1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Yalçın Akdoğan'ı Kızdıran Fotoğraf
Yalçın Akdoğan'ı Kızdıran Fotoğraf

Yalçın Akdoğan'ı Kızdıran Fotoğraf

Başbakan Erdoğan ile Fatma Şahin'in fotoğrafının kırpılarak kullanılmasına Yalçın Akdoğan'dan sert bir tepki geldi.

A+A-

Başbakan Erdoğan'ın Başdanışmanı Yalçın Akdoğan, Bugün gazetesinin Erdoğan ve Fatma Şahin'i el ele gösteren fotoğrafına ateş püskürdü.

AK Parti ile cemaat arasında dershaneler üzerinden yaşanan medya savaşını yorumlayan Başdanışman Yalçın Akdoğan Yeni Şafak'ta Yasin Doğan adıyla yazdığı köşesinde cemaat medyasına sert sözlerle yüklendi.

Özellikle Bugün gazetesinin dün ilk sayfasında kullandığı Başbakan Erdoğan ile Bakan Fatma Şahin'in elele gösteren fotoğrafı eleştiren Akdoğan "Kavganın da bir ahlakı vardır" dedi.

BUNUN ADI BELDE AŞŞAĞIYA VURMAKTIR, SEVİYESİZLİKTİR!

Akdoğan Hürriyet, Aydınlık ve Sözcü gazetelerini eleştirdiği yazısında esas olarak cemaat medyasını özellikle Taraf ve Bugün gazetelerini topa tuttu. Bugün'ün Fatma Şahin ile Erdoğan'ı elele gösteren fotoğrafı art niyetli bir bir tercih olarak ilk sayfada kullandığını ve "bel altı" vurduğunu yazan Başdanışman "Bunun adı açıkça belden aşağıya vurmaktır, seviyesizliktir, tefessüh etmektir. Hiçbir çekişme böyle bir saygısızlığa cevaz veremez." dedi.

041220131147557705126_3.jpg

Yasin Doğan İmzalı O Yazı:

Kavganın da bir ahlakı vardır

Yasin Doğan

Ahlak, hayatın özüdür, ruhudur. Ahlakın ölmesi, hayatın anlamsızlaşmasına kapı açar. Hayatın her alanında, her noktasında ahlaklı olmak, ahlaki davranmak ve ahlakı gözetmek gerekir. Siyasette de bu böyledir, ticarette de, gazetecilikte de... Mücadelenin, kavganın, çekişmenin, rekabetin ve eleştirinin de ahlaki bir zemini vardır, olmalıdır. Müslümanın hayatı ahlaki olan ve olmayan diye kategorilere ayrılamaz. Müslüman kızdığı zaman da, mücadele içindeyken de dini yükümlülüklere tabidir, ahlaklı ve edepli olmak durumundadır. Bu karşısındakiyle ilgili değil kendisiyle ilgilidir.

Son günlerde gazeteciliğin asli mecraından saparak farklı mücadelelerin parçası haline getirildiğini, tetikçiliğin, belden aşağıya vurmanın, kara propagandanın aleti olduğunu görüyoruz. İnsaf, izan, hakkaniyet, objektiflik hak getire... O kadar gözü dönmüş, o kadar şehvete kapılmış, o kadar kin ve nefretle kendisinden geçmiş bir gazetecilik yapılıyor ki, bırakın hakikatin uçup gitmesini, büyük bir zulüm ve haksızlık ortaya çıkıyor.

Çarpıtma, saptırma, cerbeze, iftira habercilikmiş gibi lanse ediliyor.

Bediüzzaman hazretlerinin şöyle güzel bir sözü vardır: 'Ey gazeteciler! Edipler edepli olmalı, hem de edeb-i İslâmiye ile müteeddip olmalı. Ve onların sözleri, kalb-i umumî-i müşterek-i milletten bîtarafane çıkmalı. Ve matbuat nizamnamesini, vicdanınızdaki hiss-i diyanet ve niyet-i hâlisa tanzim etmeli.'

Siyasette karşınızdaki düşman değil rakiptir. Kendisini siyasi muhalif gibi görerek kendince bir mücadeleye giren gazeteciler de karşıdakinin düşman olmadığı bilmek durumundadır. Kavganın, mücadelenin ve muhalefetin de bir üslubu ve ahlakı olmalıdır. Eleştiri ile hakaret, muhalefet ile saldırı bir değildir. Gerçeği bildiği halde çarpıtmak ve manipülasyon yapmak büyük bir ayıptır. Kin ve nefretle saldırmak ciddi bir seviye kaybıdır.

2004'teki MGK kararı sonrasında yaptığım açıklamanın ardından başlatılan kara kampanya gazetecilik açısından utanç vesilesidir. 3 yıl önce bir yakınımla evlenerek hısım olduğumuz ama hiçbir ilişki ve irtibatımız olmayan bir şahsın yaptıkları yüzünden bizi 'yolsuzlukla' suçlayan yayınlar kara kampanya şeklinde tezahür etmiştir. Böyle bir kişiyle ilgili yapılabilecek şeyler, ilişkiyi kesmek, dava açmak ve kamuoyuna haberle duyurmak olabilir. Biz de bunu yaptık. Aydınlık ve Sözcü'nün bizimle ilişkilendirerek ve doğrudan bizi suçlayarak verdikleri haberler tefessüh noktasını göstermektedir. Acı olan Hürriyet'in de Sözcü ve Aydınlık ile paslaşarak aynı kara kampanyanın parçası olmasıdır. Bunun gazetecilikle de izahı yoktur. Birinci sayfadan bizim resmimizi koyarak suçlamaları (ve hatta hakaretleri) vereceksiniz, içeride de bizim dava açtığımızı söyleyeceksiniz. Bunun adı kötü niyettir. Hürriyet, Gezi olayları sırasında da aynı SİNSİ politikayı izlemiş ve adeta aklımızla alay etmişti. Anlaşılan merkez medyadan ayrılan yazarların bu marjinal gazetelerde soluğu alması boşuna değil. Bu marjinal zihniyet bu gazetelerin iliklerine kadar işlemiş durumda ve gazetecilik maskesi altında kinlerini kusmayı çok iyi biliyorlar. Çok yazık... Hiçbir siyasi mücadele kişilik katline, karakter suikastine dönüşmemeli...

BUGÜN gazetesinin dershane konusundaki tavrı ve mücadelesi biliniyor. Aynı ahlaki sapma orada da kendisini gösteriyor. Gazete, 30 Kasım'daki birinci sayfasında Başbakan Erdoğan'la Fatma Şahin'in elele tutuşuyorlarmış gibi bir resmini bastı. Aynı fotoğraf bütün gazetelerde vardı ve Başbakan bir grubun elini hava kaldırıyordu. Bugün gazetesi ise resimdeki diğer kişileri kesip Başbakan elele tutuşuyor gibi bir görüntü oluşturuyordu. Bunun adı açıkça belden aşağıya vurmaktır, seviyesizliktir, tefessüh etmektir. Hiçbir çekişme böyle bir saygısızlığa cevaz veremez.

Dünkü 'Kavganın da bir ahlakı vardır' başlıklı yazısında Gülay Göktürk takdir edilecek bir duruş sergiledi. MGK kararı sonrasında ihanet içindeymiş gibi gösterilen Başbakan Erdoğan'ın büyük bir başarı hikayesi ortaya koyduğunu ve cemaatlere altın çağını yaşattığını yazdı.

Konu ne olursa olsun iktidar ile medya arasında bir çekişme olabilir. Kimileri bunu bir mücadele ve kavga olarak da görebilir. Ancak bırakın basın ahlak ilkelerini, temel insanlık ilkeleri bile bazı şeylere cevaz vermez.

MGK kararıyla ilgili yayınları eleştirdiğimizde birileri çıkıp 'Dershane konusunda kendimizi savunmayalım mı' diyorlar. Elbette herkes istediği görüşü savunabilir, ancak diğer konuda oynanan kirli oyunu ve takınılan seviyesiz üslubu da gözardı etmemek gerekir.

Yeni Şafak

Fotoğrafın orijinali:

ak_parti_fatma-sahin-erdogan-el-ele.jpg

HABERE YORUM KAT