Yalan söylüyorlar

12.04.2011 00:03

Melih Altınok

Size de oluyordur, bazen somut bir nedeni olmadığı halde günü gergin geçiriyorum. Yazdığım cümlelere karşı hassasiyetim, mukayeselerimdeki titizliğim, hakkaniyet sınırlarında kalmak için gösterdiğim çaba, her şey her şey anlamsız geliyor.

O zamanlarda çok da manidar gelmemişti, hatta aydın kibri olarak yorumladığımı da anımsıyorum; ama şimdi daha iyi anlıyorum “mürekkebim tükendi” diyerek çekilen Gökhan Özgün’ün ruh halini.

Dün sabah gazetede Ayşenur Arslan’ın medya mahallesi isimli dedikodu programını izlerken bu konuyu bir kere daha düşündüm.

Arslan’ın, YGS olayında Taraf’ın tavrıyla ilgili olarak hazırladığı VTR’nin ardından gazeteyi göstererek sinirle “Ay inanamıyorum, bugün konuyla ilgili tek satır yazmamışlar ayol” türünden yakınışını dinledikten sonra, karından konuşmanın, muhatap kabul etmemenin manipülasyona ortak olmak anlamına geleceğine karar verdim.

Zira akıl ve izan sahibi demokratlar büyük resme dair yapısal analizlerle konuşurken, müesses nizamın embedded’ları, kahvehanelere, altın günlerindeki “hanımlara” hitap eden bir dille yalanın dibine vuruyorlar.

Arslan’ın, “İlk günden itibaren YGS yi manşetlerine taşıyan Taraf, bugün konuyu görmüyor bile” diyerek kameranın gözüne soktuğu gazetenin sür manşetinde Neşe Düzel’in söz konusu sınavla ilgili röportajının olduğu, içeride de konuya koca bir tam sayfa ayrıldığı kayıtlara geçmiyor.

Genç bir kadının bir tiyatro oyununda yaşadıkları üzerinden babasına muhalefet ettiğini düşünerek pornografik entryler giren bazı ekşi sözlük yazarları ve bilumum zinde güçler de Arslan’ın bu yalanını internette yayıyor.

Ülkenin içinde bulunduğu dönüşüm sürecinin sembollerinden olan bir gazete hakkındaki bu iftira, günü gelince Ergenekon ya da Balyoz davaları içinde geçerli olabilecek bir tavrın göstergesi olarak statükocu cephenin cephaneliğine, diğerlerinin yanına kaldırılıyor.

Merkez medyanın yalancılarının, kabadayılarının, zenginlerinin hâkimiyetindeki bu mahallede yalnız olsak da lafı dolandırmadan, eğip bükmeden “Yalan söylüyorsunuz” demek gerekiyor.

Elbette bu olay ne ilk ne de en önemli yalanları.

Ama her birini atlamadan söylemeli ki;

Leyla Zana Meclis’te Kürtçe yemin ettiğinde hoplayanların, bugün onun Kürt-kadın- mağdur kimliğini siyasal iktidarın “muhafazakârlığıyla” ilişkilendirerek hatırlamalarındaki, BDP’yi cilalamalarındaki riyakârlık gözden kaçmasın.

AKP öncesinde, solcuların hayaletinin bile uğrayamadığı ekranlarında gencecik bir talebeden azılı terörist yaratıp hedef gösteren medyanın karanlığının bugün öğrenci derneklerine olan ilgisinin, eylem alanlarında dalgalanan anarşizmin siyah bayrağı değil, felaket tellallarının gölgesi olduğu görülsün.

Arslan’ın ilkokullarda okutulan faşist andımız metnine karşı tepkilerden bahsettikten hemen sonra, İzmirli hassas bir vatandaşın “Evimin karşısındaki okulda bir öğretmen öğrencilere İstiklal Marşı okumak zorunda değilsiniz dedi” şeklindeki neyidüğü belirsiz ihbarını tehlikenin farkında mısınız edasıyla okumasının, AKP’ye değil, demokratik taleplere ve onları dillendiren her kesimden demokratlara karşı olduğu anlaşılsın.


Fırat nehri akacağım diyor sayın başbakan

Hafta sonu küçük Millet Meclisi nisan toplantısına moderatörlük yapmak üzere Adıyaman’a gittim.

Toplantıdaki tartışmalar genel olarak iki grup arasında cereyan etti.

“Solcu ve CHP’li” Alevi Kürtlerin “Diyanet Aleviliği de sahiplensin” önerisini “sağcı ve AKP’li” Kürtlerin “Bizce Diyanet tümden lağvedilsin” şeklinde karşıladığına, bunun üzerine de öneriyi yapan solcuların “Yok daha neler” diye tepki gösterdiklerine şahit oldum.

“Soldan” gelen “İşsizlik, yoksulluk gırla, fabrika lazım, yol lazım” yakınmalarının, karşı tarafta “demokratikleşme her derde devadır. Ekonomik kalkınma özgürlüklerimizle birlikte sağlanabilir” şeklinde karşılık bulduğunu gördüm.

Hibe programlarıyla sosyal hayatın enikonu canlandığı kentte sağ-muhafazakâr seçmenin hükümetin AB konusunda vites küçültülmesine, seçim döneminde milliyetçi söylemelere sarılmasına, Ergenekon davasında tehlikeli bir sessizliğe bürünmesine verdiği tepkiyi sevinerek kaydettim.

İdris Küçükömer’in “Türkiye’de sağ soldur sol sağdır” önermesinin gerçekliğine bir taşra kentinde şahitlik etmek eşi bulunmaz bir deneyimdi.

Acep bu “sağ” seçmenin teveccüh gösterdiği Başbakan Erdoğan, grup toplantılarında merhaba dese kendisini gözyaşlarıyla alkışlayan vekillerden bölgedeki bu tabloya dair tasvirler dinliyor mudur? Reflekslerini şaşırtıcı şekilde dönüştürdüğü ve artık partisinin de önüne geçen bu kitlenin hızına yetişmek gibi bir kaygısı var mıdır, merak ediyorum doğrusu.

Bu arada uçakla üzerinden geçerken gördüm, Atatürk barajının üzerinde kurulduğu Fırat nehri birikmiş de birikmiş. Göletin kıyısında tarlaları olan köylülerse ekinleri sulayamadıklarından yakınıyorlar. Anlaşılması güç bir durum. Şaka gibi.

Kapakları zaman zaman açmayı, suyun bir kısmını da yeşermek için damla bekleyen tarlalara aktarmayı ihmal etmemek lazım sanırım. Yoksa suyu biriktirip muazzam bir potansiyel güç yaratan o baraj kapakları, bir süre sonra bizzat Fırat’ın gözüne yük görünür. Aman dikkat sayın baraj yöneticileri, mühendisler falan filan.

melihaltinok@gmail.com

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim