1. YAZARLAR

  2. Melih Altınok

  3. Yanan beş mahkûm için, adalet için
Melih Altınok

Melih Altınok

Yazarın Tüm Yazıları >

Yanan beş mahkûm için, adalet için

A+A-

Nakil sırasında Kayseri yakınlarında beş mahkûm yanarak öldü. Beş mahkûm! Adlarını şimdiden unuttunuz muhtemelen.

Hatırlatayım; adları, yaşları, hikâyeleri var ya onların da.

Sinan Aşka, 18 yaşındaydı.

Akif Karabalı, 24 yaşındaydı.

İsmet Evin, 33 yaşındaydı.

Abdülsetter Ölmez, 35 yaşındaydı.

Medeni Demir, 47 yaşındaydı.

Tıpkı Cağdaş Türkü’nün o içli şarkısı Rami Kışlası’ndaki gibi, hepsi de “Malatyalı, Vanlı, Muşlu...”

Unutmuşsunuzdur isimlerini diyorum ama haksız değilsiniz, ben de yazdığım için biliyorum zaten. Sıradan mahkûmlar işte, n’olacak ki... Cezaevlerinde yoksulluk, hastalık, kötü muamele... ile cebelleşen tanınmamış, nüfussuz, bırakın bir basın kartını, akademik unvanı ya da rütbeyi, doğum tarihi haznesi uydurma olmayan hüviyetlere sahip olmaları “lüks” sayılan “adi” mahkûmlar onlar.

Bereket yanarak ölmeleri hâlâ en azından haber değeri taşıdığı için yakınlarının resimlerini gördük gazetelerde de, az bucuk aşina olduk hayatlarına; onların “da” dramları olabileceğini düşünebildik bir anlığına.

Gazetelerin internet sitelerindeki ünlü ünsüz kadınların kıçından oluşturdukları foto galerinin hemen üzerindeki bir başka pornodan, “yanan aracın fotoları için tıklayın” bölümlerinden bahsetmiyorum elbette.

İçinden insan geçenlerden bahsediyorum. Mesela yakılanların yakınlarından, takatsiz kalmış kollarını iki yanına sarkıtmış tülbentli (he, nineleriniz gibi) teyzenin, adamların her hallerinden okunan çaresizliklerinin, kimsesizliklerinin resimlerine bir bakın. Yananların hiç bir yerde okuyamayacağınız hikâyelerinin ipuçları oradadır.

Evet, yakılan arkadaşlarımızın dramı hakkında “enforme” edilmeyeceğiniz için iş yine size düşüyor. E biz de hiçbir şey bilmiyoruz haklarında, el mecbur, “tanınmışlar” üzerinden konuşacağız onları.

Çünkü siyasilerden, bu beş benzer “kimsesizin” nasıl vahşice ölüme terk edildiklerinin, yakıldıklarının hesabının sorulmasını isteyen “arkadaşları” yok ki köşe yazarlarına mektup yazsınlar.

Sinan’ın muhtemelen yeşil kartı için çektirdiği fotoğrafından başka resmi de yoktur şimdi, adına kurulacak platformlar yakalarına resmini takıp da Taksim’de gösteri yapsınlar.

Medeni Ağabey’in çocuğunun, gözaltına alınırken falan değil ha, yandıktan sonra nasıl üzüldüğünü konuşmayı da teklif dahi edemeyiz zaten televizyonlardaki “vijdan moderatörlerinin” sevk ve idare ettiği programlarda.

Kimseciklerin, elleri kelepçeli olduğu halde içine tıkıldığı ringin kapısı açılmayan ve cehennem ateşinde közlenmeye terk edilen Akif’in “işitilmeyen” çığlığını sembolize eden bantlar takıp ağzına sokağa çıkmayacağını da biliyoruz hepimiz.

Hunharca sossuz spagetti yedirilme işkencesine maruz bırakılan paşaların çiğnenen onurunun tercümanlığına soyunanlar, İsmet’in 1600 km’lik yola çıkarken jandarmadan kuvvetle muhtemel yediği sopanın (ki nakilde vaka-i adiyedendir) mönüsünü de yazmayacaklar gazetelerinde...

Yo yo, bu örnekleri çığlığı çıkmayanların sahipsizliği üzerinden seslerinin yankı bulma ayrıcalığına sahiplere çemkirmek için yazmıyorum. Derdim “herkes eşittir bazıları daha eşittir” düsturunu hükümlüler için de hükümsüz kılmanın yolunu açmak sadece. Nokta.

Bizlerin yapmayacaklarının listesini uzun, upuzun işte Sayın Başbakan. Size, her köşede yer bulan Hrant’ın arkadaşlarının mektubundan uyarlayarak seslenmek istiyorum.


Arkadaşlarımızı yaktılar.

On yıl kadar önce Hayata Dönüş Katliamı’nda arkadaşlarımız bilerek ve isteyerek yakıldığında da adalet arayışımız kadük kalmıştı.

Bu davadaki birtakım ilerlemelere evet ama yetmez.

Simdi de yukarıda bahsettiğimiz vahşetten şikâyetçiyiz.

Adalet Bakanı konuyla ilgili olduğunu söylüyor. Ama bu “arkadaşlar inceliyor, soruşturma sürüyor” teranesi, her ne kadar arkadaşlarımızın bedenlerindeki ateş söndürülmüş olsa da bizlerin yüreğinin hâlâ yanmasına engel olamıyor.

Arkadaşlarımız içeride cayır cayır yanarken o lanet olası görev sorumluluğuyla kapıyı açmayan, aptalca, korkakça ve aslında her şeyden çok zavallıca davranan 20 yaşındaki erleri, “asmayıp besliyorsunuz, koca koca adam edeceksiniz” demiyoruz elbette.

Der miyiz hiç? Bu sistemin “aptal” ettiği gençlerle, çocuklarla değil derdimiz. Bebeklerden bile, canını devlete emanet eden ve artık yaşam hakkı onun “namusu” olan mahkûmların özgürlüğünün yanarlarken bile sınırlandırılması gerektiğini düşünebilecek canavarlar yaratan karanlıkla.

Görüneni, görünmeyeni, katillerimizi istiyoruz, adalet olsun, hak hâkim olsun diye.

Cevaplarımızı almadan susmayacağız, sormaya devam edeceğiz.

Yanan kimsesiz mahkûmlar için, adalet için!

Yanan mahkûmların da arkadaşları.


melihaltinok@gmail.com

TARAF

YAZIYA YORUM KAT