1. YAZARLAR

  2. Bülent Korucu

  3. Ya başarsalardı!
Bülent Korucu

Bülent Korucu

Yazarın Tüm Yazıları >

Ya başarsalardı!

A+A-

Gözlerinizi kapatın, birlikte hayalen bir seyahat yapalım. Aslında yolculuğumuz kâbuslar âlemine olacak; onun için sıkı tutunun.

Tarih 17 Mayıs 2006; Danıştay'da duyulan silah seslerinin İkinci Daire'den geldiği anlaşılıyor. Odaya giren güvenlik birimleri Mustafa Yücel Özbilgin'in cesedi ve diğer üyelerin yaralı bedenleriyle karşılaşıyor. Katil kaçtığı için spekülasyonlar birbirini kovalıyor. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Danıştay Başsavcısı Tansel Çölaşan ve anamuhalefet lideri Deniz Baykal bilinen açıklamalarını yapıyor. Çok geçmeden ajanslara gönderilen bir faks ortamı iyice geriyor. İslamcı bir örgüt cinayeti üstleniyor ve ilgili dairenin verdiği başörtüsü aleyhtarı kararları cezalandırdığını açıklıyor.

İnsanlar sokaklara dökülüyor. 'Türkiye laiktir laik kalacak' sloganlarına hükümet karşıtı nutuklar eşlik ediyor. Kocatepe Camii'ndeki cenaze töreninde linçten kıl payı kurtulan bakanlar, bırakın sokağa çıkmayı, pencereden bakamaz hale geliyor. Gazeteler ilk günkü 'laikliğe kurşun, kaşıya kaşıya' gibi manşetleri sertleştirerek sürdürüyor. Caddelerdeki 'hükümet istifa' seslerine gazeteler ve televizyonlar destek veriyor. Asker ve darbe kelimeleri kulaktan kulağa yayılıyor. AK Parti içinde çatlamalar başlıyor. Karargâha çağrılan milletvekillerinden önemli kısmı çeşitli gerekçeler göstererek istifa ediyor. Hükümet çekilmek zorunda kalıyor. İstifacıların kurduğu Ayışığı Partisi'nin desteği ile CHP azınlık hükümeti kuruluyor. Genel Başkan Deniz Baykal kendine 'ara rejim başbakanı' dedirtmek istemediği için kabineyi kurma görevini Kemal Anadol'a devrediyor. Hükümetten 82 Anayasası'ndaki 'aşırı özgürlükçü' maddelerin düzeltilmesi istenirken; yargıya da, gemi azıya alan gerici kalkışmayı en sert biçimde cezalandırması vazifesi verilir. Yüksek yargı mensuplarının katıldığı brifinglerde hangi maddelerin nasıl yorumlanması gerektiği konusunda tank binbaşı Çetin Caner'in sözleri ayakta alkışlanır. Askerler sokakta başörtülü ve sakallı avına başlar. Gerici kalkışmaya yardım ve yataklık ettiği bilinen İkinci Cumhuriyetçi 'liboşlar' da hedef tahtasındadır. Bilhassa Altan kardeşler, hem sakallı hem liboş oldukları için haklarında yakalama emri çıkarılmıştır. Burada filmi 15 yıl ileriye saralım. Hayatını kaybeden yargıcın eşi bir gazeteye verdiği beyanatta şunları söylüyor: "O gün gerçeklerle yüzleşme cesareti gösteremedik. Söylenenlere inanmak zorunda kaldık. Artık, katillerin bize söylenen kişiler olmadığına inanıyorum."

Senaryoyu okuyanların 'yok daha neler' diyeceğini sanmıyorum. Çünkü yukarıda yazdıklarım defalarca sahnelenmiş bir senaryonun kopyası. Zamana ve kişilere göre küçük değişiklikler var sadece. Aslında ben çok iyimser bir kolaj yaptım ve çoğunlukla hafif alternatifleri sıraladım. Şu anda mahkeme önünde olan ve aynı tarihlerde yazıldığı bilinen senaryolar bu kadar iç açıcı değil. Tersine 27 Mayıs'ı, 12 Mart'ı, 12 Eylül'ü ve 28 Şubat'ı yetersiz gören; daha ileri şeyler yapmak gerektiğinden dem vuran metinler var elimizde. Daha önce Aksiyon dergisi kapaktan aynı soruyu sormuştu: Ya başarsalardı? Danıştay binasındaki güvenlik kamerası kayıtlarının 'geri döndürülemeyecek biçimde silindiği'ne ilişkin TÜBİTAK raporu, durumun vahametini gösteriyor. Birileri bütün ayrıntıları düşünmüş, tedbirleri almış. Ama göbekli bir polisin katil Alparslan Arslan'ı yakalayabileceğine ihtimal vermemişler. Her şeye rağmen senaryoyu sürdürebildikleri kadar sürdürdüler. Çok şükür başaramadılar. Peki tekrar denemeyeceklerinden, denemediklerinden emin misiniz? b.korucu@zaman.com.tr

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT