1. YAZARLAR

  2. İbrahim Sediyani

  3. Yanarak Tanışıp Donarak Vedâlaşmak
İbrahim Sediyani

İbrahim Sediyani

Yazarın Tüm Yazıları >

Yanarak Tanışıp Donarak Vedâlaşmak

A+A-

Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı ve Sivas Bağımsız Milletvekili Muhsin Yazıcıoğlu, 29 Mart 2009 Pazar günü yapılacak yerel seçimler kapsamında, 25 Mayıs Çarşamba günü Kahramanmaraş mitinginden Yozgat mitingine gitmek üzere beraberindeki 5 kişiyle birlikte Bell 206 L – 4 tipi helikopterle havalandıktan sonra aramızdan ayrıldı. Yazıcıoğlu ile birlikte BBP Sivas İl Başkanı Erhan Üstündağ, BBP Sivas İl Başkan Yardımcısı Yüksel Yancı, BBP Belediye Meclis Üyesi Adayı Murat Çetinkaya, Kaptan Pilot Kaya İstektepe ve İhlas Haber Ajansı (İHA) Sivas Muhabiri İsmail Güneş’i taşıyan helikopter, il merkezinin 55 km kuzeybatısında bulunan Döngel (Zeytun) ile Altınyayla (Sisnê) köyleri arasındaki 2503 m’lik Keş Dağı’na düştü. Düşen helikopterin enkazına ve 3 m yüksekliğindeki karın arasında donmuş olan cesetlere, olaydan 48 saat sonra, bugün (27 Mart Cuma) ulaşıldı. 

Bu elim kazada hayatlarını kaybedenlere Allâh’tan râhmet, geride bıraktıkları ailelerine, yakınlarına ve sevenlerine sabr ve metanet diliyorum.

Başta BBP Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve İHA Muhabiri İsmail Güneş olmak üzere, bu acı olay herkes gibi beni de derin bir üzüntüye boğmuştur. Evli olan 1975 doğumlu İHA Muhabiri İsmail Güneş’in biri 5, biri de 3 yaşında olan iki oğlu vardı.

Helikopter düştükten sonra de 112’yi aradı ve Rabbi’nin huzuruna varmadan önce yine mesleğini yaptı. Olayı anlattı, “haber” yaptı. “Son haberi”ni yaptı ve ondan sonra teslim etti rûhunu. Sivaslı İsmail’in son haberi, kendisiydi; kendi ölümünü haber yaptı.

Gazeteciydi o.

Gazeteci, böyledir.

Onun amacı “çağa ayak uydurmak” veya “geleceğe yatırım yapmak” değil, “çağa tanıklık etmek”tir. Yaşadığı toplumda, ülkede ve dünyada yaşanan her şeye “tanıklık etmek”tir, “şahîdlik etmek”tir.

Onu mutlu edecek şey, çok para kazanmak, güzel bir eve sahip olmak, yüksek makamlara gelmek değildir. Ona göre böyle bir dünya, “küçük bir dünya”dır. O, kendi “küçük ama dünyalardan daha büyük” dünyasında mutlu olur. O, paranın hayâlini, kendine daha güzel bir fotoğraf makinâsı alabilmek için kurar sadece.

O, güzel bir fotoğraf çektiği zaman mutlu olur. Vahşî doğada güzel bir ceylanın veya bir bahçede kırmızı bir gülün fotoğrafını çektiği zaman mutlu olur. Denizlere, dağlara, ağaçlara, çiçeklere sahip olmak gibi bir amacı yoktur; çünkü ona göre bütün bunların sahibi Allâh’tır. Denizlerin, dağların, ağaçların, çiçeklerin fotoğrafını çektiği zaman mutlu olur. Bir şelâle gördüğü zaman, dünyanın en şanslı insanıdır o. Şelâlenin önüne geçip resim çektirmek ister, şelâleyle birlikte kendi resmi de çıksın ister. Böyle küçük şeylerle mutlu olur o.

Ev, arsa, bağ bahçe peşinde değildir. Toprak sahibi olmak mutlu etmez onu; o, toprağı kokladığı zaman mutlu olur. Toprağın kokusunu çekmek ister nefesine.

Onun için yaşam, “söz” ve “yazı” demektir. Bütün hayatı “konuşmak” ve “yazmak”tan ibarettir. Çünkü onun yaşam gayesi “sahip olmak” veya “çağa ayak uydurmak” değil, “çağa tanıklık etmek”tir. İnsanın ve toplumların serüvenini, toprağın kokusunu, güneşin ısısını, ayın ışığını, dağların duruşunu, bulutların yolculuğunu, denizlerin sükûnetini, ırmakların akıntısını, derelerin şırıltısını, ceylanların ürkek bakışlarını, kuşların cıvıltısını, çiçeklerin ve kelebeklerin güzelliğini “yazıya dökmek” için yaşar o. Tek arzusu budur onun.

Gazeteciydi o.

Gazeteci, böyledir.

Mekânın cennet olsun, İsmail.

* * *

BBP Lideri Muhsin Yazıcıoğlu ile geçen yıl, Ludwigshafen Faciâsı’nda tanışmıştım.

3 Şubat 2008 Pazar akşamı saat 16:22’de Almanya’nın Renanya – Palatina (Rheinland – Pfalz) eyaletinde, merkezi Neustadt an der Weinstraße olan Ren Hessen – Palatina (Rheinhessen – Pfalz) iline bağlı Ludwigshafen am Rhein ilçesinde meydana gelen korkunç yangında, hepsi de Gaziantepli ve akraba olan 5’i çocuk, 4’ü de kadın olmak üzere 9 kişi diri diri yanarak feci şekilde can vermişti. Ölen kadınlardan biri hamileydi, iki canlıydı, yani aslında 10 kişiydi yitirdiklerimiz.

Ludwigshafen yangınından sonra, yanan binanın karşısında adeta kamp kurmuştuk. Bir hafta boyunca o binanın karşısında arabanın içinde yatıp kalktık. Bir hafta aç, susuz ve uykusuz bir şekilde, o trajediye “tanıklık etmek” ve o acıyı “paylaşmak” için oradaydık.

Yangından dört gün sonra, 7 Şubat günü, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, eşi Emine Erdoğan ile birlikte Ludwigshafen’a geldi. Erdoğan’ı Renenya – Palatina Eyaleti Başbakanı ve Almanya Sosyal Demokrat Parti (SPD) Genel Başkanı Kurt Beck, Federal Almanya Cumhuriyeti Göç ve Uyumdan Sorumlu Devlet Bakanı Maria Böhmer ve Ludwigshafen Belediye Başkanı Eva Lohse karşıladılar. Erdoğan’ın yanında Sivas milletvekili ve Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu da vardı.

Anma töreninden sonra yakından tanışmıştım Muhsin Yazıcıoğlu ile. Kendisini canlı yayına almıştık, konuğumuz olmuştu. Yayından önce ve sonra da, canlı yayın aracının içinde oturup çay içmiş, bol bol sohbet etmiştik.

Dış görünüşü, davranışları, konuşması, canlı ve içten dostluğu, Müslüman aile yapısı ve karakteristik özellikleriyle tipik bir Anadolu insanıydı. Tipik bir “Sivas Yiğidosu”ydu.  Bulunduğu konum itibariyle isminin başına pek çok sıfat eklenebilir, ancak, bana göre, O’nu en iyi tarif edebilecek sıfat, “Sivaslı” sıfatıydı.

Çok sevmiştim Muhsin abiyi. Ondan olacak, iki gündür yazamadım bu yazıyı; hep bir umut, bir umut bekledim. Bugün enkaza ulaşıldı ve vefâtı kesinleşti.

* * *

Bir yangın dolayısıyla tanışmıştım O’nunla, “yanarak” tanışmıştım. Biri henüz anne karnında olan 10 insanımızı diri diri yakan, 10 ciğerparemizin alevler içinde yanarak can verdiği korkunç bir yangın dolayısıyla geldiği Ludwigshafen’da tanışmıştım.

Hem de, yanan binanın önünde. İçinde insanlarımızın yanarak can verdiği evin önünde tanışmıştık.

Yangında tanışmıştık Muhsin Kaptan’la. Yanarak tanışmıştık.

Yanarak tanıştığımız Muhsin Kaptan, donarak vedâ etti bize.

Geçen yıl, biz yanınca o üşüdü memlekette; dayanamadı ve yanımıza geldi. Şimdi ise o üşüdü, donarak can verdi.

Ve haberi ateş gibi yaktı yüreğimizi.

* * *

Muhsin Yazıcıoğlu’nun 25 yıl öncelerde Mamak Cezaevi’ndeyken yazdığı “Üşüyorum” şiiri, karlı dağda donarak can verince gündeme oturdu. Herkesin dilinde bu şiir var şimdi:

“Bir coşku var içimde bu gün kıpır kıpır
uzak, çok uzak bir yerleri özlüyorum
gözlerim parke parke taş duvarlarda
açılıyor hayal pencerelerim
hafif bir rüzgâr gibi süzülüyorum
kekik kokulu koyaklardan aşarak
güvercinler ülkesinde dolaşıyor
bir çeşme başı arıyorum
yarpuzlar arasında kendimi bırakıp
mis gibi nane kokuları arasında
ruhumu dinlemek istiyorum
zikre dalmış her şey
güne gülümserken papatyalar
dualar gibi yükselir ümitlerim
güneşle kol kola kırlarda koşarak
siz Peygamber çiçekleri toplarken
ben çeşme başında uzanmak istiyorum
huzur dolu içimde
ben sonsuzluğu düşünüyorum
ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum
durun kapanmayın pencerelerim
güneşimi kapatmayın
beton çok soğuk, üşüyorum.”

* * *

Allâh râhmet eylesin, toprağı bol olsun. O’nun 25 yıl önce yaşadığı “üşümeyi” hepimiz hayatımızın belli bir döneminde yaşamızdır. Ben de O’nun gibi “üşürken” yazdığım “Sakın Kapama Gözlerini” adlı şiirimden bir kıt’âyı kendisine adıyorum:

“Selam olsun bahara
çiçekler açmış memleketimde
kuşlar cıvıl cıvıl ötmekte
özlemin sarısıyla vuslatın mavisi kucaklaşmışlar
ekinler yemyeşil bu yüzden
dört yön beş vakit çıkmıyor aklımdan söylediklerin
‘benim yazarım’
haykırdım eteklerinde yankılansın diye
yüklenmiyor dağlar sevginin emanetini de
şimdi çırılçıplak ortasındayım kavganın
çırılçıplak, yani suskun ve kalemsiz
ben Kafkasya eteklerinde geçireceğim bu kışı
sırtımı Allahuekber dağlarına yaslayacağım bu mevsim
sevdiceğim kapama gözlerini
üşürüm sonra.”

 

ibrahim.sediyani@hotmail.de

YAZIYA YORUM KAT

13 Yorum