1. YAZARLAR

  2. Ümit Kardaş

  3. Yabancısı olduğumuz bir kavram: Darbe suçları -1
Ümit Kardaş

Ümit Kardaş

Yazarın Tüm Yazıları >

Yabancısı olduğumuz bir kavram: Darbe suçları -1

A+A-

Türk Ceza Kanunu'nun Millete ve Devlete Karşı Suçlar başlıklı 4. kısmının 5. bölümünde anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar düzenlenmiştir. (309–316) Bu suçlar Anayasa'ya, devletin hukuki ve siyasi kuruluşuna, siyasi güçlerine ve siyasi temel organlarına karşı işlenen suçlardır.

Bu bölümde yer alan düzenlemelerin hedefi Anayasa'nın öngördüğü temel düzene, rejimin temel organlarına (parlamento ve hükümet) ve siyasi güçlerine karşı yapılacak hukuk dışı saldırıları cezalandırarak öngörülen demokratik rejimi korumaktır. Anayasal düzenin, siyasi temel kuruluşların, halkın iradesini temsilcileri aracılığıyla kullanabildiği demokratik rejimin ve bunu kullanan siyasi iradenin hukuki olarak yürüttüğü faaliyetlerinin meşru olmayan saldırılara karşı korunması gerekmektedir. Bu bölümde düzenlenen ve Türkiye'nin nevi şahsına münhasır rejimi bakımından önem arz eden üç maddeyi incelemekte yarar bulunmaktadır.

TCK 309: Anayasa'yı ihlal suçu

Eski TCK'nın 146. maddesinde düzenlenen bu suç yeni TCK'da bazı değişikliklerle kabul edilmiştir. Bu maddeye göre cebir ve şiddet kullanarak TC Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılırlar. Anayasal düzen devletin temel organlarını (yasama, yürütme, yargı) bu temel organların egemenlik yetkilerinin temel niteliklerini ve kullanılma esas ve usullerini, temel hak ve özgürlükleri düzenleyen sistemi ifade etmektedir. Bu maddeyle korunan devlet organizasyonunun siyasi yapısını oluşturan organların ve yargının hukuki faaliyetlerinin tümü yani demokrasi yönetimidir. Amaç anayasal düzeni meşru olmayan yollarla ortadan kaldırma veya başka bir düzen getirme veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önleme hareketlerine karşı korumaktır. Bu şekilde ihtiraslı birtakım kişilerin anayasal düzeni hukuka aykırı bir şekilde bozmalarını önlemek mümkün olacaktır. Bu suçun faili herhangi bir kimse olabilir. Bireyler topluluğu, parlamento ya da hükümet üyeleri, devlet başkanı gibi...

Ancak bu suç sadece yönetenlerce değil, çoğunlukla yönetenlerin emri altında bulunan orduda görevli askerî bürokratlarca işlenmektedir. Hiyerarşi dışı bir örgütlenme ile gerçekleştirilen 1960 askerî darbesinden sonra başta cumhurbaşkanı ve başbakan olmak üzere Demokrat Parti ileri gelenleri tabii hakim ilkesine aykırı olarak suçun işlenmesinden sonra kurulmuş ve açıkça darbeyi gerçekleştirenlerin isteklerini yerine getirmekle görevli bir özel mahkeme tarafından eski TCK'nın 146. maddesinden (TC Teşkilatı Esasiye Kanunu'nun tamamını veya bir kısmını tağyir ve tebdil veya ilgaya cebren teşebbüs etmek) yargılanmışlardır. Yargılananlardan yedi kişi hakkında idam cezası verilmiş, Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan'ın cezaları infaz edilmiştir. 27 Mayıs, hiyerarşi dışı darbe yapmanın Cumhuriyet döneminde sonuca ulaşmış ilk ve son örneğidir. Böylece aslında darbe yaparak anayasal düzeni meşru olmayan yollarla değiştirip parlamentoyu da iskat eden cuntacıların faaliyetlerinin daha önce tespit edilip henüz harekete geçmeden 146. madde uyarınca yargılanmaları gerekirken ordu hiyerarşisinin dışında gelişen örgütlenmelerin sonuca ulaşması nedeniyle başta cumhurbaşkanı, başbakan ve bakanlar olmak üzere Anayasa'nın öngördüğü temel siyasi organların temsilcileriyle siyaset kadroları yargılanmışlardır.

