Ya İran, Suriye konusunda başka türlü davransaydı?

10.09.2012 06:48

Yasin Aktay

Suriye ile birlikte bambaşka bir mecraya sürüklenen Arap Uyanışı'nın mezhepçi bir gaflet tehdidiyle karşı karşıya kaldığından bahsetmiştik. Özgür Suriye Ordusu ile Suriye Ulusal Meclisi ısrarla isyanın Nusayriliğe veya Şiiliğe karşı değil katliam suçunu işlemekte olan Baas diktatörlüğüne ve terörüne karşı olduğunu ne kadar vurgulasa da mezhepçi algılar yayılmaktan geri durmuyor. Bunda Baas rejiminin kendini cansiparane savunurken kurduğu barikata bol bol mezhepçi söylemleri boca etmesinin payı çok daha büyük.

İşin doğrusu mezhepçiliğin bu ortamda oynayabildiği rol biraz barınak malzemesi ama biraz canlı kalkan rolü. Vaki olan çatışma ortamında çatışan diğer unsurların vurmaktan çekindikleri, Baasçıların ise öne sürmekten hiçbir şekilde çekinmedikleri bir kalkan.

Öne sürmekten hiç çekinmiyorlar çünkü aslında mezhebe de muhtevasına da verdikleri bir değer yok, onun veya değerlerinin veya mensuplarının harcanmasından bir endişe duydukları da yok. Tıpkı sivil halkın arasına karışıp oradan ateş açan PKK'nın güvenlik güçlerini katliam yapmaya kışkırtması gibi, Mezhep söylemini bu işte hoyratça kullananlar da bu alanda bir değerler katliamı yapmaya kışkırtıyorlar. Tıpkı PKK'nın sivil Kürtlerin zarar görmesinden bir endişesi olmadığı, onların hayatlarına dair en ufak bir kaygısı olmadığı gibi Baasçıların da aslında Nusayriliğin, Şiiliğin veya Aleviliğin bu işlemde göreceği zararla ilgili hiçbir endişe taşıdığı yok.

Savaş özü itibariyle hiledir, yanıltmadır ama hiçbir kuralı ve ahlakı olmayan bir oyun değildir. Esat rejiminin savaşta gözettiği hiçbir ilke, hiçbir değer yok, nerde kaldı Nusayriliğin veya Aleviliğin değerleri? Bunlara dair en ufak bir kaygı duyulduğuna dair bir işaret olsaydı işlerin bu noktaya gelmiş olması anlaşılamazdı. Oysa işler bu noktaya geldiyse dinî-mezhebî değerler veya yararlar (maslahatların) hiçbir şekilde gözetilmemiş olmalı.

Aslında İran'ın da Suriye'de veya Irak'ta izlemekte olduğu siyasetin Şiiliğiyle ilgili olduğu, sorgulanması gereken bir değerlendirme. Son yazımda Arap Uyanışı'nın bugün Suriye'de Esad'ın Şiiliği istismarı ve İran'ın da buna çanak tutması yüzünden bir mezhepçilik saptırmasına maruz kaldığından bahsetmiştim.

Bunu söylerken tabii ki olayı bir mezhepçilik eksenine çekmenin ne Şiiliğe ne de İran'a bir faydası olabileceğini de eklemiştim. Behram Hesen isimli bir okuyucum İran'ın bu siyasi tercihlerinin aslında "zaten" Şiilik'le ilgisi olmadığını anlatarak itiraz etmiş söylediklerime. Doğrusu Hesen'in verdiği örnekler benim söylediklerim arasında eksik bıraktıklarımı tamamlayacak cinsten. "İran'ın bölgesel politikaları söz konusu olduğunda değerlere, söz konusu değerler devlet çıkarlarına hizmet ettiği ölçüde başvurulmaktadır" diyor Hesen, arkasından ekliyor:

"Filistin'de İsrail'e karşı mücadele eden Sünni kesimlere çok ciddi boyutlarda destek veren İran, Karabağ sorununda % 70'e yakını Şii olan Azerbaycan halkına karşı Ermenistan'ı desteklemektedir. İran resmi olarak Nusayrileri "hak mezhep" statüsünde kabul etmemektedir. Fakat devlet çıkarları nedeniyle, kimlik açısından onunla aynı saftaymış gibi davranmaktadır. Eminim İran'la aynı cephede olmayan "Gerçek Şiiler" bugün Suriye'de aynı katliamları yapsalardı, İran'ın pozisyonu bugünkünün tam tersi olurdu. Aynı şekilde İran'ı destekleyen Sünni bir Suriye yönetimi de katil olarak değil, "teröristlere karşı savaşan" bir yönetim olarak değerlendirilecekti İran tarafından. Kısacası İran söz konusu olunca, Türkiye tarihsel reflekslerle hemen Şii kimliğe dayanan bir politika yapan bir devlet düşünmemeli."

Bunlar mezhep faktörünün ne kadar araçsallaşabiliyor olduğunun ilginç ama isabetli örnekleri. Oysa burada İran diplomasisine atfedilen tarihsel ve efsanevi derinlikle bağdaşmadığını düşündüğümüz şey İran'ın mezhepçilik saikıyla hareket ediyor olması değildi. Arap devrimlerinin başında İran'ın takındığı tutum Türkiye'nin paralelinde bir tutumdu ve bu tutumdan dolayı geleceği inşa etmekte öne çıkacak olan Arap halkları nezdinde büyük bir itibar kazanıyordu.

Oysa Suriye ve Irak'ta sergilediği siyaset İran'ın bu itibarını Arap halkları nezdinde yerle bir etmiş durumda. Bütün cürümlerine rağmen Esat'a vermekte ısrar ettiği desteğin gerçekten de mezheple ilgisi yok, ama bu destek yüzünden hem mezhepçi bir algıya sıkışıp kalıyor hem eninde sonunda kaybedecek bir seçeneğe oynamış oluyor hem de bu yolla yeniden şekillenmekte olan Ortadoğu'nun geleceğinde herhangi bir iddia sahibi olma şansını kaybediyor. Anlayacağınız, Esat'a verdiği destek İran'a çok pahalıya mal oluyor. Bu pahanın içine Türkiye ile düştüğü ayrılığı aslında ön sıralara koymanız lazım.

Daha önce yazmıştık, dün de Taha Özhan Açık Görüş'te yazmış: Türkiye Baas rejimini destekleseydi veya bugünkü siyasetini izlememiş olsaydı, pasif veya seyirci davransaydı durumu ne olurdu? Suriye konusunda Türkiye'nin baştan itibaren izlediği siyasetin aynasını biraz da İran üzerinden tutabiliriz aslında. Bugün Mısır, Tunus, Libya ve diğer Arap halkları nezdinde İran ne durumdaysa, Esad'ı desteklemeyip seyirci kalması halinde bile Türkiye'nin çok daha beter durumda olacağını böyle bir karşılaştırma rahatlıkla gösterir. Aslında aklımızı biraz da iyimser bir senaryo için çalıştırabiliriz. Tam tersine İran Suriye'de başka türlü davransaydı, Esat'ın katliamlarına seyirci kalmayıp onun üzerinde bir baskı oluştursaydı, bugün İran Ortadoğu'da, Suriye'de hatta Türkiye'de ne durumda olurdu.

Buradan karşılaştırmalı bir dış politika veya diplomasi derinliği değerlendirmesi için gayet bol malzeme bulabilirsiniz.

YENİ ŞAFAK

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim