Yamomoto ve Bin Laden

09.05.2011 13:15

Süleyman Ceran

1943 yılında suikast sonucu öldürülen Oramiral İsoroku Yamamoto, Japonların en büyük stratejistlerinden birisidir. Daha yirmi yaşında iken Ruslarla Japonlar arasında cereyan eden Tsushima Savaşı’na, teğmen adayı olarak katılır ve iki parmağını kaybeder. Askeri kariyeri hep başarılarla ilerler ve 1941 yılında Pearl Harbor Baskını’nın fikir babası olur. Bu baskın, dünyadan fiziksel olarak izole halde bulunan ABD’nin “dokunulabilir” olduğunu gösteren ilk saldırı olur. Uzun bir hazırlık döneminin ardından Oramiral Yamomoto’nun kusursuz taktikleriyle Japonya, ABD’ye karşı öldürücü bir hamle yapar. Japon uçakları saldırır, bazı pilotlar kamikaze denilen intihar saldırıları yaparak uçaklarını gemilerin kalbine saplayarak ölüme giderler. Binlerce askerin öldüğü, gemilerin battığı ve savaş uçaklarından yüzlercesinin kullanılamaz hale geldiği bu baskın sonrasında Japonların barış ortamı beklentileri suya düşer. Aslında böyle bir yenilgi sonrası tarih boyunca olması gereken de budur. Karşı taraf (ABD) saldırının nedeninin farkındadır ve artık barış vakti gelmiştir, daha büyütülmemelidir. Dünya çapında karizması yerle bir olan ABD, “neden?” sorusunu sormak yerine “nasıl?” sorusuna odaklanır, kini aklını galebe çeler ve sonunda atom bombası atarak sayısız insanın o andan bugüne kadar ölmesine varacak çılgınlığa girişerek insanlık tarihinde kara, iğrenç bir iz bırakır.

Askerî anlamda ABD’ye haddini bildiren Pearl Harbor saldırısından sonra Amerikalılarda, Asyalılara karşı bugün dahi devam eden şüphe, nefret ve düşmanlık hisleri oluşur. Yaygın ABD vatandaşlarının çoğunda dahi “neden?” sorusu yer almaz. Baskın sonrası İsoroku Yamomoto’yu takip eden Birleşik Devletler, iki yıl sonra, şifreli bir mesajı çözerek Amiral’i bulur. Yamomoto, cepheyi teftiş etmek maksadıyla Ballale Adası’na doğru hareket halindeyken, P-38 tipi avcı uçağı  (bazı kaynaklarda uçak sayısı 16 olarak belirtilir) tarafından düşürülerek öldürülür. Naşı, Pasifik Okyanusu’nun derin sularında kaybolur. Ölümü gizlenen amiralin cenazesine ulaşıldığında kılıcını sıkı sıkı tuttuğu anlatılır.

Yamomoto’nun ölümünden kırk yıl sonra Amerika’nın karşısına başka biri çıkmaya hazırlanacaktır. Bu kişi, Üsame Bin Laden’dir.  Daha otuzuna dahi gelmeden Ruslarla savaşan bir mücahittir Laden. Üstelik çok zengin bir Suudi ailesine sahip olmasına rağmen diğer zengin aile çocukları gibi sapkınlıklarının değil ideallerinin peşine koşar. Dört defa yaralanır. Sonrasında İslam Dünyası’na dönük Amerika’nın emperyal hedeflerini akamete uğratma anlamında tarihi bir saldırıyı tasarlar ve uygular. Bu plana göre, dünyanın silah ve para gücünü elinde bulunduran ABD’nin askeri gücü bir anda yok edilemez ama iktisadi kalbi vurulabilir. Pearl Harbor baskınından tam atmış yıl sonra ABD’ye en fazla yaklaşan kişi Üsame Bin Laden olur.  Bu bağlamda Dünya Ticaret Merkezi’ne, ABD’nin kendisine ait sivil uçakları ile ölüm dalışları (kamikaze)  yapılır ve kuleler patlatılır. Kapitalizmin tapınaklarından ikisi yerle yeksan olur. Sadece İkiz Kuleler değil, Pentagon’a da bir uçak isabet eder, Beyaz Saray yolundaki uçak ise hedefine varmadan yere çakılır. Amerika’nın ekonomik, stratejik ve sembolik mekânlarına aynı anda saldırılar planlanır ama mutlak netice alınamaz. Baskın ve saldırı neticesinde üç bine yakın insan hayatını kaybeder. Halk, savaş karşıtı gösteriler yapıp, hükümeti eleştireceğine sağır bir sessizlikle süreci izlemekle yetinir.