1961 Anayasası'nın kabulünden sonra demokrasiye geçilmesine rağmen ordu içindeki cunta faaliyetleri devam etmiş, Albay Talat Aydemir ve Binbaşı Fethi Gürcan'ın başını çektiği bir grup 22 Şubat 1962 tarihinde başarısız bir darbe girişiminde bulunmalarına rağmen yargılanmamışlardır. 22 Şubat 1962 tarihinden ikinci kez darbenin denendiği 21 Mayıs 1963 tarihine kadarki süre içinde üç grup darbe hazırlığı yapmıştır (22 Şubatçılar- 14'ler Alparslan Türkeş, Muzaffer Özdağ- 11'ler Hava Cuntası), 21 Mayıs'ta Talat Aydemir ön alarak darbeyi gerçekleştirmek istemiş ancak başarısız olmuştur. Sıkıyönetim Askerî Mahkemesi'nde 146. maddeden yargılanan Talat Aydemir ve Fethi Gürcan mahkum edilerek idam edilmiş, 78 sanık çeşitli ağır hapis ve hapis cezalarıyla cezalandırılmıştır. Bu darbe girişimlerinde bulunanlar ordunun hiyerarşik sisteminin dışında örgütlenmişler; ancak ordunun üst yönetimiyle siyasiler arasında varılan uzlaşmayla başarısız kılınmışlardır. Ordunun üst yönetimindeki generallerin siyasi partilerle anlaşarak hiyerarşi dışı cunta girişimlerini bastırmaları orduyu bir kurum olarak siyasetten uzaklaştırmaya yetmemiştir.

1961-1971 yılları arasındaki on yıllık süreçte parlamento içinde ve dışında yeni görüşler ve yeni dinamikler ortaya çıkmış, toplumsal değişim arzuları siyasi gerilimleri artırmıştır. Buna paralel olarak Talat Aydemir'in darbe girişimlerinden sonra da ordu içinde müdahaleye yönelik cunta faaliyetleri devam etmiştir. Özellikle Hava Kuvvetleri'ndeki genç subayların ön aldığı ve bazı generalleri de içine alan faaliyetler yoğunlaşmıştır. Ancak bu kez ordunun üst yönetimlerinde yer alan generaller genç subaylardan önce davranarak hiyerarşik düzene uygun bir şekilde 12 Mart 1971'de bir muhtıra ile rejime müdahale etmişlerdir. 1967-1971 yıllarını kapsayan dönemde asker-sivil aydın birlikteliğinde sol bir devrim amacıyla yürütülen faaliyetlerle ilgili olarak ordu içinde birden çok cunta oluşmuştur. Bu döneme ilişkin İstanbul 2 No'lu Sıkıyönetim Mahkemesi'nde görülen Madanoğlu Davası önemli ipuçları vermiştir. Sanıkların tamamı beraat etmiş olmasına ve olay birçok yönüyle aydınlatılmamış olmasına rağmen söz konusu cuntaları ve bu cuntaların birbirleriyle ilişkileri bakımından önemli tespitler açığa çıkmıştır. 9 Mart Toplantısı'yla genç subayların öncülüğünde bir müdahale arayışından vazgeçilerek hiyerarşik yapı içinde rejime müdahale etmeye karar verilmiştir. 15 Mart ile başlayan süreçte de radikal subaylar tasfiye edilmiştir. Hükümet henüz çekilmeden muhtıracı komutanları emekli edip TCK 146. maddeden yargılanmaları yolunu seçmemiş, aksine muhtıracı generallerin hazırladığı bir kararname ile beş general ve sekiz albayı darbe hazırlamaları sebebiyle emekliye sevk etmiştir. Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'ın muhtıracıların yanında yer alması nedeniyle hükümetin muhtıracılara ilişkin bir idari işlem yapması mümkün görülmeyebilir. Ancak dönemin başbakanı Süleyman Demirel'in direnmesi durumunda doğrudan darbe tehdidinde bulunan muhtıracıların hiçbir hazırlığı bulunmamaktaydı ve eğer o gün tüm siyasi partiler direnebilseydi daha sonraki darbe ve müdahalelerin yolu kesilebilecek ve askerî vesayet bu derece güç kazanmayacaktı.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT