين ولم يخرجوكم من دياركم أن تبرّوهم وتقسطوا إليهم إن الله يحبّ المقسطين
Allah, sizinle din konusunda savaşmayan, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkarmayanlara iyilik yapmanızdan ve onlara adaletli davranmanızdan sizi sakındırmaz. Çünkü Allah adalet yapanları sever."
Her kes biliyor ki İran İslam Cumhuriyeti rejim olarak velayet-i fakihe bağlıdır, Suriyede de ırkçı baas rejimi hakimdir aralarında akidevi hiç bir bağ yok ama akidemize mühalif olanlarla ticaret ve ittifak kurmak imana zarar vermez peygamberimiz -savs- de mühaliflerle ittifak kurmuş eğer yaptığımız işte Rabbimiz rızası varsa olsun Şeytan ABD'nin pıyonlerı münafık BOP'çular ve o münafıklerın dostluğu ve velayetını kabul eden sapık bidatçi zihniyet sahipleri varsınla memnun olmasınlar onlar ne ki onları memnun edeceğiz onların sonu cehennemdir orası ne kötü bir yer ama onlar anlamazlar ve inanmazlar
Biz Rabbimizden tüm Suriye halkına yardım etmesını ve bu fitnenin bir an evvel sönmesını diliyoruz
Allahumme selli ala muhammed ve ala ali muhammed ve accililferec."
Not; imla hatalarına dokunmadan Abn.ir sitesi bir yorum alıntısıdır takdir okuyuculara
hakca
ıyılık ve dogruluk dosta en guzel hedıye dusmana en etkılı sılahımzıdır
21 Şubat 2012 Salı 08:28
degerlı agabeyımıze selamlarımla bırlıkte dualarımı gonderıyorum .muslumanların artık guncel ustu sıyaset uretıp ızlemelerı konusunda ,yapmıs oldugu yorumları ve degerlendırmelerı cok yerınde buluyorum .
ALLAH cc basıret ve ferasetımızı arttırsın .
İman dolu akılların üretecegi,fikir,eylem,hayırlı salıh amellerde bızı bulustursun .
KARİKATÜR







Haksoz haksöz