Yabancı müdahale veya yerli katliam

31.08.2013 14:39

Yasin Aktay

Suriye'deki kriz ülkenin içinden çıktı ve giderek bütün dünyayı ilgilendiren bir hal aldı.

Krizin kaynağı ve uluslararası bir soruna dönüşmesi ülkede bir muhalefetin olması ve bu muhalefetin iktidarla bir tartışma içinde olması değil. Böyle bir şey her ülkede olur, ayrıca bir ülkenin kendi içindeki tartışmalar nadiren başka ülkelerin müdahil olmasını gerektirebilir. Ancak muhalefete düşman gibi muamele edilip ona karşı bir savaş başlatıldığında bir iç sorun kısa süre içinde başka ülkelerin kullanımına çok açık hale gelir.

Bu durumda bile başka ülkelerin müdahalesinin meşru bir temele oturması için olayın onları da birinci dereceden ilgilendiren bir tarafının olması gerekiyor. Oysa ülke içinde kendisine düşmanca muamele edilen muhalefete karşı devlet bir de insanlık suçu kapsamına girebilecek bir mücadele yöntemi seçmişse bu durum bütün uluslararası toplum için bir işgüzarlık veya bir keyfi müdahale konusu olmaktan çıkar, ağır bir sorumluluk konusu haline gelir.

Bugün Mısır'da cereyan eden olay böyle bir olaydır. Meşru ve seçilmiş bir Cumhurbaşkanı askeri bir darbeyle devrildi. Darbeye karşı çıkmak üzere tamamen barışçıl gösteri yapanların üzerine hedef göstererek ve taammüden ateş açmak suretiyle yapılan katliamlar insanlığa karşı suç kapsamına girer.

Uluslararası hukuk, ortaya çıkan bu tür insanlık suçlarına karşı harekete geçirilen, sınırları belirlenmiş müeyyideleri tanımlar, sınırlarını tayin eder. Dünyanın süper güçleri bu hukukun yaptırım sorumluluklarını üstlendikleri için süper sayılır ve bir bakıma da diğer bütün devletlerin kendilerinden hukuk bekledikleri merciyi temsil ederler.

Ulusal sınırlar içinde işlenen suçlar dolayısıyla ne kadar kendisine muhalefet edilse de devletten adalet beklenir. Bugün dünya düzeninin merkezi konumundaki güçlerin de kendilerine ne kadar muhalif olunsa da uluslararası düzeyde çözülmesi gereken sorunlar karşısında sorumluluk üstlenmesi beklenir. Uluslararası düzen süper güçlerin bu hegemonya iddiası ile yeri geldiğinde halkların, ülkelerin bu tür beklentileri arasında genel kabul gören bir kararlılığa ulaşır.

Doksanlı yılların başlarından itibaren ABD uluslararası hukukun tek kutuplu takipçisi olarak temayüz etti. Bu imtiyazı veya iddiayı Bosna-Hersek ve Kosova gibi örneklerde sonuçta tartışmalı sonuçlar ortaya koysa da gösterme fırsatı buldu. Ancak Afganistan ve Irak örneğinde hukukun hamisi rolünü emperyalist amaçlar uğruna suiistimal ettiğini açık bir biçimde gösterdi. Yanısıra gözettiğini söylediği değerlerin açıkça çiğnenmesine bir çok yerde hegemonya iddiasını riske atacak kadar seyirci kaldı, iki yıldır Suriye'de ve bugünlerde Mısır'da şahit olduğumuz gibi...

Bugün Suriye'de yaşanan dram ülkenin kendi içinden çıkmış olsa da artık dışarıdan uygun bir müdahale olmadan çözülemeyecek bir hale gelmiş bulunuyor.

Bir ülkenin yöneticisi kendi halkını hergün ister konvansiyonel, ister kimyasal yöntemlerle ama her türlü katlediyor. Ancak bu katliamlara karşı garip bir kayıtsızlık var. Yüz bin kişinin ölümüne karşı tepkisizliğinin uyandırdığı hayret ve merak karşısında Obama müdahale edebilmek için kimyasal silah kullanımını işaret eden 'kırmızı çizginin aşılmış olmasını' şart koşmuştu. Muhtemelen Esad'ın o kadar ileri gitmeyeceğine aşırı güvendiğinden çekilen bu çizgi de aşılınca, ilk anda büyük tepki gösterildi ve müdahale sinyalleri verilmeye başladı.

Ancak ilk anda sergilenen heyecan sonrası zamanla bu çizginin de kanıksanabileceği işaretleri ortaya çıkmaya başladı. Yani insanların olayın vahameti karşısındaki ilk tepkileri ve infialleri bir nebze yatıştıktan sonra ipe un serme halinin avdet ettiği görüldü.

ABD'nin bu olay karşısında avdet eden stratejik politikasını hatırlamak gerekirse:

Bütün tersi söylemlere rağmen ABD'nin Esad ve rejimiyle özde bir sorunu yoktur. O yüzden bu olayda müdahale seçenekleri konuşulurken bile rejimi düşürmekten değil, sadece bu son olay dolayısıyla Esad'ın cezalandırılmasında bahsedilmektedir.

Suriye'de bugünkü Özgür Suriye Ordusu veya Ulusal Meclis de dahil olmak üzere ABD'nin kabul etmekte olduğu bir Esad alternatifi yoktur. Bu da aslında Suriye'nin İsrail veya siyonizme karşı İran'ın savunma hattı olma vasfının nasıl bir aldatma içeriyor olduğu hususunda yeterince uyarıcı olmalıdır.

ABD'nin herşeye rağmen son olayla birlikte hareketlenişi, Suriye'de kimyasal silahla çırpınarak can veren çocuklar aşkına bir hareketlilik değil, kendi zevahirini kurtarmaya dönük ve o düzeyde kalması kuvvetle muhtemel bir hareketliliktir. Yani ABD Suriye'ye müdahale edecek olsa bile Esad'ı yıkmayacak, Suriye halkını Esad'tan kurtarmayacak ve Suriye halkına bir fayda vermeyecek düzeyde edecektir. Tabi, o da ederse...

Buna rağmen Suriye'deki devlet katliamına karşı harekete geçmek bir insanlık görevi ve bu da uluslararası insani müdahaleyi gerektiriyor. Ne yazık ki, bu konuda ABD de dahil olmak üzere uluslararası güçleri harekete geçmek ve daha uygun bir seçenekle müdahalede bulunmak konusunda baskı yapmaktan başka bir seçenek görünmüyor.

Yabancı müdahale ilke olarak kötüdür ama bu ilke kendi halklarını katleden, insanlık suçları irtikap eden diktatörlere seyirci kalmanın daha da kötü olduğu ilkesiyle bir arada düşünülmek zorundadır.

Yabancı müdahaleye veya savaşa karşı söylemler bugün kendi halklarını kitlesel halde ve gerektiğinde kimyasal silah kullanarak katleden diktatörleri teşvik etmek ve diktatörlüklerinin ömrünü uzatmaktan başka bir anlama gelmiyor. Bunda bir tuhaflık yok mu?

Oysa, Amerika'nın veya başka herhangi bir dış müdahale olmasına karşı çıkanların, Suriye örneğinde, rejim tarafından sivillerin katledilmesine karşı nasıl bir çözüm önerileri olduğunu samimiyetle ortaya koymaları lazım. Tabi bu müdahale karşıtlığı, eli kanlı diktatörlerle organik veya ideolojik bir bağa dayanmıyorsa...

YENİ ŞAFAK

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim