1. YAZARLAR

  2. Önder Aytaç

  3. Yalan: TSK, Başbakan, medya
Önder Aytaç

Önder Aytaç

Yazarın Tüm Yazıları >

Yalan: TSK, Başbakan, medya

A+A-

Son dönemlerde ne kadar da olağanlaştı değil mi? Kuyruğu sıkışan hemen yalan söylemeye başlıyor. Başbakan’ın en yakınlarından askerî savcıya, ataşelerden genelkurmay yetkililerine, medya organlarından bürokratlara kadar hemen herkes yalan söylemekte mahir. İşin daha ürkütücü olanı, bu yalanların artık kurumsal bir üretime dönüşmüş olması.

Sistem kısaca şu şekilde işliyor. Önce ya ‘adi’ bir köşe yazarı ya da ‘aşağılık’ bir web sitesi kullanılarak bir yalan dolaşıma sokuluyor. Cevap verirseniz “yayınımız ses getirdi” diye yazılıyor. Sonra yalanlar daha yüksek sesle dile getirilip “yalanlandı ama doğru olabilir mi?’ kuşkusu ile yeniden servis ediliyor. Cevap vermezseniz; “hiç bir açıklama gel(e)medi” şeklinde bir sersemlikle ve yeni yalanlarla bu sessiz duruş referans sayılıyor. Bu yöntemi de en çok ‘Fabrikatör’ün elinden geçmiş üç beş medya çetesi üyesi yapıyor. Ama köşelerinden olmalarına az kaldı...

İşte Başbakan’ın ‘sözde’ ama ‘özde’ değil yakınının söylediği ve dostumuz Can Dündar’ın verdiği o değerlendirmeler de böylesi bir yalan üretim merkezinin çalışması. Özellikle Başbakan’ın yakınlarında o kadar çok ‘saftirik’ denebilecek adam var ki, duyduğu her yalana inanıyor. Onları ‘analiz’ gibi anlatıyor. Doğal olarak Başbakan’ı da bazen yanlışa yönlendiriyor. Bu ise siyaset kurumunun güvenilirliğini gerçekten de çok sarsıyor. En iyisi Başbakan’ın kamuoyuna ve medyaya şu kendisine yakın gördüğü ve dahi görmediği ‘yakınlarının’ bir listesini dağıtması. Aksi halde bundan en fazla Başbakan ve AKP zarar görüyor.

Buraya bir de Genelkurmay Başkanı’nın ‘yakın çevresi’ni eklemek gerekiyor. Başbuğ’un etrafında olduğu söylenen bir grup da örneğin; “Genelkurmay Başkanı’nın konuşma metinlerine katkı sağladıklarını,” onunla ikinci başkanlığı döneminden beri “görüşüp bir takım operasyonlarda yer aldıklarını” pompalayıp kendi çeteciklerinde kredi sağlıyorlar.

Genelkurmay Başkanı’nın o tip çevrelerle işleri var mı bilmiyoruz ama Başbuğ da tıpkı Başbakan gibi ne çekiyorsa ‘çevresindekilerden’ çektiğini kolaylıkla söyleyebiliriz. O çevreler, özellikle ‘Fabrikatör’ün karanlık çevresi ile çok içli dışlı hareket edip onun ‘dezenformasyon’ kampanyalarına katkı yaptıkları için, oldukça tecrübeliler. Bu ‘çevre’ gerçekten de bir şekliyle Genelkurmay Başkanlığı’ndaki bir takım karanlık ruhlu kişilerle de irtibatlı mı ne? Onlar üzerinden komuta kademesini de etkiliyorcasına hava pompalıyorlar. Komuta kademesi de bu ‘çevrenin’ ilişkileri ya da ‘sıfatları’ nedeniyle, bunlardan gelen bilgilerin doğru, analizlerinin ise yerinde olabileceğini düşünüyor. Oysa komuta heyeti bu ‘çevre’lerin ve onların sunduğu meşum analizlerin motivasyon kaynağının, daha önceki komutanlar döneminde olduğu gibi ‘devletten proje kapmak’ için hazırlandığını ve bu analizlerin aslında paraya dönüştürülmek için yapılan uzun vadeli bir planın parçacıkları olduğunu bilseler, ne kadar da üzülürlerdi değil mi? Aslında terör konusunda uzmanlaşmış USAK gibi sivil strateji kurumlarının temsilcilerinin Genelkurmay karargâhında İlker Başbuğ’la biraraya gelmesi de, bu yıllardır karargâha rapor hazırlıyormuş gibi gözüken/ beslenen/ palazlanan bu ‘lüzumsuz insanların’ rapor sunma tekellerini kırmak için başlatılan çok önemli bir adımdır.

