1. YAZARLAR

  2. Mustafa Armağan

  3. Yakın tarihin ‘Kara Defter’i açıldı, İlk kez ortaya çıkan gerçekler
Mustafa Armağan

Mustafa Armağan

Yazarın Tüm Yazıları >

Yakın tarihin ‘Kara Defter’i açıldı, İlk kez ortaya çıkan gerçekler

A+A-

Ne zaman yakın tarihten bir hatırat okuyacak olsam Hüseyin Cahit Yalçın’ın “Siyasi Hatıraları”nda rastladığım bir cümlesi yoklar beni. “İstanbul’a dönüşümde hiçbir yakın arkadaşı yaşar bulamadım ki, gerçeği anlayabileyim.”

Sürgünden dönüşte arkadaşları ya idam edilmiş veya öldürülmüşlerdi. Susturulmuşlardı ve bu ortamda “Nutuk” eliyle bir master tarih yazılmış ve itiraz etmek yasaklanmış, Karabekir Paşa gibi cüret edenlerin de kitapları yaktırılmıştı. Arthur Koestler’in deyişiyle yaşanan, ‘gün ortasında karanlık’tı. Bazen bir ülkeyi güpegündüz bir karanlık basar ve hakikatler mecburen firar eder. Yakın tarihimizi işte bu ‘karanlık’ ışığında(!) anlamak durumundayız.

Tarih üzerindeki örtüler kalkar ve bilinmeyenlere yönelik ilgi artarken bir “Kara Defter” keşfedildi. Görüldü ki, ilk ve tek Denizcilik Bakanımız (Bahriye Vekilimiz) ve ilk İstiklal Mahkemesi Reisimiz İhsan Eryavuz’a aittir o. Cumhuriyetin ilk Yüce Divan mahkûmu olarak da bilinen İhsan Bey kara kaplı defterlerini tarihin mahzenine unutulmaya terk etmişti.

Ancak üç defterlik hatıratı ölümünden 67 yıl sonra araştırmacı Kamil Maman tarafından keşfedilip yayına hazırlandı, Timaş onu tarih kütüphanemize kazandırdı. Bu sayede gün ortasındaki karanlığın bazı safhalarını öğrenebiliyoruz.

Aşağıda ilk kez bu yazıyla haberdar olacağınız “Kara Defter”in sayfaları arasında dolaşırken siz de şaşıracak ve ‘Bunlar bize neden daha önce anlatılmadı?’ diye hayıflanacaksınız. Şimdi hatıratın rehberliğinde heyecanlı bir yolculuğa çıkıyoruz.

 “Bu iş parasız olmaz”

Hatıratta dikkat çeken noktalardan biri, Milli Mücadele’nin başlangıcı kabul edilen Anadolu’ya geçilmesi. Fikir iyi de bu işi kim sevk ve idare edebilecekti? Önce Müşir İzzet Paşa akla gelir. O ve yardımcısı İsmet (İnönü) Bey’in görüşmede Kara Vasıf’ın teklifini “gülünç” ve “tehlikeli” bulduklarını öğreniyoruz.

Mustafa Kemal Paşa’nın ismi akla gelir ama o da “biraz fazlaca işrete ve sefehata meyyal (yatkın) ve ahlaki kayıtlara o kadar riayetkâr olmamak” ve sınırsız bir ihtirasa sahip olmakla eleştirilirdi diyor yazar. “Fakat çok zeki idi!” diye ekliyor. “Zekâsı, azim ve iradesindeki kuvvet ile bu işi en iyi o idare edebilirdi.” Hatta iki arkadaşıyla Paşa’nın Şişli’deki şimdi müze olan evine gidip Anadolu’ya geçmesini teklif ederler. Mustafa Kemal’in cevabı şaşırtıcıdır:

“Pek iyi amma bu iş için altmış bin lira lazımdır. Anadolu’ya geçilecek. Teşkilat yapılacak… Beraber çalışacak arkadaşların tabii aileleri var. Onların hayatları temin olunacak. Bu iş parasız olmaz!”

Derken Paşa’nın genel müfettiş olarak Anadolu’ya gönderildiği haber alınır. Bir İttihatçı olan İhsan Bey’in aklına farklı bir fikir düşer: Mustafa Kemal’in Sultan Vahdettin ile arası öteden beri iyidir. Acaba Padişah onu, Anadolu’yu, Rus sınırına yakın yerlerde bulunan Enver ve Cemal Paşaların etki ve gücünden korumak için mi göndermiştir? (Bu, tartışmalarda genellikle ihmal edilen bir ihtimaldir ama ciddiye alınmaya layıktır.) Bu sırada Paşa’nın aylar önce bu işin parasız olmayacağı sözü gelir aklına ve şunları düşünür: “Acaba şimdi bu parayı Enver’e ve Cemal’e karşı cephe oluşumuna sarf edeceğim bahanesiyle Hünkâr’dan sız(d)ırmış mıydı? Herkes az veya çok bu düşüncelerle meşgul idi.”

İhsan Bey’in, 1928 yılına kadar milletvekili ve bakan olarak görev yaptığını ve Vahdettin ve Damat Ferid Paşa’nın hain oldukları kanaatinde olduğunu belirtelim.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT