1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Ya Esed’insin ya da Kara Toprağın
Ya Esed’insin ya da Kara Toprağın

Ya Esed’insin ya da Kara Toprağın

Suriye’deki halk ayaklanmasının kan ve yıkımla bastırılmasında Esed/Baas cuntasıyla kader birliği yapmış bir İran’a kim, nasıl ve neden güven duysun?

A+A-

Kenan ALPAY

Direnişin Altın Halkası

İran'da Rehber Ayetullah Ali Hamaney'in Uluslararası İlişkiler Danışmanı Ali Ekber Velayeti, verdiği bir demeçte, bölgedeki 'İslami uyanış' sürecinin durdurulması için Suriye'nin hedef seçildiğini iddia etti. Velayeti, İran cephesinden meselenin nasıl göründüğünü şöyle özetliyor: 'Siyonistlere karşı mücadele edenlere muhalif olan bölgedeki gericiler ve Batılılar, Suriye'ye saldırarak aslında direniş hattının altın halkasına saldırıyorlar.'

Herkes biliyor ki İran başından beri Suriye rejiminin bekasını tartışılamaz bir ‘kırmızıçizgi’ olarak görüyor. İran, İsrail'e karşı mücadelede Esed/Baas rejimini eşi-benzeri bulunmaz ve asla vazgeçilemez bir stratejik ortak olarak görüyor.

Ya Esed’insin Ya da Kara Toprağın

Velayeti’nin ağzından dökülen şu cümleler İran İslam Cumhuriyeti’nin Suriye’deki Baas/Esed rejimiyle nasıl bir kader ortaklığı içinde olduğunu da gözler önüne seriyor: “Suriye'ye saldırı, İran'a ve müttefiklerine yapılmış sayılır.

Direnişin Altın Halkası’ gibi bir sıfatın İran tarafından Esed/Baas rejimine yakıştırdığı tarih Suriye’deki askeri cuntanın tam 50. yılına denk geliyor. Baba Hafız Esed ve oğul Beşşar Esed hanedanının Suriye halkını işkence ve katliam altında tuttuğu bir vasatta İran’ın Suriye rejimini ne temize çıkarabilme ne de bekasını temin edebilme imkânı var.

İran sadece ve sadece kan dökmesi ve yıkımı arttırması için Şebbiha ve Muhaberat rejimine zaman kazandırabilir. Zaman kazandırdığı rejim İran’a ne bir prestij ne bir hayır ne de bir fayda sağlayabilir. Peki, İran Suriye’deki cinayet şebekesinin ortağı (ya da patronu) olmaktaki ısrarıyla ne kazanmayı umuyor?

Suriye’de Baas/Esed rejimi tarafından tecavüze uğrayan kadınların, boğazlanan çocukların, işkence altında inletilen onurlu insanların acı ve ıstırapları üzerinden İran ulusal menfaatlerini koruma ve kollamanın peşine düşmüş. Oysa İslam İnkılâbı sırasında çokça söylenen bir marşın sözleri şöyleydi: “Kalkın ey halklar kalkın, Rehberiniz geldi!” Hatırladığım kadarıyla bu gibi marşların söylendiği zamanlarda halklar arasında “Suriye halkı siz kalkmayın” filan diye de istisna edilmemişti.

Muhaberat ve Şebbihaların Suriye halkına karşı küfür yerine kullandığı “tekfirci, el-Kaideci, Vahhabi” gibi birçok yaftayı aynen propaganda ederek İran’ın en küçük bir meşruiyet ve en basit bir sempati kazanamayacağı besbelli. Suriye’deki halkı beğenmeyen, halkın talep ve itirazlarına karşı despotik Esed/Baas rejimiyle safları sıklaştıran İran’ın diplomatik ayak oyunlarıyla alabileceği mesafe fazla uzak değil.

Ne Rehbere Ne de Mehdi’ye Güvendiler

Suriye’deki halk ayaklanmasının kan ve yıkımla bastırılmasında Esed/Baas cuntasıyla kader birliği yapmış bir İran’a kim, nasıl ve neden güven duysun? Pers-Acem diplomasisi diye birileri tarafından çokça övülen kirli-kanlı ilişki biçimlerinin ne derece köklü ve başarılı olduğunu biz takdir edemeyiz elbet. Fakat bu diplomasi stratejisinin ne insani ne de İslami herhangi bir değerle ilişkisinin kurulamayacağını rahatlıkla ifade edebiliriz.

Yazının Devamı…

HABERE YORUM KAT