Buyurun isterseniz buradan yakın... Bizim için uydurulan “Genel Karargâh’tan sızan bilgiler Utah’dan” yalanı da böyle bir kampanyanın sonucu ortaya çıktı. Yine 2004 yılında Milliyet’in ve Sabah’ın manşetine kadar tırmanan AKP’yi yıpratma amaçlı o adi yalanı söyleyenler, bugün gazetecilik bile yap(a)maz duruma geldiler.

Yazdıklarımızı çok iyi okuduğunu bildiğimiz Genelkurmay’a bir tavsiyemiz var. Size gelip yalanlarla sarılı ‘analizleri’ uydurup, o çarpıtma yorumları yapanların sizin üzerinizden elde ettikleri maddi ve manevi kazançları bir düşünün. Bu maddi kazançların doğrudan sizinle ilişkisi olmayabilir ancak size yakın ‘çevre’ olmak hasebiyle dışarıdan alınan ‘projeleri’ filan bir düşünün. Aynı, MGK’ya diye hazırlanıp, Diyanet’e de az değiştirilerek kaktırılan raporlarda, önceden olduğu gibi. O nedenle lütfen ey Genelkurmay, hazırlanan o devşirme rapor/ analiz yalanlarla, sizin ne kadar mağdur olduğunuzu ve onların da ne kadar kazançlı çıktığını hesaba katın.

Ayrıca, ey Genelkurmay, hesap sorul(a)maz özelliğinizden dolayı, mağdur olan/ edilen onca insanın ahını da –eğer vicdanınız varsa- bu sahtekâr raporlarla birlikte düşünün. Sonra da yönettiğiniz o kurumun, yetkili çevrelerdeki ve kamuoyu gözündeki imajını düşünün. İsterseniz Nuran Hoca’ya sorun ve yeniden düşünün. Sonra da size analiz diye kaktırılan o yalanları ona göre yeniden değerlendirin.

Medya açısından ise durum daha da vahim. Örneğin kurumunun adı ‘Ergenekon’un gazetesi’ diye anılan ve bundan dolayı pişmanlığını en yüksek perdeden dile getiren o genel yayın yönetmenine açıkça soruyoruz. Kurumunuzda, Ergenekon ile şöyle ya da böyle bağı olan başka çalışanlarınız da var mı? Gazetenizde köşe yazarı olmak için ne kadar ‘yalancı’ olmak gerekiyor? Hemen hemen her makalesinde en az bir yalan unsuru olan bu kişilerin yazdıklarından sizin de –eğer vicdanınız varsa- sorumluluğunuz yok mu? Ergenekon’dan referans almak mı gerekiyor sizin gazetenizde çalışmak için? Ya da o beşli çetenin dolaşıma soktuğu o adi yalanların gazeteniz aracılığıyla meşruiyet kazandırılmaya çalışılması sizi rahatsız etmiyor mu? Yoksa siz de bu ‘yalan oyununun’ bir parçası mısınız? Bu ‘deterjan’ gazetecilerinizin ‘Ergenekon’u aklama’ çabası hakkında patronunuz ve Başbakan ne düşünüyor acaba?

Ama kamuoyu yüzünüze tükürmek için sizi her yerde arıyor. Eğer halkın arasına çıkabilecek cesaretiniz varsa...

TARAF

YAZIYA YORUM KAT