Sonraki zamanlarda saldırıyı üstlenen Laden, belki de iki şeyi hesap etmişti. İlki panikleyen ABD’de, “nerede yanlış yaptık?” “niçin?” soruları kamuoyu ve devlet nezdinde tartışarak belki de bir şeyler değişebilirdi. Diğer bir seçenekte ise ABD, hırsla güçlerini Asya’ya, Ortadoğu’ya dağıtabilir ve bölünen güçler gerilla mücadeleleri ile dize getirilebilirdi. Ne yazık ki, Birleşik devletler hiçbir zaman “niçin?” sorusuna değil, “nasıl?”, “hangi cesaretle?” sorularına odaklanıp kibri, gururu aklını geçer ve büyük bir nefretle saldırır. Afganistan ve Irak işgal edilir. NATO’nun 5. maddesini bayraklaştıran Bush’a İngiltere başta olmak üzere pek çok Avrupa ülkesi destek verir. Dünyanın değişik yerlerinde Müslümanlara karşı nefret suçları artmaya başlar. Irak’ta bir milyon Müslüman öldürülür. Irak’taki yetim, öksüz çocuk sayısı ortalama bir ülke sayısına eşitlenir. Afganistan’da sayısız hak ihlalleri yaşanır. Guantanamo adı verilen insanlık dışı hapishane oluşturulur ve yakalanan Müslümanlara post modern işkenceler yapılır.

İsmi açıklanmayan ve büyük paralarla ödüllendirilen iki emekli ordu psikologu, uygulanan kişide boğulma hissi uyandıran ‘su işkencesi’ni (waterboarding) yaratır. El Kaide zanlısı Ebu Ubeyde’ye 83, Halid Şeyh Muhammed’e ise 183 defa resmi rakamlara göre bu işkence uygulanır. Aslında her biri, bir ölüme eş değer uygulamalardır bunlar. Üsame Bin Laden’i yakalama uğruna kimlerin öldürüldüğünü, kimlerin havada, karada ve denizde işkence gördüğünü bilmiyoruz ama sonunda bir şekilde ona ulaşılır. 11 Eylül’den 10 yıl sonra, Pakistan’ın Abbotabat şehrinde kaldığı evde, yatak odasında, savunmasız olduğu halde öldürülür Laden. Cenazesi, iddialara göre okyanusa atılır.

Yamomoto ve Bin Laden, Rusya ve ABD’ye karşı mücadele etmiş iki isim. Her ikisi de Amerika’nın emperyalist hedeflerinin dünyayı kana boyayacağını biliyordu ve bunu önleme adına bir takım girişimlerde bulundular. Bir hesap yaptı ikisi de ama Amerika’yı oluşturan halkların bönlüğü nedeniyle sonuca ulaşamadı. Her iki girişim de ABD’nin salyalarını daha fazla akıtıp, insan soyuna onulmaz saldırılar yapma iştiyakını artırmakla sonuçlandı. Hayatları paralel gelişen iki liderin sonları da birbirine yakın oldu. Her ikisi de Amerikan güçlerinin suikastına kurban gitti. Time Dergisi’ne, Yamomoto 1941 yılında Bin Laden ise 2011 yılında kapak oldu. Yamomoto’ya Japon halkı büyük bir saygı duyuyor, Üsame’ye ise zamanla.

Amerika Birleşik Devleri, konvansiyonel basın, internet, Hollywood ve Mc Danold’s sayesinde bönleştirdiği, saflaştırdığı, cahilleştirdiği halkı sayesinde istediği gibi at koşturabiliyor. Yalnızca son otuz yılda Lübnan’a, Libya’ya,  Somali’ye, İran’a, Nikaragua’ya, Honduras’a, Panama’ya, Irak’a ve Afganistan’a saldırdığı, suikastlar düzenlediği, hükümetler devirdiği düşünülürse Laden’den sonra dünyanın daha huzurlu bir yer olacağına ancak Amerikalıların inanabileceğini hesap edebiliriz. Pek çok devletin başaramayacağı bir “cinayetler kronolojisi”ne sahip olan Amerika, Üsame Bin Laden’i katlettikten sonra görevini yapmış bir seri katilin huzuru ile derin bir uykuya tekrar dalıyor, bakalım bu sefer kim ve nerede uyandıracak onu?

  • Yorumlar 5
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim