Ya şişman değilsek!

23.06.2009 06:12

Fatma K. Barbarosoğlu

Abant Platformunun ev sahipliğinde; "12 Eylül'den AB Sürecine Siyasi Partiler ve Demokratikleşme" sempozyumu, 19-20 Haziran tarihleri arasında gerçekleştirildi.

Müzakereci olarak davet edildiğim toplantıyı, "gözlemci" olarak takip etmeyi tercih ettim. Çünkü söz konusu AB süreci olunca, "bir başörtülü"nün görüşlerinin doğru anlaşılma ihtimali neredeyse hiç yok. Endişelerinizi, itirazlarınızı dile getirdiğinizde, ya "bu işlerden anlamayan kadıncağız" durumuna hapsediliveriyorsunuz, ya da "bu başörtülü kadınlar da sadece başörtüsünü düşünüyorlar"a indirgeniyorsunuz. AK Parti hükümetinin reformlar konusunda "hız kesmesi"nin bile, başörtüsüne özgürlük getiremeyeceklerini anladıkları için adımlarını yavaş atıyorlar şeklinde değerlendirildiğini hatırlatmama gerek yok sanıyorum.

Sol partilerin sahnedeki yokluğundan kaynaklanan dengesiz demokrasimizin tek denge noktasını şimdilik liberaller sağlıyor. AK Parti meşruiyetini liberaller ile olan muhabbet dairesinde sürdürebiliyor. Dairenin bir ucu açıldığında AK Parti hükümeti en sarsıcı eleştirileri alıyor. Liberaller oy vermedikleri bir partiyi denetleme ve "düzeltme" yoluna giderken, partinin oy aldığı tabanının isteklerine uzaklığını demokrasinin güvencesi olarak okuyorlar.

Liberaller ile dindarlar başlık atma ve tema belirleme konusunda fazla sıkıntı çekmiyor. Yirmi yıl öncesi ile mukayese edildiğinde başlık atabilme ve tema belirleyebilme noktasına gelinmiş olunması az bir mesafe değil. Fakat temanın işlenmesi söz konusu olduğunda; bazı liberaller, dindarların hassasiyetini dinleme noktasında oldukça isteksiz.

Liberallerin Türk demokrasisinde tarihi bir denge vazifesi icra ediyor oluşlarına itirazım yok. Sorun şu ki bazen, bazı liberaller, konumlanmış oldukları liberal çizgiyi despot bir "ben bilirim"e evirebiliyorlar. Liberallerin denge politikasındaki etkinlikleri Nasrettin Hoca'nın saz çalmasına benziyor.

Oysa liberallerin, herkesi aynı müzik aleti ile aynı besteyi seslendirmeye ikna etmek yerine, tam aksine herkesin istediği besteyi istediği müzik aleti ile icra etmesini temin konusunda istekli olmaları gerekiyor. Belirleyici olan beste ve müzik aleti değil, onun iyi icra edilmesi ve icra sırasında diğerlerinin rahatsız ve huzursuz edilmemesi olmalı.

Diğer taraftan dindarların AB'ye aşk ile girmek istemeleri de fazlasıyla sorunlu. Aşk ile mantığın ters orantısı dindarların rasyonel davranmasını engelliyor. Dün nefret edilen birliğin, bu gün platonik bir aşka dönüşmüş olmasından sağlıklı bir değişim ve gelişme çıkarmak fazla iyimser bir yaklaşım. Başörtüsü yasakları olmasaydı, AB İslami kesime bu kadar cazip gelir miydi? Değişikliklerin ve tercihlerin günü kurtarmak üzere değil, ilkesel olarak yapılmasını çok önemli buluyorum.

Kamusal alanda dini yaşamak konusunda AB'nin tek reçetesi yok. Fransa gibi kamusal alanda dine tamamen mesafeli bir tavır koyan ülkeler olduğu gibi, İngiltere gibi kamusal alanda dini destekleyen ülkeler de var. Sempozyumun açılış konuşmasını yapan Devlet Bakanı ve AB baş müzakerecisi Egemen Bağış kendi kendine doğru beslenme programını yürütemeyen Türkiye'nin, AB'nin diyet reçetelerine ihtiyacı olduğunu söyledi. AB'nin kendisinin şişman ve hastalıklı taraflarının olmasının, diyet programının kötü olduğu anlamına gelmeyeceğini; kilo vermek istiyorsak, bize diyet listesi veren diyetisyenin kendisinin kilolu olmasına takılmamız gerektiğinin altını çizdi.

Oysa biz çocuklarının şekeri bırakması konusunda nasihat isteyen ebeveyne, susarak cevap veren; ancak kendisi şekeri bıraktıktan sonra çocuğu karşısına alıp "şeker yeme evladım" diyen bir anlayışın mirasını ve kodlarını taşıyoruz. Bizim anlam haritamız bu tavır üzerine oturuyor. Ağzına avuç avuç şeker atan diyetisyenlerin şekerin sağlığa zararlı olduğu konusundaki nasihatleri, "kendilerine daha çok şeker kalsın diye mi bize şekeri yasaklıyorlar acaba?" endişesini taşımamıza sebep oluyor.

AB üyesi olan ülkelerin her biri, kendi tarihi mirasına, toplumsal yapısına, çatışma alanlarına uygun reçeteler uyguladı. İspanya ile İngiltere'yi mukayese etmek mümkün mü? O halde biz AB'nin hangi diyet listesini uygulayacağız? Kamusal alanda dini yaşamak söz konusu olduğunda, başlık ve tema meselesinden metnin yazılış sürecine geçmemiz gerekiyor. Bu manada Abant Platformundaki tartışmalar fazlasıyla büyük harflerden oluşan bir başlık olarak kaldı.

Dindarların her türlü hak ve özgürlük konusunda dini referansları seküler referanslara tercüme etmeye zorlanmış olmaları, İslami kesimdeki sekülerleşmeyi hızlandırdı. Bunun en tipik örneği başörtüsü yasakları üzerinden yaşandı. Başörtüsünün hiç yadırganmadan "kadın hakları" olarak savunulmasından bahsediyorum.

Görüş alanımız daralıyor, birbirimizi algılamakta türlü sıkıntılarımız var. Darbelerin gölgesinde yaşamanın ufkumuzu kararttığı ve kapattığı konusunda laikçiler de dahil olmak üzere herkesin hem fikir olması gerekiyor.

Oysa çoğu zaman kendine Müslüman, kendine liberal olduğumuzu fark etmiyoruz bile . Özgürlükleri kendi sınırlarımızı aşmak için istiyoruz .

İyi de bütün bunları zayıflayarak başarabilecek miyiz?

Ya şişman değilsek!

Biz birbirimizi ikna etmeye çalışırken, ekonomik temele dayanan AB'nin göz açıp kapatıncaya kadar çöktüğünü, çoğulculuğun bittiğini/bitebileceğini şimdiden görmek zorundayız. Yani biz tam şişmanlığımız konusunda hem fikir olmuşken şişmanlığın tanımı yeniden değişebilir.

Darbelerin kılıcı altında icraat eylemeye çalışan hükümetler için AB birliğine girmenin dışında bir seçenek yok. Siyasi ve hukuki olarak AB'ye girme projesi anlaşabilir bir durum. Sorun, sosyolojik ve psikolojik sıkıntılarımızı AB'ye havale etmemiz.

Yani değerler hiyerarşisi konusunda AB'den yardım beklemeye itirazım var. AB denen beyaz atlı prensin/ya da prensesin bizi bir gecede zengin, güzel ve sağlıklı kılacağı, herkesin herkesi anlayacağı bir ortam oluşturacağı zannına; yani onlar ermiş muradına biz çıkalım AB bahçesi masalına itirazım var.

Umarım derdimi doğru anlatabilmişimdir. Yani ne zinhar AB olmaz diyenlerin tarafındayım ne de AB'yi kızıl elma olarak ufka yerleştirmiş olanların tarafında.

YENİ ŞAFAK

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim