Yalanın barışı yatsıya kadar

04.10.2011 09:43

Melih Altınok

Batmanlı bir arkadaşım, “Mızgin’i ve bebeklerini PKK öldürmüş olsa bile bunun ortaya çıkartılması, yıllardır devletin zulmü altında ezilip hareketten medet uman Kürtleri daha büyük bir umutsuzluğa savurmaz mı, bu gerçeği yazmanın barışa katkısı ne” diye sordu.

Aslında “Ne yani tanıklar, kriminal raporlar, görüntüler ve hepsinden önemlisi araçtan sağ kurutulan babanın beyanatları şurada dururken, örgütten gelen ve hiçbir dayanağı olmayan ‘Gerillalar olay mahallinde bile yoktu’ açıklamasına mı itibar edecektik” demek yeterli olurdu.

Ne yazık ki normal bir atmosferde solumuyoruz; konu köşe yazısı ya da haber olsa bile gazeteciliğin olmazsa olmazlarından bahsetmeniz sığlık sayılıyor. Bu lanet olası savaş, mesleğiniz ve gereklilikleri ne olursa olsun her ediminizi ve söyleminizi politik olarak da gerekçelendirmenizi zorunlu kılıyor.

Bu yüzden el mecbur arkadaşımın yürüdüğü düzleme sıçrayıp konuşmaya başladım.

“Peki, Kürtler hakikatlerin sumenaltı edildiği, gerçeğe rağmen tahsis edilmiş bir barışa fit olurlar mı?”

Dahası, tıpkı Ermenileri katleden bir zihniyetin üzerine, azınlıkları ve kurucu unsuru olan ötekileri faşizan bir ulus inşası projesinde yok sayan Cumhuriyet’in, yüzleşmeden, hesaplaşmadan, yalanlarla ve mitlerle tahsis ettiğini sandığınız toplumsal barış gibi, bunun kime faydası olur?

Yeni bir “mazlum millet” manzumesi, büyük çoğunluğu otoritelerden otorite beğenmedikleri için naçar kalan, dışlanan, öldürülen Kürtlerin hangi yarasına merhem olur?

Kürt halkının mağduriyetlerinden kin damıtan bir hareketin sivilleri katlederek ulaşacağı askerî zaferini, bugün artık “onurlu barışın” zorunlu şartı sayan kimi arkadaşların, PKK’ye iltimas için “gerçeklerden tasarruf” talebi belki savaşın onuruna hizmet edebilir ama barışınkine asla.

Bugün Kürtler “de” öldürüldüğünde cinayet sayılıyorsa, asker de PKK de sivil ölümlerini kendilerinin gerçekleştirmediğini kanıtlamak ihtiyacı duyuyorsa, hatta bunun için çırpınıyorsa, nedeni sol jargona uygun hazırlop tepkiler değildir.

Aksine bu başarıda katkısı olanlar, Reşadiye’nin, Silopi’nin, Ankara’nın faillerinin ya da MİT-PKK görüşmelerinde, Habur’da siyasi iradenin aldığı riskin deşifre edilmesinde rolü olan barış mayıncılarının maskesini düşürenlerdir. Yani müesses nizamın ideolojik aygıtı olarak görev yapan bu müzmin muhalefetin haklı savaş kültürüne “terbiyesizlik” edip gerçeği dillendirenlerdir.

Bir yandan, devletin de PKK’nin de savaş ve insanlık suçlarını iltimasız deşifre ederken öte yandan ısrarla askerî çözümleri mahkûm eden demokratları insafsızca “paralel merkez medyaya” eşitlemeye çalışanlar dönüp kendilerine bakmalılar. Görecekleri, dün “Teröristler yakıyor, yıkıyor, öldürüyor adam kaçırıyor ama Tayyip hâlâ pazarlık peşinde” manşetiyle çıkan Sözcü’nün simetrisindeki ‘devrimci’ konumları ve gerçeği eğip bükerek düştükleri acınası yalancılıklarıdır.

Kaldı ki pek çoğumuzun kurulmasını arzuladığı o “hakikatler komisyonu”nunda sağdan soldan JİTEMlerin yalanları değil, yakıcı gerçekler konuşulacaktı, en azından öyle diyorduk, değil mi? Şimdi ne değişti? Yoksa yalan mı söylüyorduk yine? 

***

 


Ayakkabımı çıkardım bekliyorum

BDP’nin kahvaltı ile öğle yemeği arası açlık grevini andıran boykotuna son verip sine-i Meclis’e dönmesiyle yeni anayasa çalışmalarındaki büyük bir eksik giderildi. Tüm partiler toplumsal baskıya direnemeyip uzlaşma komisyonuna katılacak gibi görünüyor. Ne hoş ne âlâ.

Kuşkusuz, CHP’nin masaya şart olarak koyacağı Silivri’den vekil kaçırma planlarının belirgin hatları gibi, MHP ve BDP de kırmızıçizgilerini komisyonda kararlı bir şekilde dayatacak. Merak ediyorum, uğruna bakanlık kurup kadrolar bile tahsis ettiğimiz, yarınımız, rüyamız, ağzımızdaki sakızımız (Nâzım Hikmet style) AB’nin kriterleri de “bizim kırmızıçizgimiz” diyecek birileri çıkar mı acep?

Karpuz kabuğunu aklıma, geçtiğimiz günlerde TGRT Haber’deki programımda ağırladığım Mehmet Altan düşürdü. Ben de merak edip AB Bakanlığı’ndan kaynaklarıma sordum. Bildiğiniz üzere hükümet yeni anayasa için masaya bir taslakla gelmeyecek. Ancak yeni anayasa için, Kopenhag ve Maastricht kriterlerinin yanı sıra AB ülkelerinin deneyimleri ve konuyla ilgili olarak hazırladıkları raporları içeren bir çalışmanın yapıldığını öğrendim. Son derece olumlu bir çaba. Ama ne olursa olsun, muhalefetin ve yeni anayasaya odaklanmış sivil toplum kuruluşlarının “halkın talepleri” gibi muğlâk ifadeler yerine, metinde AB kriterlerinin gözetilmesi için parlamentoyu zorlamaları gerekiyor sanırım.

Böylece Ak Parti kurmaylarının bile “böylesi dostlar başına” deyip tiye aldıkları makul muhalefetin cenderesinden sıyrılıp bir üst makama terfi edebilirler. Biz demokratlar da alkışlarız kendilerini; gerekirse ayakkabılarımızı bile çıkartıp sandalyelerin üzerine çıkararak.


melihaltinok@gmail.com

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim